Kadınlığın Faturası, Zuhal K.Köseler

Bizi yaradan doğa, insan edende sanattır…

Merhaba,

30 yılını başarıyla tamamlayan “Türk kadın sanatçıları” içinde yer almış ve Cumhurbaşkanlığı özel plaketine değer görülmüştür.

Resim sanatının eğitim ve psikolojik hizmetine ağırlık veren Z.Köseler, 40 yıllık öğretim hayatında mitoloji, estetik ve sanat tarihi derslerini vermiş, resmî görevini sanat tarihçisi olarak sürdürmüştür. İyi bir gözlemci araştırmacıdır.

“Yazmak sanatı yaşamaya koyulma başarısıdır.” diyor.

Edebiyatçıların hoş görüsüne sığınan yazar, Kadınlığın Faturası eserini imlasız ve kuralsız yazmıştır.

Hepimiz villa bahçesi veya fosseptik çukuru kenarındaki otlardan bir kesitiz. Önemlisi sevgiyle yeşerme başarısıdır. Sevgi emirle alınmaz ve bırakılmaz.

Sevmek, sevgiyi sunmak kural değil, kültürdür.

Kendimizi sevmeyi öğretelim kendimize. İlahi planda hak, sevgiyle gelendir. Hak edilmek soluklanmayla olur. Soluk sevgi demektir doğrudan.

Kadınlığınızın yüceliğinin mistik düşünce birimleriyle küçülmesine izin vermemek. Kadınlığınızın “yalnız yetersizliğine” toplumsal gelişmemişlik aynası diyerek açıklamada bulunmak. Kadınlığınızın istemlerini, zekanız, duygusallığınız, kültürünüzün yeteri kadar açıklamak ve de afişe olmamak. “Yalnız kadın” veya “eksik etek” deyimlerine susmamak. Yalnız olan kadın ısırılmış elma değildir. Kadın her yaşında ağaçtır. Gölgesinde dinlendirendir.

Erkeği olan kadının kapısını kapatması çok kuvvetli gürültüyle olurmuş Orta Anadolu’da. “Benim erkek arkadaşım var, kapıyı nasıl kapatacağım o yörede” diye düşünürüm bazen. Belki de “Kapını hep açık tut” diyecekler, kadınım ya!…

Ben mal değilim kadınım. Ben yaratık değilim dişi varlık’ım. Varken aranmanın güzelliğini yaşıyorum. Ayrılıkların buruk ve canlı bir tadı vardır. Tatsız ayrılıklar şarkılarda, romanlarda olandır. Yok’u yaşamasını bilmek kadın olmaya yeter. Yalnız yaşayan kadının bedeninin tamamı yürektir, geleceğini koklar. Geleceğini dokur. Zaten geleceğinde süprizler yenmiş yaşlanmış ve eskimiştir.

Kadın, kader yolunun başında hayatını yazmaya başlar. Yolun sonuna yaklaştığını gördükçe, yazdıklarını karalar.

Görüyorsunuz ki, faturamız yüklü ve zor. Ve görüyoruz ki, yalnızlığın kilidi değil, anahtarıdır kadın. Sevginin, aşkın arzusu değil, gerçeğidir.

Kadını görebilmek bir çizimdir; projenizde başarılı olunuz. Hayatınızın çizimleri olgu denetiminde önünüze gerilirler, tekrar çizin, tekrar çizin… Yüce Mevlana’dan öğreniyorum:

Gelmek zor değil

Gülmek zor…

Yarın Emekçi Kadınlar Günü… Yıllarca ayaklarının üzerinde duran bir kadın olarak, tüm kadınların bu özel günü kutlarım.

Şu ana bırakacağım nota gelecek olursak: Erkeklerle yaşamanın yolunu bulmak gerek. Mutluluğu erkek ve dişi birlikte oluşturur. Çünkü hayat beraber deneyimlediğimizde güzel. Eşitliğimizi sağlayan da bu olağanüstü yaşam deneyimi.

Kendimizi geliştirdiğimiz; Dişil enerji olarak, merhamet ve sevginin imzasını atmış; sadece kendi çocuğuna değil, dünyanın tüm kız ve erkek çocuklarına kalpten, sevginin gözüyle bakan kadın olabilmek gerek.

Tüm bunları gerçekleştirmek kadınlar için asıl başarı.

Kütüphaneden yayınlanmak için, varlığını hissettiren Kadınlığın Faturası kitabını okurla, yazar arasına girmeden buraya bırakıyorum.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Oğuz Atay Kimdir?

Üstkurmaca adı verilen kurgu türünü kullanan ilk yazarlardan biri olarak kabul edilen Oğuz Atay’ın bugün doğum günü… 12 Ekim 1934’te doğan usta yazarı Google unutmadı ve doodle yaptı. Peki, Oğuz Atay kimdir?

Sevgili Okur,

Hiç bıkmıyorum bunları tekrar tekrar okumaktan. Yazarın her kitabını okurken “Hayatı ve eserleri” yeniden karşıma çıkıyor. Bir daha, bir daha okuyorum: yeni baştan heyecanlanmak İçin. Yalnız, yazarlar arasında bir birlik bulunmaması beni yoruyor. Hiç olmazsa önsözleri yazanlar, yılda bir kere toplanmalı ve aralarında ortak esaslar tespit edilmeli.

Bakıyorsun bir yazar, çok zor birleştiriyor kelimeleri. Bir türlü cümleleri kuramıyor. Öyle diyor önsöz amca. Geçer karatahtanın başına diyor, yazar, bozar, uğraşır. Bütün bunları da yarı karanlıkta yapar. İstediği cümleyi bulunca da koşar bütün ışıkları yakar.

