İnanç, Kuşku ve Fanatizm, Osho

Kuşku duyarsan, zekan güçlenir. İnanırsan zekan paslanır, tozlanmaya başlar: Çünkü kullanmıyorsundur. Kuşkunun zekayı güçlendirmesinin çok temel bir sebebi vardır. Kuşku duyarken rahat edemezsin. Bir şey yapmak zorunda hissedersin; yanıtı bulmak zorundasındır. Yanıtı bulana dek kuşku seni yiyip bitirir ve kuşku bu şekilde zekanı güçlendirir. Ama tüm dinler kuşkunun günah olduğunu, inanmanın dindarlık olduğunu öğretir….

Osho

Merhaba,

Dış dünyanın sorumlulukları bittikten sonra içsel dünyanın gıdası olan besinleri alarak her iki dünya arasında köprü kurma zamanı.

Not aldığım konulardan birinin “inanç” olduğunu belirterek, misyonunu tamamlamış duayenlerin bizlerle iletişim halinde olan eserlerini paylaşıyorum. Misyon sahibi olan ustalardan biri de Osho.

İnanç, Kuşku ve Fanatizm‘de, Osho eşsiz ve genelde şaşırtıcı bakış açısıyla, insanları karşıt gruplara ve özünde her “ötekini” “düşman” olarak görmenin esas olduğu bilinç sistemlerine ayıran güçleri ele alıyor.

Gerçekten arayış içinde olan bir insan kendini teselli etmek için herhangi bir inanç aramaz. Kendi içinde, kuşkunun da ötesine geçen daha derin bir merkez bulmaya çalışır. Bu, anlaşılmalıdır. Kendi benliğinde, kuşkunun dışarıda kaldığı bir canlılık noktasına kadar inmelisin. Bunu yapmak yerine insanlar dışarıdaki inançlara tutunurlar ve kuşkular derinlerde var olmayı sürdürür. Olması gereken, bunun tam tersidir.
Benliğinin derinliğine in. Kuşkuyu dert etme, onu es geç. Bırak, orada dursun! Kendini bir inancın içine saklamaya çalışma, devekuşu gibi başını gömme. Kuşkuyla yüzleş ve onun ötesine geç. Kuşkudan daha derine in. O zaman benliğinde bir an gelir… çünkü en derinde, merkezin ortasında, yalnızca hayat vardır. İçindeki o derin noktaya dokunduğunda, kuşku uzakta, dışarıda kalır. Kolaylıkla vazgeçilebilir. Ve ondan vazgeçmek için herhangi bir inanca tutunman gerekmez. Sadece kuşkunun aptallığını görürsün. Gülünçlüğünü fark edersin. Kuşkunun tüm hayatına nasıl zarar verdiğini, nasıl sürekli benliğini aşındırdığını, seni nasıl zehirlediğini görürsün. Kuşkunun zehirli olduğunu ve sana mutlu olma izni vermediğini görerek büyük bir fırsatı kaçırdığını anlarsın. Ondan vazgeçersin. Kuşku yerine inanca tutunmazsın. Gerçek bir güven insanının inancı yoktur, o yalnızca güvenir. Çünkü hayatın ne kadar güzel olduğunu anlamıştır. Hayatın ne kadar ebedi, zamansız olduğunu görmüştür.
Tanrı krallığının kendi içinde var olduğunu fark etmiştir.

Din, herhangi bir inanç için arayış değildir. Din, benliğinin temelini bilme, varoluşunun özüne dokunma gayretidir. Varoluşun bu öz deneyimi, gerçek sözcüğünü kullandığımızda kastettiğimiz şeydir. Varoluşçudur. Bir deneyimdir.

Güneş’e inanıyor musun” , “Aya’a inanıyor musun?”, “Ağaca inanıyor musun?” diye soruyor musunuz? Buna gerek var mıdır? Orada olup olmadığını görürsün. Gerçeklerin değil, yalnızca kurguların inanılmaya ihtiyacı vardır.

İnsanlık tarihinde yapılan kazı çalışmaları gösteriyor ki kurgu dünyasında inanılan şeyler uğruna insanlar birbirlerine yüzyıllardır zarar veriyor. Ötekileştiriyor ve düşman ilan ediyor. Güven insanı olma yolunda gelişmek için yeni bilgi gerekli. Bu BİLGİ nasıl olmalı ki farklı inanış, hissedişte olan insanları biraraya getirsin.

İnanç, Kuşku ve Fanatizm, Osho okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Sevginin Gücü, Osho

Sevgi var olmanın saf mutluluğundan doğan şiirselliktir.

Merhaba,

Sevginin gücünü ne kadar anlamış görünüyoruz?

Uzun zamandır, okuma listemde yer alan Sevginin Gücü, Osho kitabını, “Oda Kitap“aracılığıyla sipariş ettim. Kitaplarda %40- %50 indirim var. Uygun fiyatlara aldığımı belirtmeliyim.

Sipariş ettiğim tüm kitapları korunaklı bir şekilde, gönderdikleri için teşekkür ederim.

Kitabın arka kapağından biraz seslenmek gerekirse;

“Sevgi var olmanın saf mutluluğundan doğan şiirselliktir. Sevgi şarkıdır, danstır, kutlamadır; Bir minnet şarkısı, bir şükran dansı, bazen sebepsiz yere, bazen dört bir yanımızı kuşatan bu muazzam armağan İçin, bu bütün evren için, topraktan kutsal güce kadar her şey için bir kutlamadır.”

Okuduktan sonra, kendi yorumumu ekleyeceğim.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara hatırlatma amacıyla.

Yazarlar sizleri okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre


Osho yirminci yüzyılın en ilham verici spiritüel öğretmenlerinden biridir. İçsel dönüşüm bilimine yaptığı devrimsel katkılarıyla tanınır. Öğretilerinin etkisi yayılmaya ve dünyanın hemen her ülkesinde her yaştan insana ulaşmaya devam eder.

Sizler hangi kitaplarını okudunuz?

İnsanın Anlam Arayışı, Victor E. Frankl

Merhaba,

İzmir, Hastane ziyareti ardından büyük bir keyifle ziyaret ettiğim, inkilap Kitabevi. Uzun bir aradan sonra, dışarıda bastonumla nefes almak, kasları çalıştırmak ve dahası çok iyi geldi.

Aradığım, kitabı nihayet bulmuş olmanın sevinci de ayrı.

“İnsanın Anlam Arayışı” otuzun üzerinde yabancı dile çevrilmiş. Victor E. Frankl kitabında ne yazıyor olmalı ki, bütün dünyada 15 milyonun üzerinde satışı gerçekleşmiş.

Viktor Frankl, insanlığın gördüğü en büyük acılar içinde birey olarak büyümeyi ve tek parça hâlinde kalmayı başarmış kişilerden biridir.  Avusturyalı bir doktor ve psikiyatr olan Frankl, 1905 senesinde orta sınıfa mensup bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmişti. 

“Bir durumu değiştiremiyorsak, kendimizi değiştirmemiz gerekir.”

Viktor Frankl

Kitabın satırları arasından seslenir,

“İçinde yaşadığı şartlar ne kadar ürkütücü olursa olsun, bir hastada, yaşam karşısında sorumlu olduğu duygusu nasıl uyandırılabilir?”

“Çağımızın içinde bulunduğu acınası durumun bir dışavurumu olarak gördüğümü söylemekten ibarettir: eğer yüz binlerce insan, yaşamın anlamına ilişkin çok az şey vaat eden bir kitaba yöneliyorsa, bu insanların iliklerinde hissettikleri kavurucu bir sorun demektir.”

Ve kitabın en önemli bölümüne giriş yaptığımızda,

” Toplama kampı deneyimlerini paylaşırken,elindeki tomar kağıdı göstererek, “Bakın, bu, bilimsel bir kitabın el yazması. Ne diyeceğinizi biliyorum; yaşadığım İçin minnet duymam gerektiğini, kaderden sadece bunu bekleyeceğimi söyleyeceksiniz. Ama yapamam. Bu kitabı ne pahasına olursa olsun korumam gerek; bu benim hayatımın çalışması. Anlıyor musunuz?”

Duş için sıra beklerken, çıplaklığımızı iliklerimizde duyumsamıştık; Artık çıplak vücutlarımızda başka gerçekten hiçbir şeyimiz kalmamıştı; tüyümüz bile yoktu; sahip olduğunuz tek şey, kelimenin tam anlamıyla çıplak varoluşumuzda.”

Tüm tüylerini kaybeden biri olarak, iliklerime kadar anlaşıldığımı hissettim …

Bu satırları okuduktan sonra farklı boyutlarda yaşadığımız gerçeklik. Aynı noktada birleştiriyordu.

Anlatabiliyor muyum?

Kitabın hepsini yazamam. Sizlere de okumak, öğrenmek İçin bir şeyler kalsın.

Viktor E.Frankl ile kitabı aracılığıyla tanışmasaydım, çok şey kaçırmış olacağımı düşünüyorum. Karşılıklı konuşuyor gibi satırlarını soluksuz okumak, insana dair çok şey öğretti. Hayranlık duydum. Kendisiyle, terapi yapmak ise ayrı bir keyif olurdu.

Bir insanın kendi kaderini ve içerdiği olanca acıyı kabul ediş yolu, kendi davasını seçiş yolu, ona, en ağır koşullar altında bile, yaşamına daha derin bir anlam katma fırsatı verir. Yaşam, yiğitçe, onurlu ve özgecil olabilir. Ya da bu şiddetli kendini koruma kavgasında kişi, kendi insan onurunu unutup bir hayvan düzeyine inebilir. Burada, insanın zor bir durumun sunduğu ahlaki değerlere ulaşma fırsatlarından yararlanma ya da vazgeçme arasındaki seçimi yatmaktadır. Bu da, o insanın acılarına değip değmediğini belirler.”

Ancak az sayıda insanın böylesine yüksek ahlaki standartlara ulaşma yetisine sahip olduğu doğrudur.

İçsel gücünüz, dışsal kaderinizin üzerine çıkabilir. İnsan, kendi acıları yoluyla bir şeye ulaşma şansıyla birlikte, her yerde kaderle karşı karşıyadır.

Onca acıdan geçtikten sonra bizlere bıraktığı değerli kitap. “İnsanı insan yapan nedir?”sorusuna cevap veriyor.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amacıyla.

En çok saygı duyulan insanların, büyük sanatçılar, ünlü bilimciler, büyük devlet adamları ya da sporcular değil, yaşadıkları kötü kaderin efendisi olmayı başaran insanlar olduğunu göstermiştir.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Doğru Meslek Üzerine, J. Krishnamurti

Her insanın geçimini doğru yoldan sağlamanın ne olduğunu bilmesi gerekmez mi? Eğer bir açgözlü, kıskanç ve güç peşindeysek, o zaman bizim geçimimizi sağlama yollarımız içsel isteklerimize bağlı olacaktır ve böylelikle eninde sonunda savaşla sonuçlanacak yarışmacı, acımasız ve baskı dolu bir dünya doğuracaktır.

Merhaba,

Okumayı, yazmayı bilseniz, çeşitli konularda okusanız bile, yine de ortalama insanlar olarak kalıyorsunuz. Ortalama ne demektir biliyor musunuz?

Tepenin yarısına kadar çıkmak, asla zirveye ulaşamamak. Ortalama insan asla kendisinden kusursuzu, en yüksek şeyi istemez. Ama öğrenmek sonsuzdur, gerçekten bir sonu yoktur.