Ne yapmalı? Bugüne kadar sürdürdüğüm gibi, çevremdeki kişilerin davranış ve tutumlarını bilinçsiz bir aldırmazlıkla benimseyerek bu renksiz, kokusuz varlıkla yetinmeli mi; yoksa, başkalarından farklı olan, başkalarının istediğinden çok farklı, köklü bir eylem isteyen gerçek bir insan gibi bu miskin varlığı kökten değiştirmeli mi? “

Tutunamayanlar, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. Berna Moran‘a göre “Oğuz Atay’ın mizah gücü ve duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler Tutunamayanlar’ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok kazandırmıştır.”

Mina Urgan ‘Bir Dinozorun Anıları“nda: Oğuz Atay’ı ayaküstü ve o kadar az gördüm ki, onunla ilgili ancak bir tek izlenim edindim: Koskocaman bir kediye benziyordu tıpkı. Çok kocaman ve çok güzel bir kediye, öyle benziyordu ki, ona elimi uzatınca ‘miyaaav’ diyeceğini sandım. Miyavlayacağı yerde ‘tanıştığımıza memnunum’ deyince şaşırıp kaldım.”

Bir kıvılcım sürdüm önünüze. Yazar ile okur arasına girmeden, kitapların iletişim kurması dileğiyle.

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Dilin Öteki Yakası “Anlatamamak!” Emin Özdemir

Merhaba,

Şu an yazıyı revize ediyorum. Nefes almak, enerjimi değiştirmek için yürüyüşten sonra, alış veriş merkezine uğradım. Yazıp, okumadığım zamanlar, yürüyorum.

Çok sevdiğim bir arkadaş var. Bir markanın yöneticisi. Uzun zamandır, Türk Kahvesi içmek istiyorduk, vesile oldu. Sohbet, sohbeti açarken konu döndü dolaştı, anlatamamak kelimesine dayandı.

Malum konu, dilin öte yakası. Sizce nece konuşuyoruz da anlatamıyoruz?

İş hayatında tecrübesi olan biri olarak, bisiklete binerek, geçmiş çalışma hayatına dönüp, geçtiğim, yerleri, ruh parçalarının deneyimiyle tekrar izledim.

Gün içinde yaşadığım olaylar, yazarlığı neden seçtiğimi, hatırlattığı İçin teşekkür ederim. Rehberime, ayrıca teşekkür ederim.

Vurgu İçin öne çıkacak kelime seçimim netleşti.

Dilin Öteki Yakası, kitabında Emin Özdemir‘in değindiği konu hepimizin yaşadığı içinden çıkılması zor bir duruma ayna tutuyor.

ANLATAMAMAK!

İnsanı, insana anlatmak başlıca kaygısıdır sanatın. Çağlar boyunca sözle olsun, renkle ezgiyle olsun tüm sanat verimleriyle insan dediğimiz varlığın iç ve dış evreni yansıtılmak istenmiştir. Duygular, tutkular, düşler, düşünceler değişik biçimler içinde ele alınmış, işlenmiştir. İşleyiş, ele alış biçimleri sanatçıdan sanatçıya, çağdan çağa değişse de amaç aynı kalmıştır: insanı insana anlatmak… Bir bakıma sanatın işlevindeki soyluluk, yücelik de bu amaçtan doğar. Yaşamın tatlanması, çirkinliklerden arınması, buna; insanın, insanı anlamasına bağlı değil midir?

Mutsuzluklar, uyumsuzluklar hep bundan ; insanın insanı anlamamasından kaynaklanmaz mı?

İnsanoğlunu anlamak da anlatmak da çetin bir iş olsa gerek. Boşuna mı demiş atalar: “İnsanın alacası içinde, hayvanın alacası dışında.” Bir kapalı kutu insan dediğimiz. Kolayca aldanırız bu yüzden. Güvendiğimiz, dost diye bağlandığımız biri, bir de bakmışız ki izimize kurşun atıyor, ekmek doğramak istiyor kanımıza. İhanetten çok, aldanışın acısıyla sarsılırız.

Kısacası güçtür insanoğlunu anlama.

Duyarlılığı, sezgi gücü gelişmiş kişilerin, sanatçıların üstesinden gelebileceği bir iştir bu. Ne ki sanatçıların bile güç yetmezliğine düştüğü, yakındığı durumlar vardır. Sözgelimi Orhan Veli, bir şiirini şu dizelerle bağlar:

Bir yer var, biliyorum;

Her şeyi söylemek mümkün;

Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;

Anlatamıyorum.

Anlatamamak, sözlerin, renklerin ve ezgilerin yetmezlendiği bir ölü noktadır. Bu noktayı almak ister sanatçı. Yeni yollar aramaya yönelir. Sözcüklerin anlam sınırlarını zorlar. Değişmeceli (mecazi) kullanımlara, doğadaki varlıkların niteliklerini insanoğluna aktararak somutlamalara baş vurur. Benzetmelere, karşılaştırmalara girişir. İnsanı, insana anlatabilmek için hayvanlardan, kuşlardan, bitkilerden yararlanır. Doğayla insanı, insanla doğayı bütünleştirir. Bu bütünleşme içinde insanı yansıtamaya çalışır.

Kendinizi besleyen, büyüten anlayan kitap ve insanları bulun. Her konuşma kısıtlı sınırlar içinde değil, bilginin gücüyle ki, gerçek bir okuyucu sınırsız olduğunu bilir, anlam kazansın.

Bende iyi olan ne varsa hepsini kitaplara borçluyum.

Anlatış kaygısı çeken kişidir yazar. Ne anlattığına değil, nasıl anlattığına da özen gösterir. Sözcükleri, dilin çevrimi içinde süreklice bir tartımdan geçirir.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Yazmak Sanatı, “Borges’i Emin Özdemir’le Okumak”

Merhaba,

Çaydan sarhoş olunduğu görülmüş müdür?

Bir çay sever olarak, kitaplarla yaşarken, çay içmekten, kitap okumaktan sarhoş olmuş olabilirim. Ayılmak için arada türk kahvesi tüketiyorum.