Peki kimden öğreniyorsunuz?

Kitaplardan mı?

Eğitmenlerden mi?

Ya da belki, parlak zihniniz varsa, seyrederek mi?

Şu ana kadar görünen o ki dışarıdan öğreniyorsunuz: öğreniyor, bilgi biriktiriyor, sonra o bilgiden hareket ediyor, mesleğinizi oluşturuyorsunuz.

Kendinizden öğreniyorsanız bir başka deyişle, kendinizi, önyargılarınızı, belirli varlığınızı, inançlarınızı seyrederek öğreniyorsanız, düşüncenizin inceliklerini, akbalığınızı , duyarlılığınızı izliyorsanız, o zaman kendiniz hem öğreten hem de öğrenen olursunuz.

Oysa ne olduğunuzu öğrenmek çok çok önemlidir, çünkü bu denli bozulmuş, ahlaksız, şiddetin hızla yayıldığı, saldırgan, herkesin kendi başarısının, doyum arayışının peşinden koştuğu bu toplumu yaratan şu andaki halinizdir.

Ne olduğunuzu başkası aracılığıyla değil, kendinizi seyrederek öğrenin: ama kınamadan ” Ben böyleyim. Ben değişmem “, demeden. Kendinizi hiçbir tür tepki, direnç olmadan seyrederseniz, bu seyrediş iş görür; tıpkı bir alev gibi kişinin saçmalıklarını, yanılsamalarını kül eder.

Dolayısıyla öğrenmek önemlidir.

Koçluk Eğitimi de yukarıda J.Krishnamurti , “Doğru Meslek Üzerine” kitabından paylaştığım hızlı öğrenmenin, sorgulamanın, kendini seyretmenin, güçlü sorularla bireyin kendisiyle yüzleşmesidir.

Günümüzde meslek doğru bir şekilde algılanmasa da görevim yeri gelmişken, detaylarıyla anlatmamı gerektirir.

Sizler, kendiniz için doğru mesleği yapıyor musunuz?

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amacıyla.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Ecce Homo, Friedrich Nietzsche

Kitaplarla haşır neşir olmuyorsa, düşünmüyordur.


Merhaba,

Kişi nasıl olduğu kişi olur?

Gün batımı ve mis gibi bir çay eşliğinde okunan kitap.

Friedrich Nietzsche, geleneksel din, ahlak ve felsefe anlayışını kendine özgü yoğun ve çarpıcı bir dille eleştiren en etkili felsefecilerden.

Böyle Söyledi Zerdüşt, insanca Pek İnsanca‘ dan sonra kitap listemde yerini alan , Ecce Homo, Kişi Nasıl Olduğu Kimse Olur.

Hastalığım beni akıla, akıl üzerinde düşünmeye, gerçekliğe zorlanmasaydı. Şimdi, uzun bir alıştırma sonunda iklimsel ve meteorolojik kökenli etkileri, kendi üzerimde sanki çok hassas ve güvenilir bir aygıttan okuyormuşçasına okuyabiliyor ve Torino’da ya da Milano’da yaptığım kısa bir yolculukta havanın nem oranlarındaki değişikliği kendi üstümde fizyolojik olarak hesaplayabiliyorken, yaşamının 10 yıldan hep öncesinin hep yanlış ve bana adeta yasak yerlerde geçirdiğim yaşamsal açıdan en tehlikeli yıllar olduğunu düşününce dehşete kapılıyorum.”

Okumak beni tam da kendi ciddiyetimden uzaklaştırır. Çok yoğun çalıştığım dönemlerde hiçbir kitap görülmez yanımda; herhangi birinin yanı başımda konuşmasına, hatta düşünmesine izin vermekten sakınırım. Okumak da budur zaten…

Yabancı bir düşüncenin gizliden gizliye duvarı aşmasına izin verecek miyim?

Okumak da budur zaten… ”

Hastalığı boyunca kendini gözlemleyen, okuyucusuyla sohbet edercesine kullandığı yazı dili, yabancının düşünceleri her kitabında, benim duvarımı aşıyor. Aktardığı her cümle derin düşünmeyi sağlıyor. Cümle sonlarındaki uyum, dikkat çekiyor. Şiir dinlercesine.

Peki, kişi olduğu kişi nasıl olur?

” Değerlerin yeniden değerlendirilmesi görevi için belki de bir kişide bir arada bulunanlardan daha fazla yeti, her şeyden önce zıt yetilerin birbirlerini rahatsız etmeden, bozmadan bir arada olması gerekliydi. Yetilerin hiyerarşisi ; mesafe; düşman etmeden ayırma sanatı ; hiçbir şeyi karıştırmama, hiçbir şeyi “uzlaştırmama” yine de kaosun zıddı olan muazzam bir çoğulluk buydu ön koşulu, uzun süren gizli çalışması ve sanatçılığı içgüdümün. “

İçinizde neyin büyüdüğünü seziyor musunuz?

Ecce Homo, Friedrich Nietzsche, kitabını buraya bırakıyorum. Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle

Yasemin Emre

Osho Terapi

Ben sana bilinçli bir şekilde delirmeni söylüyorum. Ve aklına ne gelirse, ne olursa olsun,onu ifade et ve onunla işbirliği yap. Direnme, duyguların akmasına izin ver.

Merhaba,

OshoTerapi, kitabı 21 tanınmış terapist, aydınlanmış bir mistiğin çalışmalarına nasıl ilham verdiğini anlatıyor.

Olanı olduğu gibi kabullenmek. Bu kişiyi, farklı olmaya çalışmak yerine olduğu gibi keşfetmeye davet ettiğim anlamına gelir. Yapması imkansız gibi gelse de olayları kabul etmeyi öğrenmek faydalıdır. İnsan en zorlu durumları bile kabul ettiğinde rahatlamaya başlar ve bir kez rahatladı mı, büyüme ve değişim İçin alan açılır.

İçsel bir alan hissi yaratmak. Bireysel alanı hissedebilir. Bir insan bir alan açtığında, duruma, yeni bir anlayış ve farkındalık alanıyla bağ kurarak farklı bir perspektiften bakma olasılığı vardır.

Yeni bir perspektif yaratmak.

Kişinin bedeninde ve benliğinde var olduğunu hissedebilmesi için bedeninde ya da ruhunda bir kaynak bulmasına yardımcı olmak.

Sahipsiz bıraktığınız parçalarınızı kabul ve entegre etmeyi öğrenmek.

Kitabın tüm satırlarının, sesi olamam. Sizlere de okumak İçin bir şeyler kalsın.

Terapi kendi başına bir basamak olarak kullanılabilir, ama sadece terapiyi bilir ve onun ötesinde hiçbir şey bilmiyorsan, basamak olacak şey bir engele dönüşebilir.”

Osho

Başucu kitabıyla huzura çekiliyorum. Dinginlik, sessizlik…

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle

Yasemin Emre

Varoluşçuluk Nedir? Jean Paul Sartre

Merhaba,

“Bugüne değin çeşitli yanıtlar verilmiş bir sorudur. Sartre’ye göre Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır. Ona göre varoluşçuluk insan da, ama yalnız insanda özden önce gelir. Bu demektir ki insan önce vardır; sonra şöyle ya da böyle olur. Çünkü o, özünü kendisi yaratır. Nasıl mı? Şöyle ” Dünyaya atılarak, orada acı çekerek, savaşarak yavaş yavaş kendini belirler. Bu belirleme yolu hiç kapanmaz…”

Sartre’ yi kitaplarında ve hayatını araştırdığımda tanıdım. Özellikle ruhumdaki edebiyatçıya iyi geldiğini söyleyebilirim. Kendisinden biraz bahsetmek istiyorum.

“Sartre durmadan okur, düşünür, gücünü dener. Özel felsefe incelemelerini kaleme alır. Artık yazar olmayı kafasına koymuştur. Bu istekle kendine özgü bir tutum, bir anlatım arar. Ama bunu bulması kolay olmaz. Gençliğinde bir yığın deneme karalar. Şimdiye değin basılmayan bu denemelerin neler olduğunu bilmiyoruz. ”

Bu eserlere yeni edebiyatın en yüksek örnekleri denilebilir mi?

Ayrıca, popüler kültürün dayatma kişisel gelişim sözleri yerine, böyle ustaların “arayan” insanların geldiği nokta, beni yapmak istediğim bu güzel işte etkiliyor diyebilirim.

Bilgisiz kalem, emeksiz iş olmaz.

Ezbere değil, anlayarak kavrayarak, kendimizi her an “düzelterek” ve “kendimi seçerek” istenilen bilinç seviyesine gelebilirim, gelebiliriz.

Ben değişirsem, realite de değişir.

Egoizm dolu bu yaşamda, Asıl başarı benim için bu…

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgi’yle

Yasemin Emre

İnsanlık Değişebilir mi? Krishnamurti

Merhaba,

İnsanlık Değişebilir mi? Krishnamurti den okuduğum harika bir eser, daha…

Değişim üzerine güçlü bir soruyla başlayalım istedim.

Bunu neden yaptığımı görebiliyorum, aslında yapmamam gerekirdi.” dediğiniz ve hali hazırda yaptığınız neler var?

Bunun üzerine konuşalım demiyeceğim. Sadece kendi içinizde bu sorunun cevabını düşünün.

Hali hazırda yapmaya devam ediyorsanız değişebilir misiniz?

Böyle durumlarda kişi davranışının nedenini ve böyle davranmaması gerektiğini apaçık görür ama sonra aynı tavrı tekrarlar. Davranışımızla ilgili anlayışımız sözel ya da zihinseldir ” Şimdi gerçekten anladım” derken kastettiğimiz köklü sezgiden yoksundur.

Budist öğdetide bilginin üç düzeyi bulunur. Öğrenme, kitaplar ve öğretmen aracılığı ile bilgeliye ulaştığımız ve kişiliğimizi tanıdığımız birinci düzeye shrutamaya- prajna denir. Sonra düşünerek ve edindiğimiz bilgi ile meditasyon yaparak, hala sözcükleri ve dili kullandığımız gelişmişlik düzeyi chintamaya- prajna dır. Öte yandan en yüksek düzey bilgelik sözcüklerin ötesine ulaşır; hiçbir sözcük , isim, terminoloji bulunmayan bu düzey bhavanamaya- prajna dır. Burada nesneyi sözcük olmadan görürüz.

Sizce sezgi kişiyi değiştirir mi?

K.Sezgi yalnızca ruh halini değiştirmekle kalmıyor, beyin hücreleri de değişikliğe uğruyor.

Sevecenlikte sevginin yeri ne?

K.Bir kadını, bir erkeği tanımlamadan lütfen onunla ilgili seks duygusuna kapılmadan sevmek, onu kişi olarak sevmek. Böyle bir sevgide söz konusu olan sevdiğim kadın degildir, bu evrensel sevgidir. Bunu anlayabiliyor musunuz?

İrade nedir? Seçim nedir ve hangi eymemde seçim ve irade yer almaz?

İrade özgür bir eylemdir. İrade kutsal bir şeyin bir bölümü. Kutsal bir varlıktan gelen bir şey.

Düşünce neden duyumlarla tanımlanıyor?

K. Peki, neden duyumlar hayatta bu kadar ön plana çıkıyor;cinsel duyumlar, ister dinsel, ister polinik, ekonomik olsun güç duygusu, bir kadının bir erkek üstünde ya da bir erkeğin bir kadın üstünde kurduğu güç, güç ve etki, çevrenin gücü ve etkisi, baskısı : neden düşünce bu baskıya boyun eğiyor?