Haziran ayında, bitirmem gereken kitapları, sağlık konusunda, bolca koşuşturma nedeniyle, Temmuz ayının on günlük sürecinde bitirme kararı aldım. İki gün içerisinde 3 kitap bitti bile. Gelsin diğerleri. Okuma listemdekilere yer açılırken, ayın ortasında tekrar kontroller başlıyor.

Hayatın öğrettikleriyle tecrübe sahibi olurken, yazınsal iletişim teknikleri ile gelişiyorum.

Zamanı ekonomik kullanmayı seven bir düş insanı olarak, kitabım için gerekli besinleri araştırarak hızlıca notlar alıyorum.

Bunlardan biri, Emin Özdemir‘in kitapları. Benim için önemli ustalardan biri. Kendisiyle karşılaşma sürecinin, sahafta olduğunu daha önceki bir yazıda belirtmiştim.

Bugün Yazmak Sanatı kitabının“Borges‘i Emin Özdemir’le Okumak” bölümünü, yeniden okurken hücrelerime işleyen satırları paylaşmadan geçemezdim.

Blog’da yer alan “Okumak Sanatı” sayfasını da revize ettim. İçsel sürecin getirdiği yer, onların sayesinde.

Neden tutkuyla bir okuyan olduğumu, neden kitap sevdalısı olduğumu daha iyi anladım.

Borges “kentli” demek. Kendisi özbeöz kentli. Yazgı ona ellibeş yaşında körlüğü yaşattı. “Bakabiliyorsan, gör. Görebiliyorsan, gözle.” sözü yaşamından çıkmış. Jose Saramago‘nun Körlük kitabında yerini bulmuş. Anlayan, okuyucuların yüzünde bir gülümseme oluşacaktır.

Kitap bilgiyle donatarak düşündüren, duyarlığı geliştiren, yaşamı yaratıcı kılan, ırk, din, dil -milliyet ayrımı gözetmeden yüzlerce kilometre uzaklardaki kişileri birbiriyle kaynaştıran kültürel bir araçtır. Uzaklık yakınlık demeden Borges’le Özdemir’i bir araya getiren, kitabın bu erdemli yanıdır.

Borges, “Tanrı bize unutma yetisine sahip olalım diye bir beyin verdi”der.

Düşüncede bir yere varamamak içimizde tepinen hayvanların en vahşisidir; insan ne denli uğraşsa hayvanı ehlileştiremiyor. Bu duygular altında aklından şu soru geçiyor: Unutmak, ehlileştirmenin bir yolu olabilir mi?

İnsan düşünerek, duyumsama algısını geliştirerek “insan” oldu. Borges, insanın yaşamını güzelleştirmek için yaratıldığını, insanda güzellik algısınında sanatla geliştiğini savunur. Dünya yazınının okuma edimi üzerinde en çok düşünen yazarlarından biri olan Borges‘ın: Yazma Sanatı, Okumak Sanatı, Eleştirel Okuma gibi kitapları olan Emin Özdemir’le konu ortaklığı olduğu bu yönelimlerden de belli.

Borges, bir soru üzerine, okumanın algı yaratmadaki önemine değinirken, birtakım önermelerin ışığında açığa kavuşturuyor bunu:“Yaşantıların en mutluluk verici okumak ha, okumaktan çok daha iyi bir şey var, o da yeniden okumak, okuduğunuzun daha derinine inmek, onu zenginleştirmek. Az okuyun ama daha çok, okuduklarınızı yeniden okuyun derim (…) Kaderimde okumak, hayal kurmak, eh, belki de yazmak olduğunu biliyordum, ama esas olan bu değildi. Ben cenneti her zaman bir bahçe olarak değil, bir kütüphane olarak düşünmüşümdür.”

Borges’le yapılan sohbetlerden oluşan Borges Sekseninde adlı kitap, Özdemir’in hastalığının son döneminde yayımlandı.

Günlük besin miktarını kitaplardan alan biri olarak kitap; Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Dilin Öte Yakası, Emin Özdemir

Gerçi aklımızla okuruz ama, sanat zevkinin yeri iki kürek kemiğinin arasıdır. Sırtınızdaki bu ürperme, insanlığın ulaşabildiği en yüksek heyecandır. Sırtınızla okumuyorsanız hiç okumayın daha iyi.” Vladimir Nabokov

Merhaba,

Böyle bir okuma alışkanlığını, daha doğrusu yöntemini nasıl kazanabiliriz?

Ülkemizde, ilkokuldan üniversiteye değin sürüp giden dil ve yazın eğitimi, ayrımında mıdır bu gerçeğin?

Türkçenin büyük ustası Emin Özdemir’den eleştiri türünün sorgulayıcı yönüyle denemenin düşünen yönünü dokusunda birleştirip örtüştüren eleştirel denemeler.

Emin Özdemir’in kaleminden öğrenmek istediklerim her geçen gün artarak katlanıyor.

Kendisiyle bir sahafın rafında karşılaştık. 2018 İstanbul ziyareti. Tam da doğru zaman ve yerde , beni bekleyen iki güzel kitap göz kırpıyordu. “Okuma Sanatı ” “Yazı ve Yazınsal Türler”. Hemen baş ucumda uygun fiyatla ikinci el kitapları, rafa sığmayacak şekilde, tüm dost yazarları toplamıştım. Ve halen keyifli yolculuğum onlarla devam ediyor.

Emin Özdemir, Dilin Öteki Yakası‘ndan sesleniyor. Kalbinden hisseden ve kalbinden duyanlara gelsin paylaşım.

Her yazı, türü ne olursa olsun; düşünce, duygu, düş ve yaşantıların basılı, yazılı simgelere dönüştürülmüş biçimidir. Okur da, en yalın tanımıyla, bu simgelerle iletişime girme, onları sorgulama eylemidir. Kuşkusuz, yazıların da kuşatıcı terimle metinlerin yapısına, dilsel ve anlatımsal özelliklerine göre okuma eyleminin doğası değişir; çünkü kurmacasal metinlerin okurdan istediği iletişim konumu, okurluk donanımıyla düz örüntülü, bilgilendirici, metinlerinki birbirinden çok farklıdır.”