Sözcükler mi düşünceyi oluşturuyor yoksa düşünce mi sözcükleri yaratıyor?

K. Düşüncenin kökeni nedir? Düşünce nasıl başladı. Hayvanlar, bir köpek, yaşayan her şey farklı biçimlerde düşünür ya da hisseder. Bunun bir başmangıcı olması gerek. İnsanlar dabu nedir?

K. Düşünce ben de nasıl başladı? Bu bana babamdan, ebeveynimden, eğitimimden, çevremden, geçmişimden mi aktarıldı? Beni düşünmeye ne yönlendirdi?

Peki, beyin ne?

K.Zihin sözcüğünü bilinç olarak kulmanıyoruz ve ben kalbim çalışmadığı sürece bilinçli olamam.

İkiliksiz nedir?

İkiliksizlik kesin gerçek ya da nirvana için kullanılan bir başka sözcüktür.

Gerçek ne, kesin gerçek ne, ikiliksizlik nedir?

K. Gerçek nesne demek. Düşüncenin yarattığı her şeye gerçek diyebilir miyiz?

Yani düşüncenin yarattığı her şey gerçek . Rüyalar, tüm duyular ve duyusal tepkiler, tüm teknolojik dünya, düşüncenin oluşturduğu edebiyat, şiirler, tablolar, yanılsamalar, tanrılar, semboller; tüm bunlar gerçek. Bunu kabul ediyor musunuz?

Neden değişmiyoruz?

Bu sorunun yanıtını sizden bekliyorum. Bu dünyada gelişim için bulunuyoruz, tavsiye ediyorum. Değişmek ve öğrenmek isteyen sizlere iyi gelecek.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle

Yasemin Emre

Yaşam Üzerine Yorumlamalar, Krishnamurti

Krishnamurti odama girdiğinde kendi kendime “Sevgi Peygamberi yeniden doğmuş olmalı”, dedim. Halil Cibran

Merhaba,

Bu denli hastalıklı bir topluma iyi uyum sağlamak, sağlıklı olmanın bir ölçütü

İnsan, kavraması kolay olanı kabul etmeye isteksizdir; bir aracı tarafından kurtuluşa götürülmeyi ister, kendine rehberler, danışmanlar, liderler, sistemler, ritüeller arar. Öğrenmeyi bilgeliğe, gücü ise ayrım yapma sanatına tercih eder. Ama her şeyden önemlisi, öncelikle dünyanın ‘özgürleşmesi’ gerektiğini savunarak, kendi özgürlüğüne giden yolda çalışmayı reddeder. Ancak Krishnamurti’nin de defalarca belirttiği gibi, dünyanın problemi bireyin probleminden doğar.

-Ey insanlık, nedir böylesine azimle kurtarmaya çalıştığın? Küçücük egon mu? Ruhun mu? Kimliğin mi? Ancak bunları kaybettiğinde kendini bulursun. Tanrı için endişelenme; o kendine nasıl bakacağını çok iyi bilir. Sen kendi şüphelerinin üzerine git, her türlü deneyimi kucakla, arzulamaya devam et. Ne unutmaya ne de hatırlamaya çalış; deneyimlediklerini özümse yeter, çünkü hakikat daima olduğu yerdedir.”-

-Henry Mıller-

Tanıtım bülteninden minik bir alıntı yaptıktan sonra kendi kelimelerimle kitap hakkında öğrendiğim bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum. En büyük dostu kitap ve yazarlar olan birinin, öğrenme süreci hiç bitmediğinden, okudukça çoğalan ben İçin aktarılacak onlarca şey var. Önceliği de nefes aldıran Ve doğayla buluşturan satırlar. Hem düşündürüyor, hem de yürütüyor. Doğayla bir olma sürecimi gerçekleştirmiş oldum.

Satırlar arasında yolculuk yaparken, Psikanaliz ve İnsan Sorunu bölümü dikkatimi çekti, Adam bir psikolog Ve analistti. Yıllarca mesleğini icra etmişti ve kendisine ait tedavi yöntemleri vardı. Hastaya bağlı olarak farklı analiz metotları kullanmıştı. Hipnozu incelemişti ve bazı hastalarının üstünde tedirgin bir şekilde uygulamıştı.

Hipnoz hakkında bilgi sahibi olmak isterseniz, hipnozun babası, Milton Erickson hayatını okumanızı tavsiye ederim. Hastalığını iyileştirme sürecinde yaşadıkları Ve telkin sözleri benim için örnek olmuştur. Enerjim bugün iyiyse biraz da sayesinde diyebilirim.

Hipnoz halindeyken İnsanlar, gizli baskılarını Ve cevaplarını o kadar kolayca Ve özgürce söylerler ki! Bir hasta hipnoz altına girdiğinde her defasında ben de onun garipliğini hissederim.

 

Hipnotizma kestirme bir yol olabilir de olmayabilir de, ama belirli inatçı vakalar haricinde her zaman başarıya ulaştığını düşünüyorum.

 

Bu konular hakkında ve genel prosedürden ayrı bir şekilde, hastalarımızla aslında neyi başarmaya çalıştığımız hakkında yüzeysel olarak düşündüm. Karmaşa Ve ıstırap, dünyanın dört bir yanında İnsanlar da aynı durumda olduklarında, sadece batıda yoktur. Bireyin sorunu aynı zamanda dünyanın sorunudur; ayrı Ve farklı iki süreç değillerdir. İster doğuda ister batıda olsun ki bu gelişigüzel bir coğrafi bölünmedir, biz kesinlikle İnsanlığın tümüyle ilgileniyoruz. İnsanın genel bilinci Tanrı’yla, ölümle, doğru Ve mutlu geçinmeyle , çocuklar Ve eğitimleriyle, savaş Ve barışla alakalıdır. Bunları anlamadan insanoğlunun tedavisi mümkün olamaz.

 

  • Kaçımız bu kadar derin ve geniş inceleme yapma gücüne sahip?
  • Bilgiyi nasıl kullanıyoruz?

Yaşam Üzerine Yorumlamalar, Farkındalık soru Ve cevaplarıyla öğrenme sürecimi tamamladım. Sizlerde 3 cilt olan bu seriyi okuduğunuzda, yorumlarınızı bekliyor olacağım.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Bilgelik Kitabı I, Osho

Büyüme sadece zirveden vadiye, vadiden zirveye hareket ettiğinde gerçekleşir. Büyüme sadece karanlık ve aydınlık arasındaki ve ışıktan karanlığa doğru olan o sürekli ve çetin yolculukta gerçekleşir. İnsan, okyanusun dalgaları üzerinde alçaldığında ve tekrar yükselip alçaldığında belirli bir dengeye ulaşır. Osho 

Merhaba,

İnsanlığın cehaletinin kaynaklarını açık seçik ortaya koyup çarelerinden de bahsedilen muazzam güzellikte ve derinlikte, artık klasikleşmiş bir eser Bilgelik Kitabı. Çağımızdan gelecek nesillere bir armağan olarak bırakabileceğimiz ender eserlerden birisi. İnsan varlığının en dokunulmamış noktalarına değinen, karanlıkta kalmış ne varsa aydınlıklara çıkartan; okuyanın yüreğine dokunabilecek ve dönüştürebilecek bir kitap.

“Ve benim sana öğrettiğim budur: Hayatı, bütünselliği içinde yaşa. Dünyada yaşarken, onun bir parçası olma. Hayatta, suyun içindeki bir nilüfer çiçeği gibi yaşa: o, suyun içinde yaşar ama su ona dokunamaz. Ancak o zaman bodhichitta senin içinde çiçeklenir, tomurcuklanır. Ancak o zaman özgürlük olan, sonsuz sevinç olan, kutsanma olan son derecedeki bilinci tanıyabilirsin. Bunu tanımamak, hayatın tüm anlamını kaçırmaktır. Onu tanımak ise tek amaçtır. Tek amaç: bunu unutma.”
“Din, en saf bilmek olması bakımından bir bilimdir ama kimya ve fizik gibi bir bilim değildir. Dışarının bilimi değildir, içerinin bilimidir. Seni öteye götüren bir bilimdir; seni bilinmeyen ve bilinemeyecek olana götüren bir bilimdir. O, var olan en büyük maceradır. Cesareti ve zekâsı olan herkese bir çağrı ve meydan okumadır. Din, korkaklar için değildir, tehlikeli yaşamak isteyen insanlar içindir. Bugünlük bu kadar yeter.”

Bilgelik Kitabı, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Öznenin Yitiminden Yeniden Doğuşa, Michel Foucault

Merhaba,

“Yeniden Doğum” kelimesinin içerdiği bilginin kazı çalışmasını yaparken karşılaştığım kitap.

D&R Çeşme, raflarlarında inceleme yaparken, Öznenin Yitiminden Yeniden Doğuşa, Michel Foucault kitabının davetini kabul ederek, kahve eşliğinde satırlardaki açıklamalarda kayboldum.

Düşünce sistemleri tarihi profesörü. “Foucault” bir düşünme biçimini gidebileceği sınıra dek taşımaları ve o sınırları görüp aşabilmelerinden dolayı çalışmaları hem asli bir süreklilik hem de önemli bir yön değişikliği sergilemiş.

Foucault: Öznenin Yitiminden Yeniden Doğuşuna bu can alıcı soruyu odağına alarak Foucault’nun düşünsel evreninin farklı uğraklarına hakim olan arkeoloji, soybilim, söylem, disiplin, iktidar, bilgi ve yaşama sanatları kavramları arasındaki geçişleri aydınlatıyor. 

Foucault’nun Collège de France’ta verdiği dersleri bütünüyle ele alan ilk geniş çaplı tarihsel çalışma özelliği taşıyan bu kitap, yayımlanmış söyleşileri, makaleleri ve konuşmalarını derleyen kapsamlı bir arşiv araştırması sunuyor. Foucault’nun düşünsel evrimini, tutarsızlık iddiaları  temelinde değil tarihsel koşulları içinde ele alan Eric Paras, Sartre’la giriştiği öznellik tartışmasının, 68 olaylarının ve 1979 İran Devrimi’nin Foucault’nun düşünce sistemine etkilerini tartışıyor.

Özgürlük ve eşitlik mücadelesinde Sartre gibi aydınlarla birlikte davranmıştır. 

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle

Yasemin 

Böyle Buyurdu Zerdüşt, Friendrich Nietzche,

Yaşam kendini bulmak değildir,. Yaşam kendini yaratmaktır.

Merhaba,

Hayatta olan sevginiz en yüksek umudunuza olan sevginiz olsun ve en yüksek ümidiniz en yüksek hayat düşünceniz olsun…

Friendrich Nietzche Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı eserinde ruhun üç aşamasını açıklar. Hepimiz, bir yük hayvanı olan ve sahibinin iradesine bağlı bir deve olarak başlarız. Sonra, kendi irade ve arzularına bağlı bir aslana dönüşürüz.

Aslan kimsenin buyruğu altına girmeyecek kadar gururlu olmasına rağmen kendisinin kölesidir. Sadece güçlü, gerçekten cesur ve yenilmez olan birey, iç Aslanından, yani kendi iradesinden vazgeçebilir.