Nereden geliyor bu farklılık?

Dil ve yazı, gerçeklik ve yazınsallık arasında hangi türden bağıntılar vardır?

Yazıların okumuşluğunu, söz ve sözcük evrenini belirleyen etkenler nelerdir?

Soruların, doğru cevabını ve daha fazlasını kitapta bulabileceksiniz.

Yolumuz uzun, öğrenilecek çok şey var.

Oda Kitap aracılığıyla ulaşan kitaba teşekkür ederim.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Yazmak Sanatı, Emin Özdemir, Adnan Binyazar

“İnsan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır.”

Jean Paul Sartre

Merhaba,

Anlatma isteği, insanda doğal bir eğilimdir.

Konuşma ve yazma. İnsanoğlu, varlığını belirlemek için bu ana biçimden birine başvurma gereksinimi duyar.

Konuşmaya ya da yazmaya neden başvururuz?

Aslında basit gibi görünen doğru sorulara, nasıl da cevap veremiyoruz.

Dille düşünce arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bu bağlantıyı aktarırken nelere dikkat ediyorsunuz?

İnsan denen varlık, dünya üzerindeki her konudan bahsederken, neden en yalın, duygularından, hislerinden bahsedemiyor?

Baskılandığı için…

Ve baskılanan duygular illa bir yerden çıkıyor. Stres olarak.

Geçip giden yaşamlarımızda, “Haklı olma derdiyle”, “kimsenin kimseyi duymaya bile vakti yok.”

Okur, bu satırları okurken, bireyin içinde bulunduğu çıkmazı görebiliyor musun?

Kendi dışına çıkarak, okuduğunu gerçekten anlayabiliyor musun?

Emin Özdemir, arka kapaktan sesleniyor.

Her sanat gibi yazmak sanatının da kendine özgü bir yöntemi vardır.

Yazmak da yaza yaza, güzel metinleri okuya okuya öğrenilir.

Beni yazmaya iten nedir?

Yazma bir çeşit eylemdir. Acıyı yok edebilir miyim? Karanlığı, tutsaklığı yok edebilir miyim?

Benim eylemimdir yazı, bireysel eylemimdir. Bir de deneyimleme iç güdüsü var. Bir içgüdüdür yazı yazmak; şiir, müzik, resim… Deneyimleme içgüdüsü. Kendini, doğayı, toplumu, insanları, evreni ve o sonsuz çıkmazı, ölümü, deneyimleme. Ama insan en çok neyi deneyimleyebilir? Kendisini…

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Son Kuşlar, Sait Faik Abasıyanık

Merhaba,

Son Kuşlar, Türk yazar Sait Faik Abasıyanık’ın 1952 yılında yayınlanan hikâye kitabı. Son Kuşlar, tıpkı Havuz Başı gibi 1952 senesinde yayınlanmış olmasına rağmen Havuz Başı’nın aksine son derece güncel hikâyeler içermektedir.

“Dünya değişiyor dostlarım, günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.”

Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar?” diyen büyük yazarın; ilk kez 1952’de yayımlanan hikâye kitabı “Son Kuşlar”da bir tür düş kırıklığı hissedilir. Sait Faik, toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikler, adaletsizlikler karşısında direnen insanın yalnızlığını keşfeder.

Haritada Bir Nokta, hikayesinden yaptığım alıntı, neden yazdığımı hatırlatır bana.

Söz vermiştim kendi kendime ; Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka neydi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kağıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak İçin cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”

Son Kuşlar, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Melankoli, Sabahattin Ali

Benim her zaman ki hastalığım: yine aşığım.”

Merhaba,

Türk Edebiyatı’nın mihenk taşlarından biri. Çalkantılı siyasi hayatından ve çapkınlıklarından, oldukça iyi tanıdığınızı düşünüyorsunuz. Acaba öyle mi?

Beğendiğiniz birine en son ne zaman mektup gönderdiniz?

Yazarın, mektup aracılığıyla aktardığı duyguları da olmasa donuklaşıp kalıp, kalbimizin yerini bile hatırlayamayacağız.

Beş yıl süren yazışmaları, günümüz bakış açısıyla değerlendirip, kitabı harcamazsınız umarım. Yapıt, roman niteliği taşıyor.

Melankoli, Sabahattin Ali‘nin gizli aşkı Ayşe Sıtkı ile yıllar süren mektuplaşmaları.

Sabahattin Ali, Ayşe Sıtkı’nın mektubuna cevaben peş peşe üç mektup kaleme almıştır. Bunlardan ilki, Konya’ya geldiğini belirten kısa, haber verme gayesi taşıyan alelade bir mektuptur. İkincisi ise ortak arkadaşları Enver ile aralarındaki tabiri caizse aşk üçgeni hakkında birtakım dedikodu ve çıkarımlarından ibarettir. Bu mektupta altı çizilmesi gereken ve Sabahattin Ali’yi derinlemesine anlamak adına bize ipucu veren şu cümlesi dikkat çekmektedir. “Benim gibi hayatta hiçbir şeyin zevkli olamayacağına bir kere kanaat getirmiş olanların yaşayışları bir tesadüftür ve yine tesadüf onları hayattan kolaylıkla ayırabilir.

Hata
Bu video mevcut değildir

Siz de Sabahattin Ali gibi her hafta aşık olanlardan mısınız?

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amacıyla.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay

Kafama takılan bir şey, orada çok uzun süre kaldığı için, düşüncelerimin sayısı azdı.”

Merhaba,

Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay’ın hikâyelerini yayınladığı eseridir. Kitaba adını veren “Korkuyu Beklerken” ve “Beyaz Mantolu Adam” adlı hikâyeleri bu derlemede önemli yer tutar.

Yazar kısa öykü sanatınıda ustalıkla beceriyor. Bir solukta okunmayı ve vurucu olmayı biliyor.

Hikayelerinde “Başarısızlık“ortak yazgı.