Kendi irademizin ve benliğimizin esiri olmayı durdurduğumuz anda Nietzsche’yi göre son aşamaya geçeriz. İşte o zaman Aslan’ın içinden Nietzche’in “Çocuk” olarak adlandırdığı kimseye bağlı olmayan ama her şeyle uyumlu olan kusursuz varlık, altın çocuk çıkar. Bu çocuk, çocuksu değildir; yaşamla gülen ve ağlayan çocuk gibi bir insandır.

Daha iyi ol, bulunduğun yerden daha yükseklere çık. Kendini fetheden, yenilikçi, özgür ruh: Nietzsche‘yle kendi olma yolculuğunda satırları arasında yürüyüş yapmak bakış açımı değiştirdi. Hayatı sorgulamamı, yüksek ve ulu hedefler koymamı sağladı. Bunları gerçekleştirmekten helak olunduğu doğru. Ne var ki muazzam ve imkansız olanın peşinden gitmenin uğrunda ölmekten daha iyi bir yaşama amacı bilmiyorum.

Ne kadar yüksek yeterince yüksektir?

Bu sorunun cevabını doğa yürüyüşlerinde bulabilirsiniz.

Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt, buraya bırakıyorum.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle

Yasemin Emre

Tanrılar Okulu, Stefano D’anna

Kendini gözlemlemek kendini düzeltmektir.

Stefano D’anna

Merhaba,

Bağdat caddesinde eve dönüş yolunda Suadiye D&R mağazasını ziyaret etmiştim. Kitap raflarını incelerken, en çok satanlar bölümünde Tanrılar Okulu kitabını gördüm. Elime aldım ve kapağını çevirdim. Şöyle sesleniyordu: “Hayat; tıpkı bana yaptığı gibi, sizi de mengenede soluğunuz kesilinceye kadar sıktığında, sizi içinden çıkamayacağınız hayal kırıklıkları uğrattığında ve hiçbir çıkış yolu bulamadığınızda… işte ancak o zaman bu kitap, bir anda elinize geçecek ve sizi bulacaktır. Böylece Bireysel Devrim’iniz için, bir insanın hayal edebileceği en büyük maceraya hazır olduğunuzu bileceksiniz. Bütünlüğünüze ve yolunu kaybettiğiniz cennetinize yeniden kavuşmak.”

Stefano D’anna kitap için söyle söyler: “Bu kitap, önceden çizilmiş, ortak bir kaderin yazgısından çıkarak bir Birey olmak adına izlediğim yolun himayesidir. Bu öze dönüş yolculuğunda, O’luşumun en karanlık köşelerindeki ölümcül ağırlığı söküp atmak gibi altından kalkılması son derece imkansız gözüken, bütün yıkıcı düşüncelerimi, negatif duygularımı, ikinci el inançlarımı ve fikirlerimi terk edebilmek için insanüstü bir çaba göstermek zorunda kaldım.”

Bu kitap Dreamer diye adlandırdığı akıl ermez bir varlık’la karşılaşmasının hikayesini anlatıyor. Düşlediği Okulu anlatıyor. Okul, Rönesans Çağ’ından ilham alarak güzelliğin, yaratıcılığın ve kusursuzluğun arayışında olmalı, köklerini Klasik Çağ’ın derinliklerine, Plato ve Plutarco’nun düşüne salmalıydı.

Bu kitap Stefano D’anna’nın hayat hikayesidir. Zayıf düşmüş ve yenilmiş bir insanlığın simgesi olan sıradan bir insanın hikayesi ve kurtarılışımızın, yeniden doğuşumuzun mümkün olduğunun bildirgesidir. Özüne geri dönüş yolculuğu, kaybolmuş bütünlüğün arayışında yeni bir göç demektir. Bu arayış, kaderini değiştirmek isteyen bütün insanlara açıktır.

Stefano D’anna’nın amacı yol göstermek ve insanları kendi yolculuğunuza çıkmanız için zorlamaktır. Bu yol, tıpkı akıntıya karşı yüzen somon balığının izlediği yol gibi korkutucu ve muhteşem, zor ve keyifli, yorucu ama bir o kadar da gereklidir.

Tanrılar Okulu, kitabı kendi yolculuğuna yıllar önce çıkan bir Dreamer olarak çok şey anlattı. Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.,

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Sözcükler, Jean Paul Sartre

Kuşaklar çatışmasında, çocuklarla yaşlılar genellikle aynı amaç uğrunda birleşir: birinciler mucizeler yaratır, ikincilerse bu mucizeleri çözümler. 

Merhaba,

Birçoklarınca Jean-Jacques Rousseau’nun ünlü İtiraflar’ıyla kıyaslanmıştır. Sartre’ın 59 yaşında kaleme aldığı ve alışılmış özyaşamöykülerinden apayrı bir nitelik taşıyan bu kitap, bir yazarın kendi çocukluk çağını görülmemiş bir cesaretle yorumlaması açısından bir başyapıttır. Şaşı ve ufak tefek olduğu için yaşıtlarınca dışlanan küçük Sartre’ın “sözcükler”e sığınması ve kendisini dışlayan dünyayı düşlerinde yeniden yaratmaya çalışması, edebiyat ve felsefeyle yaşamı boyunca sürecek aşk ilişkisinin derinliklerdeki ipuçlarını bağrında taşır. Aslında Sartre, Sözcükler’de, çocukluk anılarından yola çıkarak edebiyatın ve dilin insan yaşantısındaki yararını keşfeder ve değerlendirir.

Dünya iyi kurulduğuna göre , bundan daha basit ne olabilir?

Güzelsin diyorlar bana ve ben de buna inanıyorum. Bir süreden beri , sağ gözümde beni tek gözlü ve şaşı kılacak bir leke taşımaktayım, ama henüz bir şey belli değil. Annemin renkli kalemlerle rötüş ettiği yüzlerce fotoğrafım çekilmekte. Bunlardan geriye kalmış olan birinde pembe, sarışın, kıvır kıvır saçlıyım, yanaklarım yuvarlacık ve bakışlarımda , yerleşik düzene karşı nazik bir saygı var; ağız ikiyüzlü bir büyüklenme ile şişkin : değerimi biliyorum.

Gerçek çocukların ağzından çıkar. Daha doğaya pek yakın olan çocuklar , rüzgarın ve denizin yiğenleridir: anlamasını bilenlere, onların mırıl mırıl sözleri geniş ve derin dersler verir.

Okumanın” ve “yazmanın” yeniden gündeme geldiği bugünlerde, yirmi yıl önceki okurlar gibi, günümüzün okurlarının da Sözcükler’i büyük tatlar alarak okuyacaklarına inanıyorum.

Sözcükler, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgi’yle

Yasemin Emre

Bilince Açılan Kapı/ Osho

Kapalı Gözler, Ruhu Seyretmenin  En Güzel Şeklidir.

Merhaba,

Gözlerini kapatıp, derin bir nefes alıp, ruhunu seyredebilenler?

Biraz daha derine inmen gerekir. Gözlerini kapatmalısın. İçini izlemelisin. Sessizce durman lazım. İçinde tam bir sessizliğe ulaşmazsan asla kim olduğunu anlayamazsın. Bunu ben sana söyleyemem. Söylemenin bir yolu yok. Herkesin kendiliğinden keşfetmesi gerekir.

Ama varsın bu kadarı kesin.

Okuyunuz…

Sevgi’yle 

Yasemin Emre

Beden ile Zihni Dengelemek, Osho

Merhaba,

Beden gözle görülen ruhtur ve ruh gözle görülmeyen bedendir. Beden ve ruh birbirinin parçasıdır, bir bütünün parçalarıdır. Bedeni kabullenmelisin ; bedeni sevmelisin , bedene saygı duymalısın , bedene minnettar kalmalısın. Beden var olan en karmaşık mekanizmadır tam anlamıyla bir şaheserdir. 

Hayranlık duymaya kendi bedeninle başla, çünkü sana en yakın ol o. 

Bedeninde okyanusun suları var, bedeninde yıldızların ve güneşin ateşi var, bedeninde hava var, bedenin topraktan yoğrulmuş. Bedenin evrenin tümünü temsil ediyor. Ve nasıl da bir değişim! Nasıl da metamorfoz ! Toprağa bak ve sonra kendi bedenine bak, bu nasıl değişimdir böyle ve sen ona hayranlık duymadın! 

Toz kutsal hale geldi. Bundan büyük mucize olur mu? 

Sevgiyle 

Yasemin Emre

İnsanlığın Öyküsü Sensin/ Krishnamurti

 

Merhaba,

13 yaşındayken Theosophical Society tarafından “dünya öğretmeni” olarak seçildi. Konuşmaları ve yazıları herhangi bir dinle bağlantılı değildir. Kendisine mesihlik yakıştırılmış olmasına rağmen bunu kesinlikle reddetmiştir. Bütün dünyada geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmış olmasına rağmen çevresindekiler tarafından oluşturulan örgütü kendisi dağıtmıştır.

Kendini İyileştirmek

Dr. D kendisini iyileştiremezken başkalarını iyileştirdiğini söyledi; hastaların kafalarını karıştıran SORULAR onunda kafasını karıştırıyordu. Başkaları ile ilgileniyordu ama söz konusu kendisi olduğunda iç huzuru yoktu.

Başkalarına kendilerini iyileştirebilsinler diye kelimeleri aracılığıyla yardım etmek ne kadar da kolaydır! Fakat asıl zor olan kişinin kendisini iyileştirmesidir ! Kişinin bunu yapabilmesi için, kendisi ile barış içinde olabilmesi için, çevresini ısrarla ördüğü saygınlık, zenginliğini gösterme çabası ve onla rın getirdiği tüm duvarları yıkmalıdır: arkadaşlar, dostlar, saygınlık, öğrenmenin görkemi gibi. Bunları şu yüzden belirttim: doktorunda fark ettiği gibi bunlar onun sahip olduklarıydı. Bu yüzeysel yetenekler benlikçiliğin seçkin katmanları hasret duyduğu huzuru fark etmesini engellemişti.

Tek bir gerçeklik, ikincisi olmayan tek bir yüce vardır. Tek bir insanlık ve tek bir doğruluk vardır ve bunun farkındalığı herhangi bir yolda, sizden başka herhangi bir kimse de yatmaz. Kendi kurtuluşunuza arayın, o zaman dünyayı karmaşa ve çatışmadan, kederden ve düşmanlıktan kurtarırsınız. Çünkü siz dünyasınız ve sizin sorunlarınız dünyanın sorunlarıdır.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle

Yasemin Emre

Çamların Kadim Müziği, OSHO

Sadece büyük bir sorun, büyük bir kriz insan bilincinde bir değişikliğe yol açar. Bizler de bu şekilde büyümekteyiz.

Merhaba,

Değişim

Birisi içeriden değişirse , dışarısıda tümüyle değişir. Benim dünya tanımımda derin bir içsel karanlık içinde yaşıyor olması-bu yüzden dünya. İçsel lambanı yakarsan , birden dünya kaybolur ve yalnızca tanrısallık kalır. Dünya ve tanrısallık iki farklı şey değil, aynı enerjinin iki farklı algısıdır. Eğer farkında değilsen , enerji sana dünya, sansara olarak görünür; uyanıksan aynı enerji tanrısallık olarak görünür. Bütün olay senin içsel farkındalığına veya farkında olmayışına bağlıdır. Tek değişim, tek dönüşüm, yapılması gereken tek devrim budur.

Çamlarına Kadim Müziği, Osho ait kitaptan değişimle ilgili satırlarını aktardım.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle

Yasemin Emre