Kendi kendimizi aşmak, bunun içinde kendi kendimizle hesaplaşmakla işe başlanmak zorundadır.

Buradayım!” yanıtını veren okur olarak;

Bıraktığı eserlerin hayranı olan bizler, kendisini yaşatma niyetiyle, tüm söz ve kitaplarını paylaşmaktan büyük bir hoşnutluk duyuyoruz.

Biz“, dedim. Edebiyat severlerin bir çoğu Oğuz Atay‘ın dünyasından geçmiştir.

Benim için yazarın özel bir anlamı var. Hastalığına rağmen, son nefesini verinceye kadar, yazmış. Belki de yaşamını uzatan, yazma tutkusu ve gönderilemeyen mektupları olabilir mi?

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara hatırlatmak amacıyla.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Metal Yorgunluğu, Tomris Uyar

Diyorum ki kişinin doğum tarihi pek önemli değil aslında, dünyaya gözlerini açmak daha önemli.”

Merhaba,

Öyküyü “dünyayı anlatma, görme biçimine en uygun dal” olarak tanımlar Tomris Uyar. Bunun için daha işin başında seçimini öyküden yana yapmış ve sadece öykü yazarak Türk edebiyatında seçkin bir yer edinmiştir.

Bu tek taraflı bir seçim değildir kuşkusuz. Duyarlılığı, ayrıntıları yakalamadaki ustalığı ile halis bir öykücü kumaşı taşır. Öykü onun İçin hayatı algılama biçimidir sanki. Gözlemleri ve atmosferleriyle neredeyse birer öyküye dönüştürdüğü günlüklerinde de bu özelliği öne çıkar.

Tomris Uyar öyküsü dendiğinde akla öncelikle sağlam bir Türkçenin gelmesinde dil bilgisi ve bilincini pekiştiren bu disiplinin etkisi büyüktür.

Bu öykülerin diğer bir özelliği, ayrıntılar ve imgelerle örülmüş olmalıdır. Uyar’ın “en etkin yapıtlar en az malzeme taşıyanlardır” görüşünü her cümlede yansıtırlar.

Çehov’un deyimiyle “az sözcükle çok anlatmak ustalığı”nın peşindedir. Öykülerinin lirik dilinde yakın çevresinde gelişen İkinci Yeni şiirinin etkisi de aranabilir.

Metal Yorgunluğu“kitap da yer alan on hikayeden biri.

Dünya Öykü Günü Kutlu Olsun…

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amacıyla.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Yaza Yolculuk, Tomris Uyar

” Sanki Ortadoğu’da savaşlar yoktu,sanki insanlar evlerinden koparılıp bilinmedik yerlere götürülmüyordu.Sanki işsizlik,açlık olgusu gözümüzün önünde değildi.Düşünmek istemiyorduk. Erteliyorduk.”

Merhaba,

Tomris Uyar, kadın yazar.

İlk çevirisi “Şekerden Bebek” , Tagore’den, 1962’de Varlık’ta ilk öyküsü “Kristin” yayınlandı. Öykü, deneme ve eleştiri, Varlık, Dost, Papirüs, Yeni Dergi, Soyut, Yeni Edebiyat, Yeni Düşün, Gösteri, Gergedan, Argos, Adam Öykü gibi belli başlı dergilerde yayınlandı.

Öykülerinde “yoğunluk, içtenlik, sahicilik” olması gerektiğini savundu.

40’ından sonra kendini bulmuş. Nice evlere, kalplere konuk olmuş, iz bırakmıştır.

Konu, gelişim, kitaplar ve yazarlık olunca, edebiyatın toprağında büyüyen biri olarak; yazarlık mesleğinin zorluklarını yaşamış, kadınların geçmişten bugüne hikayelerini incelemiştim.

Yazdığım kitap da Tomris Uyar’ın edebiyat dünyasında, kadının gecikmiş yerini nasıl aldığını, diğer önemli kadın yazarlarla birlikte anlatmaya çalışmıştım.

Peki, paylaştığım kitaba dönecek olursak. Yazı özleyenler burada mı?

Tomris Uyar’ın kalemiyle “Yaza Yolculuk” yapalım istedim.

Yaza Yolculuk kitabı, 1987 Sait Faik Öykü Aramağanı’nı kazanan kitap, yazarın iç yolculuğunun, iç hesaplaşmalarının en güzel örneklerinden biri olma özelliğini taşıyor.

Hata
Bu video mevcut değildir

Seslendirmesini de yaptım.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Huzursuzluk, Livaneli

“Merhamet zulmün merhemi olamaz…”

Merhaba,

Bilenler bilir, iyileşmem biraz zamana yayıldı. Haliyle uzun bir süredir kalça operasyonu nedeniyle dışarı çıkmıyordum. Çıkamıyordum. Atalet değil, iyileşme haliydi…

Geçen gün biraz yürüyüş yapayım istedim. Serotonin mutluluk, canlılık hissi verir. Benim de bolca nefes almaya ihtiyacım vardı. Ayrıca, yürürken yeni aparatın sürüşünü test etmiş oldum.

Sabrın Öğrettikleri” başlıklı bir kitap yazacağım sanırım. Yaşadığım durumun bildirimini de böylelikle yapmış oldum.

Yürüyüşten sonra, ziyaret ettiğim yerde, tam da karşımda, kitapların arasından Livaneli’nin “Mutluluk” kitabı bana bakıyordu. Evren çok hızlı çalışıyor olmalı…

Filmini seyredenler burada mı?

Orta okul yıllarında Livaneli’nin kitaplarıyla tanışmıştım. Haliyle konu kitap olunca, birincil olarak anlatılanlar daha kapsamlı oluyor. Hatta kitapta en önemli yerler, sinema karelerinde yerini almıyor. Neden alamıyor, derinlemesine düşünmüşümdür. Yönetmen veya Yazarın verdiği mesaj farklı mı?

Hata
Bu video mevcut değildir

Geçirdiğim günün hislerini, sayfaya aktarırken, dünyanın içinde bulunduğu durumu “Huzursuzluk” kitabının anlatabileceğini düşündüm. Satırlarından seslendim.

İnsanlarda aynı Ortadoğu’nun içinde bulunduğu durum gibi. Karşısındakini bitiriyor. Kanatıyor. Kendini öldürdüğünü anlamıyor. Bu denli sarhoş insanlar.

Livaneli okuru, sevda ile acının iç içe geçtiği Ortadoğu gerçeği ile buluşturuyor.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amacıyla.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali

Merhaba,

Bu romanda, toplumsal gündemin kişilik üzerinde baskısını ve güçsüz insanın “kapana kısılmışlığını” gösteriyor Sabahattin Ali.

Hata
Bu video mevcut değildir

Sizler için okumasını da yaptım…

” Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması… içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu… içimizde şeytan yok… içimizde aciz var… Tembellik var… iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var…”

Aydın geçinenlerin karanlığına, “insanın içindeki şeytan“a keskin bir bakış.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amacıyla.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Kürk Mantolu Madonna, Sebahattin Ali

Bu harikulade güzel rüya ne kadar çok devam ederse o kadar iyiydi. Onu kesmeye, yarım bırakmaya, hakikat pahasına da olsa uyanmaya hakkım yoktu.”


Merhaba,

Okunan kitaplar çoğalınca, kütüphanenin, yeniden düzenlenmiş olması, yüzümde kocaman bir gülümseme oluşturdu.

Kitaplarımı seviyorum…

Her yazar edebiyatın, kitapların toprağından yetişir. Haliyle kaynak listesi uzundur. Yazarı, yazar yapan okuma listesidir.

Türk yazarlarının değeri listemde büyük. Sizlere birkaç tanesini ulaştırmak istedim.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amacıyla.

Karşınızda her satırı, anlatımı ve tasvirleriyle bir ruhunuz var dercesine büyüleyen yazar.

Sabattin Ali başyapıtı Kürk Mantolu Madonna‘da geçmişin günlüklerinden dirilerek günümüze uzanan ölümsüz bir aşk öyküsü anlatır. Kendini bu hayatta yalnız kabul eden bir adamın sergide gördüğü bir portreyle başlayan aşkı, tutkulu bir arayışa dönüşerek hayatında silinmez bir iz bırakacaktır.

Uzun uzadıya yazmayıp, bir hikayenin içinden, kaç anlamlı hikaye çıkabileceğini gösteren edebi bir kitap diyerek kitaptan en sevdiğim bölümü alıntı yapacağım.

Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı, gene aynı şekilde, fakat her şeyden habersiz, yaşayıp gidecektim. Sen bana, dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir de ruhum olduğunu öğrettin. Bunu sonuna kadar götürmediysen kabahat senin değil…”

Bazen sadece teşekkür etmek, kafi geliyor olmalı. Dahası kaybedilen çok değerli şeylerin tekrarlanamayacak olması, insanın en büyük yıkımı.

Hata
Bu video mevcut değildir

Yazarlar, sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle

Yasemin Emre

Okumak ve Yazmak, Semih Gümüş

Merhaba,

YaratıcıYazarlık konusunda, bizleri besleyen çok sayıda kitabı olan, Semih Gümüş‘ü kimler tanıyor?

“Okuma ve Yazmak” adlı kitabınızda “okuma”nın üzerinde özel olarak duruyorsunuz, “Okumak da bir yaşam biçimidir” diyorsunuz. Neden?

İnsanın bireyliğini kazanma uğraşı okumayı hemen içine alır. Okumadan olmaz. Ne olmaz? İnsan kendini, ilişkilerini, hayatı olması gerektiği gibi anlayamaz. Okumak kadar insanı zenginleştiren bir başka etkinlik düşünemiyorum. Okumayı benim dediğim gibi anlayanlar bir an boş kalamaz. Başka şeylerle uğraşmadıkları bütün zamanlarını okumaya ayırırlar. Bunun sonunda da, herkesten farklı biçimde okur, böyle okudukları için de okuduklarından herkesten daha çok şey anlarlar.

Sevgiyle

Yasemin Emre

Kum ve Köpük / Halil Cibran

Merhaba,

Halil Cibran’ın zamanında küçük kâğıt parçalarına ve defterlerine karaladığı aforizma ve mesellerden oluşan bu küçük kitap, sanatçının parçalı bir “otoportresi”ni ortaya koyuyor. Ruhunun derinliklerinden gelen çarpıcı ve çağrışımlı imgelerle aşk, güzellik, doğa ve insanlık durumuna ilişkin bir türlü ifadesini bulamayıp “suskunluğa gömülmüş” olanı ifşa ediyor.

Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda, kumla köpüğün arasında. Yükselen deniz ayak izlerimi silecek, rüzgar köpüğü önüne katacak, ama denizle kıyı daima kalacak.

Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır. Anımsamak bir tür buluşmadır.

Unutmak ise bir tür özgürlük. Yüreğimdeki mühür kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

Sevgililer birbirlerinden çok aralarındakini kucaklarlar. Arkadaşlık her zaman için

tatlı bir sorumluluktur, asla bir fırsat değil. Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç senin gerçeğini açığa çıkarabilir. İşte böyle bir anda ya güneş altında çıplak danset, ya da çarmıhını taşı. İnsanlık, sonsuzluğun dışından sonsuzluğa akan bir ışık nehridir.

Şafağa ancak gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

Gariptir ki, kimi zevklerin tutkusudur, acılarımızın bir kısmını oluşturan. Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçeklesmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.

Cennet orada, şu kapının ardında, hemen yandaki odada; ama ben anahtarı kaybettim.

Belki de sadece koyduğum yeri unuttum. Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin, toprak üzerinde uyuyanlarınkinden daha güzel olmadığı gerçeğinde, yaşamın adaletine olan inancımı yitirmem mümkün mü?

Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim. Karşındakinin gerçeği sana açıkladıklarında değil, açıklayamadıklarındadır.

Bu yüzden onu anlamak istiyorsan, söylediklerine değil, söylemediklerine kulak ver.

Söylediklerimin yarısı beş para etmez; ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir diye konuşuyorum. Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp, sessiz erdemlerimi eleştirmeye başladığında doğdu.

Bir gerçek her zaman bilinmek, ama ara sıra söylenmek içindir.

İçimizdeki gerçek olan sessiz, edinilmiş olan ise gevezedir. İçimdeki yaşamın sesi, senin içindeki yaşamın kulağına ulaşamaz. Yine de kendimizi yalnız hissetmemek için konuşalım. Sözcüklerin dalgası hep üstümüzde olsa da, derinliklerimiz daima dinginliğini korur. Yaşam kalbini okuyacak bir şarkıcı bulamazsa, aklını konusacak bir filozof yaratır. Zihnimiz bir süngerdir, yüreğimizse bir nehir.

Çoğumuzun akmak yerine, sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip! Eger kış, ‘Baharı yüreğimde saklıyorum’ deseydi, ona kim inanırdı? Her tohum bir özlemdir.

Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir. Arkasındaki gerçeği görürsün, ama cam seni gerçekten ayırır. Haydi seninle saklambaç oynayalım. Yüreğime saklanırsan eğer, seni bulmak zor olmaz. Ancak kendi kabuğunun ardına gizlenirsen, seni bulmaya çalışmak bir işe yaramaz. Neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir. Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim, durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil. Hayır, boşuna yaşamadık biz! Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı? Özel ve ayrımcı olmayalım. Unutmayalım ki, şairin aklı da, akrebin kuyruğu da gururla aynı yeryüzünden yükselir. Evim der ki, ‘Beni bırakma, çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.’ Yolum der ki, ‘ Gel ve beni izle, çünkü ben senin geleceğinim.’ Ve ben hem eve, hem de yola derim ki, ‘ Benim ne geçmişim, ne de geleceğim var. Eğer kalırsam, kalışımda bir ayrılış vardır; gidersem, ayrılışımda bir kalış. Yalnızca sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir.’ Daha dün, yaşam küresi içinde uyumsuzca titreşen bir kırıntı olduğumu düşünürdüm. Şimdi biliyorum ki, ben kürenin ta kendisiyim, ve uyumlu kırıntılar halinde tüm yaşam içimde devinmekte.

Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde, ve nedenini bilmeden kederlendiğinde, işte o zaman büyüyen her şeyle beraber büyüyecek ve üst benliğine uzanacaksın.

Ağaçlar yeryüzünün gökkubbeye yazdığı şiirlerdir. Ama biz onları devirir ve boşluğumuzu kaydedebilmek için kağıda dönüştürürüz. Güzelliğin şarkısını söylersen eğer, çölün ortasında tek başına olsan bile bir dinleyicin olacaktır. Esin daima şarkı söyler; asla açıklamaya çalışmaz. En büyük sarkıcı, sessizliğimizin şarkısını söyleyendir.

Eğer ağzın yemekle doluysa nasıl şarkı söyleyebilirsin? Ve eğer elin altınla yüklüyse, şükretmek için nasıl kaldırabilirsin? Sözler zamansızdır. Onları zamansızlıklarını bilerek söylemeli ya da yazmalısın. Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir. O, kanayan bir yaradan veya gülümseyen bir ağızdan yükselen bir şarkıdır..

Kum ve Köpük – 1926

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Deli, Halil Cibran

“Deli ol ve bize algının peçesinin ardındaki gizleri anlat. Hayatın amacı, bizi bu gizlere yakınlaştırmaktır; ve bu delilik bunun en hızlı atıdır…”

Halil Cibran

Nasıl Delirdim?

Nasıl delirdiğimi soruyorsun. Şöyle oldu: Tanrıların çoğu daha doğmadan çok uzun zaman önce bir gün, derin bir uykudan uyandım ve bütün maskelerimin –kendi yaptığım ve yedi hayatta taktığım maskelerin- çalınmış olduğunu gördüm, kalabalık sokaklarda, “Hırsızlar, hırsızlar, Tanrı’nın cezası hırsızlar,” diye bağırarak koştum.

Erkeklerle kadınlar bana güldü ve bazıları korkup evlerine kaçtı.

Ve pazar yerine vardığım zaman bir genç çatıda dikilip, “O bir deli,” diye haykırdı. Onu görmek için yukarıya baktım; güneş çıplak yüzümü ilk defa öptü. İlk defa için güneş çıplak yüzümü öptü ve ruhum güneşe karşı sevgiyle tutuştu ve bir daha maskelerimi aramadım. Ve kendimden geçercesine haykırdım, “Şükürler olsun, maskelerimi çalan hırsızlara şükürler olsun.”

İşte böyle delirdim.

Ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmazlığın güvenliğini, bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü.

Fakat güvenliğimle çok kibirlenmeyeceğim. Zindandaki bir Hırsız bile başka bir hırsızdan güvendedir…

İnsan nasıl meczup olur?

Cibran’a göre herkes kadim gerçeklerin bilinciyle doğar. Gerçek yüzlerini gizleyen toplumun içinde bu bilgiyi unutur, arayışından vazgeçer. Ta ki bir gün uykusundan uyanana ve her şeyi olduğu gibi görene kadar. Ancak bu özgürlüğün bedeli meczup olarak görülmesi ve toplumun dışına itilmesidir.

Halil Cibran, Deli kitabını buraya bırakıyorum. Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Oğuz Atay, Günlük

Bu kitaplarda gerçeği bütün acılığıyla yazmalı, onu hafifletme durumu ancak kahramanların kafasından geçmeli!

Merhaba,

Bir yazarın satırlarını nasıl oluşturduğu, günü nasıl geçirdiği, yazmak İçin neler yaptığı. Ve kocaman bir hastalığı göğüsleyerek gerçeklerin tamamını satırlara yansıtarak bize ışık tutan harika usta. Benim için anlam ve önemi çok büyük. 

Oğuz Atay, Günlük kitabını okuduğunuzda yolu nasıl yürüdüğünü tüm detaylarıyla bulabileceksiniz. Hayrandım, bu katlandı. Okuduğum birçok kitabın referans bilgisi Oğuz Atay yaşamından gelmiştir. 

Korkunun sonucu yabancılaşmadır. Yeni yazarların kelimeler icat ederek azınlık olma telaşıdır, toplumsal sorunlara eğilerek kendini tanıma korkusudur. Kavram kargaşası yaratarak temel kavramlardan uzaklaşma çabasıdır. Temel kavramların onu bir hiçe indireceği korkusudur. Korku ortadan kalkarsa postunu kaybedeceğinden korkan tekke şeyhinin korkusudur. 

Dünyayı bir savaş alanına çevirdikten sonra , her yandan düşman saldırısı bekleyenlerin korkusudur. Bir şehire kapanıp, bütün ülkenin saldırısını bekleyen Saray’ın korkusudur bu. 

Kültür korkusudur.

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Yazar Olabilir miyim?, Semih Gümüş

Merhaba,

Yazanlar ve okuyanlar için vazgeçilmez bir kılavuz kitap.

Doğru bir okuma biçimi edinmiş, dolayısıyla okuduklarının anlamlarını kendi başına sökebilen ve kendi yazdıklarını bütün yazınsal öğeleri soyutlayarak çözümleyebilen, eleştirebilen yazar adayı, aynı zamanda okumayla yoğun ve sürekli bir ilişki içinde yaşamayı başarabilirse, yazmayı da er geç başarır. Semih Gümüş

Yazar Olabilir miyim? ister edebiyatın çetin yollarına gidin, ister ıssız bir adaya, yanınızda bulunması gereken bir kılavuz kitap.

Semih’e Gümüş kaleminden, aldığım notlar.

Doğru bir okuma biçimi edinmiş, dolayısıyla okuduklarının anlamlarını kendi başına sökebilen ve kendi yazdıklarını bütün yazınsal öğeleri soyutlayarak çözümleyebilen, eleştirebilen yazar adayı, aynı zamanda okumayla yoğun bir ilişki içinde yaşamayı başarabilirse, yazmayı da er geç başarır. 

Yaratıcı yazarlık çalışmalarında motoru ateşleyen bu ilk deneyler, sonunda doğru yolun önünü açmaya başlar, yeter ki yürürken kararlılık gösterilsin. Sonra?

Sonra her şey kitaplardan öğrenilir. Kitaplar, yaratıcı yazarlık çalışmalarında öğrenileceklerle karşılaştırılmayacak kadar zengin bilgi depoları değil midir? Yazılanların bir bölümü gerçek hayattan alınıyorsa, öbür bölümü de gene başkalarınca gerçek hayatlardan süzülmüş kitaplardan çıkar. Deme ki (gururla yazıyorum) kitaplardan yararlanabilmek onları doğru okumak gerekir. Doğru bir okuma biçimi edinmekse, yaratıcı yazarlık çalışmalarının başlıca iki yüzünden birini anlatır. 

Yazar Olabilir miyim?, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Haberci, Halil Cibran

Sen kendinin habercisisin, bahçemin kapısından giren yabancısın sen…”

Merhaba,

Gün Hanımın, o gün hediye ettiği Halil Cibran‘ın ikinci kitabı Haberci eserinde yer alan her söz okudukça derinlik kazanıyor.

Meramını çizgilerle resmeden sanatçının, sözcükleri ustalıkla kullanan bir bilge kişiye dönüşmesinin de habercisidir.

Bakış açısı, geniş derin bir bilgeliğe, sıcak, yumuşak bir sevecenlik taşıyan, yine de kontrollü bir ironiye sahip güncelliğini yitirmeyen meseller.

Sen kendinin habercisisin ve diktiğin kuleler kendi dev özünün dışında yapılardır. Ve o öz de ayrı bir kapı olacak.

Ve ben de kendimin habercisiyim, çünkü gün doğarken önümde uzayan gölge öğle saatlerinde ayaklarımın altına çekilecek. Başka bir gün doğumunda başka bir gölge uzanacak önümde ve o da başka bir öğlende toplanacak.

Biz her zaman kendi habercilerimizdik ve bundan sonra da her zaman kendi habercilerimiz olacağız. Ve topladıklarımız ve toplayacaklarımızın hepsi henüz sürülmemiş tarlalara ekilecekler. Biz hem tarlalar, hem çiftçiyiz, hem toplanan, hem toplayanız.

Sen siste dolan bir arzu olduğun zamanlar ben de dolanan bir arzu olarak oradaydım. Sonra birbirimize aktık ve isteklerimizden düşler doğdu. Ve o düşler sınırsız zamandı ve ölçüsüz boşluktu.

Ve sen Yaşam’ın titreyen dudaklarında sessiz bir söz olduğun zamanlar ben de başka bir söz olarak oradaydım. Sonra Yaşam bizi söyledi ve biz dünün anıları ve yarının arzularıyla zonklayan çağlara indik, çünkü dün fethedilen ölümdü ve yarın ardına düşülen doğumdu.

Ve şimdi biz Tanrı’nın ellerindeyiz. Sen Onun elinde bir güneş ve ben sol elinde bir dünyayım. Sen hala benden daha fazla parlamıyorsun.

Ve biz, güneş ve dünya, daha büyük bir güneşin ve daha büyük bir dünyanın başlangıcıyız. Ve biz her zaman başlangıç olacağız.

Sen kendinin habercisisin, bahçemin kapısından giren yabancısın sen.

Ve ben de her ne kadar ağaçlarımın gölgesinde otursam ve hareketsiz gözüksem de, kendimin habercisiyim.

Gün‘e sonsuz sevgilerimle. Her seferinde anmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Umarım sonsuzluğa hislerim ulaşıyordur.

Haberci, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre