Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak, Grace Halsell

Akron Üniversitesi tarafından yapılan 1996 tarihli Din ve Siyaset Anketi, Hıristiyan yetişkinlerin %31’inin, dünyanın bir Armagedon Savaşı’nda son bulacağı inancına katıldığını ve buna kuvvetle inandığını ortaya koymaktadır. Bu durum 62 milyon Amerikalının söz konusu inanç sistemini kabul ettiği anlamına gelmektedir.

John Green , Akron Üniversitesi Profesörü

Aşikar ki, Eski Ahit’teki eski peygamberlerinize ve Armagedon’la ilgili önceden haber verilmiş alametlere geri dönüp baktığımızda, acaba olacakları görecek nesil biz miyiz diye merak ediyorum… İnanın bana, (bu kehanetler) açık bir şekilde yaşamakta olduğumuz şu günleri tasvir ediyor.

BAŞKAN RONALD REAGAN,
1983’TE AMERİKA-İSRAİL HALKLA İLİŞKİLER KOMİTESİ’NDEN
TOM DİNE İLE YAPTIĞI BİR SÖYLEŞİDEN

Merhaba,

Grace Haldell söyle yazıyor: Beyaz Saray’da personel şefiydim. Eski Ahitt’ kıssaları dışında Orta Doğu hakkında fazla bir şey bilmiyordum. Başkan Jimmy Carter ve Ronald Reagan’la birlikte Armagedon, yeniden doğmak ve özellikle de Cennet’e yükselebilen kimseler hakkında daha çok şey duymuştum. Bizlerin Kıyameti görecek nesil olduğumuzu ve özellikle şu anda yaşamakta olan insanların insanlık tarihini yok etmekle emrolunmuş kişiler olduklarını kendinden geçmiş bir vaziyette söyleyen Evanjelistleri bulmak için TV kanallarını tarardım.

Çocukluğumda geceleri, gökyüzünde olduğunu farzettiğim bir Tanrı’ya diz çökerek ibadet ederdim. Tanrı’yı küçük beynimin kelimelerle tanımlayabileceğinden çok daha büyük bir varlık bilirdim. Dinlediğim hikayeleri benimser ve uzun zaman aklımda tutardım. 1980’lerde, bu benimsediğim şeyin ne olduğunu öğrenmek istedim. Bu amaçla Jerry Falwell rehberliğinde iki kez kutsal topraklara yolculuk yaptım. Yolculuklarım Kehanet ve Siyaset (Prophecy and Politics) adlı bir kitabı ortaya çıkardı. Şimdi neredeyse yirmi yıl sonra Hristiyan olmanın ne anlama geldiğine bir kez daha bakmak istedim. Yeni araştırmam beni yerinde ve geçerli sorular sormaya yöneltti: Jerry Falwell gibi bir Hristiyan, niçin dünyanın sonu için dua ediyor? Yeni bir gökyüzü ve yeni bir yeryüzüne açılmak için bu dünyayı toptan yok etmek zorunda mıyız?


Armagedon inancı hakkındaki bu araştırmaya, yolun henüz başındaki birinin sorabileceği sorularla başladım.


Bazıları, hiçbirimizin bu dünya hayatında bir uzman ve yetkili ağız olacak kadar uzun yaşamadığını, yaşamın ve ölümün ne olduğunu anlamada her birimizin birer çömez olduğunu söylerler. Yaşlananlarımız için bile, ömür öyle kısa ki, amatör kalıyoruz. Sorularım ve cevaplarım hepimiz yani yolun başındakiler için.

Tanrı bugün biz yaşayanlardan Yeryüzü Gezegenini yok etmemizi mi istiyor, hatta istemenin ötesinde böyle bir emir mi veriyor?

Tanrı’yı Kıyamete Zorlamak, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Sağlıklı Ve Mutlu Bir Yaşam Sırrı Ayurveda, Dr.Kulreet Chaudhsry ve Eve Adamson

Ayurvedayı ciddi bir hevesle anlamak isteyen herkes daha derin şifa için, adanmanın ve ilahi sevginin yüce gücünü idrak etmelidir.

Merhaba,

Annemin ihtiyaç listesinde yer alan ilaçları almak için eczaneye gitmişken, dönüş yolunda market ziyareti yaparak, eksikleri tamamlamak için raflara göz attım.

Kitap bölümünde %30 indirim olduğunu gördüm. Sağlık konusunda doğa ile uyumlu yaşamanın önemini keşfetmiş biri olarak, yaşam bilgisi kitabında yer alan konuları tekrar incelemek için satırlarda yürümeye başladım.

Bir süre sonra kitabın ne anlatmak istediğini anlayan olarak; enerjimizi nasıl yükseltmek gerektiğinin altını çizmenin gerekli hale geldiğini hatırladım.

Sağlık demişken, yaşam bilgisine danışmadan geçmek olmaz…

Ayurveda’nın Tarihçesi


Ayurveda, “yaşam bilgisi” ya da “yaşam bilimi” anlamına gelir ve dünyadaki en eski sağlık sistemidir. Ayurveda’nın kökenini bilmiyoruz ama efsaneye göre antik çağda Hindistan’da Tanrı tarafından insanlar için bilgeler aracılığıyla yeryüzüne indirildiği söylenir. Bu
bilgeler 5000 yıl önce Ayurvedik uygulamaları derin meditasyonla kazandıkları içgörüler ışığında daha da geliştirmişlerdir. Bu bilgeler sadece kutsal insanlar değil aynı zamanda doktordular. Ayurveda ortaya çıkış itibarıyla insan sağlığını tüm yönleriyle –yaşam süresini uzatma, hastalıkları tedavi etme, cerrahi müdahale, vücudu toksinlerden arındırma vs.— ve manevi yaşamı düzenlemek amacında olan kendi içinde bütün bir sistemdi.

Önceleri Ayurvedik uygulamalar sözle bir sonraki bilge nesle aktarılırdı. Daha sona başta Vedalar (İ.Ö, 1500-1000 yıllarında yazıldığı düşünülen ve dünyanın en eski kadim metinlerinden Hinduizm’in başlıca dört dini kitabı) olmak üzere yazılmaya başlandı.

Başta Ayurvedik Tıp ve Ayurvedik Cerrahi birbirinden ayrılmış ancak daha sonra birleştirilerek yaklaşık 1200 yıl önce üç ana Ayurvedik metinde örneklendirilerek anlatılmıştır: Charak Samhita, Sushrut Samhita, Ashtanga Hridaya Sanıl:itx Bu metinlerdeki ana konular fizyoloji, anatomi, hastalıkların nedenleri ve belirtileri teşhis ve bitkisel ve cerrahi yollardan tedavileri, reçeteler, hastalıklardan korunma yöntemleri, uzun ve sağlıklı yaşamın gereklilikleridir. Alt başlıklarda ise iç hastalıkları, kulak-burun-boğaz hastalıkları, toksikoloji, çocuk sağlığı ve hastalıkları, cerrahi (hariciye), psikiyatri, cinsel sağlık ve üreme tedavileri ve gençleştirme tedavilerine yer verilmektedir. Şaşılacak derecede geniş ve kendi içinde bütün bir sistemdir.

Günümüzde Ayurveda ile ne ilgimiz olabilir? Ayurveda gerçekten ilahi bir kayıttan mı gelmiştir? Elbette o ya da bu şekilde bunu kanıtlamak mümkün değil ancak Ayurveda’nın modern bilimle uyumlu olmadığını sakın düşünmeyin. Aksine binlerce yıl öncesi bilgelerin bildikleri çağlar boyunca yavaş yavaş bilim tarafından su yüzüne çıkarılmıştır. Ve hala modern bilim sağlığı koruyan, hastalıkları önleyen ve tedavi eden, kısacası “yaşamı dönüştüren” diye adlandırabileceğimiz bu sistemi takip etmeye devam etmektedir. Ayurveda temel yapısını koruyarak hala evrimleşmeye devam etmektedir.

“Gittiğim Ayurvedik doktorlar Hindistan’dan geldiklerinde durumu ağır olân hastalarımı onlara götürüyordum. Çoğu multipl skleroz (MS) Ve Parkinson hastasıydı. Bu buluşmalar sırasında ben de yanlarında bulunur, Ayurvedik doktorların hastalarımı nasıl değerlendirdiklerini gözlemlerdim. O zaman nasıl Ayurvedik doktor olunabileceği konusunda bir fikrim yoktu ama ne söyleyeceklerini merak ediyordum. Elbette doktorların ilk sorusu mide ve bağırsaklarla ilgili olurdu ve tedaviye sindirim fonksiyonlarını iyileştirmekle başlanırdı.”

“Şiddetli migren ağrıları çektiğim için o kadar şükrediyordum ki! Hasta olmanın ve dayanılmaz ilaçlar kullanmak zorunda kalmanın zorluğunu yaşamasaydım bugünkü gibi bir doktor olmayacaktım. Hayata çok güzel başlamıştım ama hikayem sağlığımızın ellerimizin arasından ne kadar çabuk kayabileceğini anlatıyor.”

Dr. Kulreet Chaudhary, aldığı modern tıp eğitimiyle Ayurveda arasında bir köprü inşaa eder ve bu bilgi birikimini, kolayca uygulanabilir şekilde okuyucuya sunar. Fiziksel ve bedensel bütünlüğümüzü dengede tutmak ve vücudumuzun sahip olabileceği en iyi haline gelmesinin yollarını bize gösterir.

Sağlıklı Ve Mutlu Bir Yaşam Sırrı Ayurveda, Dr.Kulreet Chaudhsry ve Eve Adamson kitabını taslak olarak buraya bırakıyorum.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Savaşçı Tanrıça’nın Yolu, Heatherash Amara

Kendinizi benliğinizin her bir dokusuyla sevmiyor ve yüceltmiyorsanız, kendi güç ve tutkularınıza sahip çıkma konusunda bocalıyorsanız, hayatınızda daha keyifli ve basit bir mevcudiyete ihtiyaç duyuyorsanız o zaman içsel bir devrimin zamanıdır… Savaşçı Tanrıça enerjinizi ortaya koymanın zamanıdır.

Heatherash Amara

İçsel Savaşçı Tanrıçanıza Giden Yolu Açan 10 Önemli Ders

Merhaba,

Yeni kadınların devrimi, başka insanlara odaklı değil, içsel dünyaya odaklı olma evrimidir. Dikkatimiz korku dolu koşullar, eğerler ve hayırlarla kuşatıldığında, enerjimizi dağıtır ve bizim için neyin özgün olduğunu ayırt etme konusunda sıkıntı yaşarız. Dikkatimizi yeniden içsel anlamda kim olduğumuzu keşfetmeye yönlendirdiğimizde olduğumuzu hayal ettiğimiz ya da olmamız gerektiğini düşündüğümüz kişi yerine içsel, özgün, gömülü gücümüze doğru kutsal bir dönüşüm yoluna başlarız.

Bu, Savaşçı Tanrıça‘nın yoludur.


Savaşçı, enerji, odak, adanmışlık, amaç ve kararlılığın bir birleşimidir. Bu unsurları bilinçli olarak bir araya getirmek bize gücümüzü verir. Savaşçı enerjimizi beslediğimizde, kendinden emin, net bireyler olur ve her bir eyleme benliğimizin yüzde 100’ünü katarız.


Tanrıça enerjisi bizim yaratıcı akışımızdır: koşulsuz sevgi, haz, tutku ve bilgelik. Tanrıça enerjimizi geri kazandığımızda, keyifli bir özkabullenme ve özsaygı içinde yaşar, kutsal iç sesimizi dinleriz.

Sorulması gereken soru şudur: Hikayem içsel ve harici bir dram mı yaratıyor, yoksa bana huzur ve mutluluk mu katıyor?

Günümüzde kadınların sürekli zor durumlarda kaldığı bilinen bir gerçektir. Artık kadınlar önemli bir iş gücünü oluşturuyor ve ortaklar, çocuklar, aile ve dostlarımızla her zamankinden daha yoğunuz ve başkalarının ihtiyaçlarını hep kendi ihtiyaçlarımızdan önde tutuyoruz. Ve tükendiğimizi hissettiğimizde veya iyi hissetmediğimiz zamanlarda, çoğumuz kendimize karşı en yakın arkadaşımızdan daha acımasız bir eleştirmen olabiliyoruz.

İçsel Savaşçı Tanrıçamızın devreye girdiği yer burası…

Kadim Toltek geleneğinden ve Tanrıça spiritüelliğinden bilgeliklerle Savaşçı Tanrıça’nın Yolu, olmanız gereken gerçek Savaşçı Tanrıça olmanız için size ilham verecek bir kitap.

Özdeğerinizi dış görünüşünüzde mi arıyorsunuz, yoksa özdeğeriniz kendinizi kabullenme ve kendinize saygı duyma eksenine dayanan içsel bir pınar mı?

Araya kitapta olmayan biz kadınları ilgilendiren birkaç satır eklemek istiyorum.

Bir kadın olarak kırışıklıklarla ilgili en sevdiğim şey mutluluğumuzun bir göstergesi olmasıdır. Dudaklarımın ve gözlerimin çevresinde ne kadar çok kırışıklık varsa o kadar çok gülmüşüm demektir. Kadınların zihnine zorla kazınan fiziksel kusurlar yok mu. İşe sahip olduğunuz kusurları sevmekle başlayın. Her “kusurun” yanına, temsil ettiği olumlu yönü yazın. Ve her birinin size kazandırdığı yeni bakış açısını görmeye çalışın.

Popüler kültürün altını çizdiği kadın figürü oldukça yorucu görünüyor. Ölümsüzlüğü bulmaya çalışırcasına. Oysa ki ölümlü varlıklarız. Yaşadığımız her anı bedensel ve duygusal olarak onurlandırmalıyız.

Silikonsuz, estetiksiz, tüketim odaklı olmadan, filitrelere ihtiyaç duymadan, mayolu görsellerden oluşan kadın figürünün ulaşacağı bir yer olmadığını görüyorum. Ancak bu kadın figürü küreselcilerin destekleyicisi olabilir. Böyle bir kadın figürü geleceğin Ata’sı olamaz…

Dünyaya denge ve uyum getirmek için savaşçının ateşli sevgisine ulaşmamız ve tanrıçanın bilgeliğine erişmemiz dileğiyle…

Savaşçı Tanrıça’nın Yolu pek çok geleneğin bilgeliğini tek bir güzel yolda buluşturdu. Bu öğretilerde değişmeyen bir şey varsa o da bir düşüncenin ona yönelik bir adım olmadan hiçbir anlam ifade etmediği anlayışıdır; bu yüzden bu kitap sizi kutsal benliğinizle buluşturmak üzere tasarlanmış bir sürü egzersiz içerir.

Kendini, sana özgü şekilde bul ve ifade et. Sevgini açıkça ifade et. Hayat bir hayalden ibarettir ve eğer hayatını sevgiyle yaratırsan, hayalin bir sanat eserine dönüşür.

Don Miguel Ruiz

Don Miguel Ruiz, şunuş bölümünden:

“Savaşçı Tanrıça’nın Yolu sevgiyle örülmüştür. Savaşçı Tanrıça’nın yolu on derste anlatılmıştır. İlk üç ders kendinizi merkezlemenize ve nerede olduğunuzu anlamanıza yardımcı olurken sonraki ders kişisel dönüşüm yolunda size yol gösterir. Son ders ise sizi günlük yaşamında bir Savaşçı Tanrıça olarak hakikatinizi yaşamaya davet eder.”

“ Toltek geleneğinde , bir çırağın usta olmadan önceki son adımı, bir kol değneği gibi destek aldığı öğretmeninden ayrılması ve kendi iradesinin gücüyle yürümeyi öğrenmesidir. Öğretmenin verdiği derslerin izleri onun atacağı tüm adımlarda olacaktır ama ortaya çıkan şey kendi deneyimlerinin bilgeliğidir. HeatherAsh Amara benim çırağımdı, şimdiyse akranım.”

Savaşçı Tanrıça’nın Yolu kitabını buraya bırakıyorum. Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Sizi Yalanlarla Beslemek, Vani Hari

Gıda Endüstrisinin Oyunlarını Açığa Çıkartarak Sağlığınızı Geri Kazanmanın Yolları

Şimdi” hayatınızı değiştirmeniz için en uygun zamandır…

Vani Hari

Merhaba,

İnsanları hasta eden gıdalar satarsanız çok fazla zamanı parayı herkesi bunun sizin suçunuz olmadığına inandırmayla harcarsınız. Bu, tütün endüstrisinin milyarlarca doları (boşuna) sigara içmekle akciğer kanseri arasındaki ilişkiyi araştırmanın itibarını sarsmaya harcamasına benzer. Büyük Gıda da devasa kaynakları, obezite, Tip 2 diyabet ve Amerikalıları büyük ölçekte etkileyen kronik hastalıkların nedeninin sağlıksız ürünleri olmadığına bizleri ikna etmeye harcar.

Gıda endüstrisinin başlıca yöntemlerinden biri “cephe gruplar” diye bilinen gruplar oluşturarak endüstrinin lehine: haberler yaymalarını sağlamaktır; bu arada bu grupların gıda ve kimya endüstrisi için çalıştığını gizlerler. Bu organizasyonların kulağa çok temel gelen adları vardır, ama genellikle çok zengin devasa şirketlerden para alır ve onlar tarafından düzenlenirler. Bu cephe gruplar suni katkılarla dolu işlenmiş gıdaların, fabrikada işlenen etin ve GDO’ların (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) güvenli, besleyici olduklarını ve şikâyete gerek olmadığını iddia ederler.

Büyük Gıda ve Kimya şirketleri genellikle bir cephe grubuyla ilişkilerini gizlemeye çalışırlar. Olaylar genellikle şu şekilde gelişir:

Büyük bir şirket bağımsız görünen, ama kurumun parasının hareket etmesi için huni görevi gören bir fona para yatırır ya da hayır işlerine bağışta bulunur.


Bu fon halkla “iletişim kurmak için” yeni bir organizasyonun kuruluşuna para verir. Bazen bu organizasyonu yaratmak için bir halkla ilişkiler şirketi tutulur. Hatta bazen endüstriyle olan bağlarını iyice gizlemek için birbirine bağlı bir sürü organizasyon yaratırlar. Bunların adı cephe grubudur.
Cephe grubu saygıdeğer görünen bir internet sitesi kurar ve sosyal medya hesapları yaratır; bunların misyonu (güya) bilim ve gıda hakkındaki hakikatleri duyurmaktır.

Cephe grubu çiftçileri, diyetisyenleri, blog yazarlarını ve bilim insanlarını eğiterek bu alanda “uzmanlar” yaratır; amaçları GDO’ların, gıda katkı maddelerinin, fabrika çiftçiliği pratiğinin ve zirai kimyasalların “güvenli” olduğu mesajını yaymaktır. Bu uzmanlar cephe grubu organizasyonu İçin bu işi yapmaları amacıyla para alabilirler ya da kendilerine başka avantajlar sağlanır. Eğer bu kişiler anneyse bu bir bonustur çünkü endüstri annelerin genellikle gıda kararlarını veren kişiler olduğunu ve bunun toplumda daha fazla kabul gördüğünü bilir.

Cephe Grupları Kimlerdir?

Gıdaların besin değerleriyle ilgili araştırmalar gıda uzmanları ve gıda şirketleri tarafından nasıl manipüle edilir?

Gıda şirketlerinin ürettiği sahte haberleri nasıl ayırt edebiliriz?

Gıda şirketlerinin ürünlerinin bağımlılık yapması için çevirdikleri numaralar neler?

Tamamen Doğal” ya da “GDO ihtiva etmez” gibi ibarelerin göründüklerinden farklı olduklarını anlamanın ve en sağlıklı gıdaları belirlemenin yöntemleri nedir?

Bizi sağlıklı gıdalarmış gibi bize sunulan abur cuburları almaya ikna etmek için yapılan gıda pazarlama numaraları.

Karmaşık bir ağ : kandırmak için tasarlanmış.

Bilginin kaynağını iyice araştırmak gerekir. Hakikat ayakkabılarını giyerken yalan dünyanın yarısını dolaşır.

Sizi Yalanlarla Beslemek, Vani Hari’nin kitabını soruların cevabı ve daha fazlasını öğrenmeniz için buraya bırakıyorum.

Vani Hari, kitabın ilerleyen bölümlerinde, bedeninizi zararlı kimyasallardan arındırmanız için 48 saatlik bir detoks planı sunmakta.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

“Kendinizi Aç Bırakmadan” Kanseri Aç Bırakmak, Jane Mclelland

Ölümcül bir hastalığa yakalanmıştım ve içimdeki korkuyu bastırmak için sürekli eylem halinde olmaya çabalıyordum, ama teşhisimin gerçekliğinin geri dönmesi çok sürmüyor ve uzun bir süre benimle kalıyordu.

Jane Mclelland

Merhaba,

Kontrol zamanı gelmişken, tetkik sonuçlarını beklerken, geçen gün alış veriş esnasında raftan göz kırpan “Kendinizi Aç Bırakmadan” Kanseri Aç Bırakmak, Jane Mclelland’in kitabını mücadele edenler için alternatif bilgi olarak paylaşmak istedim.

Geriyi görme aynasına uzunca baktım. Kanser teşhisi konduğunda insanın ne kadar yalnız ve soyutlanmış hissedebileceğini iyi biliyorum.

Kansere yakalandığımı öğrendiğimde, 36 beden, 55 kilo, egzersiz yapan, yiyeceklerine dikkat eden biriydim. Sebze ağırlıklı besleniyordum. Hayatımda, yağ, karbonhidrat ve şeker yoktu.

Altı yıldır kanserle mücadele eden biri olarak; beslenme şekline dikkat ederek, egzersizleri hastalığın izin verdiği ölçüde yapma azmi gösterdim.

Geçen yıllar içinde kanserin öğrettiği en önemli şey nasıl bir enerjiyle mücadele ettiğiniz. Eğer bir insanı tanımak istiyorsanız, mücadele ettiği şeyi anlamanız yeterli…

Önce, biraz geçmişten bahsedelim…

1924 yılında Otto Warburg, tüm kanser hücrelerinin bozulmuş bir metabolizmaya sahip olduğunu keşfetti ve 1931’de bu keşfi için kendisine Nobel Fizyoloji Ödülü verildi. Kanser hücrelerınin enerji için besinleri kullanma şekli ilkelleşiyordu. Warburg, habis hücrelerdeki mitokondrilerin (güç merkezleri) düzgün çalışmayı bıraktığını ve enerjinin hücre sitoplazmaşında üretildiğini kaydetti; atmosfer anaeröbik iken (oksijensiz olduğunda) hücrenin nasıl çalıştığına isyan ediyorlardı. Warbuh aslında sadece kısmen haklıydı. Kanser hücresi, enerji ihtiyaçlarını korumak işin diğer yolaklar (geçiş yolları) da oluşturabilir ve bunlara normal oksidatıf fosforilasyon yolu dahildir.

Bu anormal metabolizma çok miktarda glikoz ve glutamin (bir aminoasit) gerektirir ve ayrıca lipid (yağ) metabolizmasında bir artış yaşanır. Son derece inanılmazdır ki araştırmacıların bunu fark etmeği ve Wartburg Etkisi‘nı bir kanser göstergesi olarak kabul etmesi sadece 2011 yılında gerçekleşebildi. Daha da kötüsü, somatik (gen) teorı, tıp camiası tarafından kanserin tek itici gücü olarak kabul edilmektedir. Öte yandan, tamamlayıcı tıp doktorları Warburg‘u asla unutmadılar.

1950’lerde, hücrenin genini ve hücre döngüsünü hedefleyen kemoterapi ve radyoterapi kullanımı ile onkoloji alanı ortaya çıktı. 1960’larda p53 geninin birçok kanserde rol oynadığı keşfedildiğinde, bu genetik yaklaşım daha da güçlendi. Kabul edilmeyen şey ise p53’ün metabolizmayı etkilediği ve glikolizi (şekerin enerji için parçalanması) ve glutaminolizi (glutaminin enerji için parçalanması) artırdığı idi; tıpkı ana genetik mutasyonların çoğunda olduğu gibi (örn. BRAF, c-MYC). Bu metabolik değişiklikler daha fazla mutajenik değişikliği tetiklemektedir.

Kanser, genetik bir bileşen, metabolik bir bileşen ve anormal hücre sinyali içerir. Şu anda, ana akım onkoloji sadece genetik bileşeni tedavi etmektedir; sadece anormal hücre bölünmesine ve mutasyona uğramış genetik hedeflere odaklanılmaktadır. Gerçi kısa bir süre önce bağışıklık kontrol noktalarını hedefleyen kısa süreli başarıyla da olsa ilaçlar da onaylanmıştır.
Daha az anlaşılan şey ise metabolizmanın bu genetik yaklaşımlarla bütünleştirilmesinin, ilaç direncini genlerin mutasyona uğradığı ve kemoterapi veya immünoterapiye dirençli olduğu yaygın bir durum tersine çeviren diğer kanser tedavilerini de geliştireceğidir.

Hücre çekirdeği (yaşam kodu olarak görülen DNA’nın çift helezonu) üzerine yapılan araştırmalar ve genomun kod nun İnsan Genomu Atlası Projesi aracılığıyla çözülmesi, tüm cevapları ortaya çıkarmayı amaçlamıştı. Bunun yerine keşfedilen tek şey, mutlak bir karmaşadan ibaretti. Kansere herhan bir genetik cevap yoktu. Bununla birlikte değişen metabolizma, artan glikoz ve/veya glutamin alımının tüm kanserler yaygın olduğu bulunmuştu.

Kanser hücrelerini aç bırakmak artık kanser ve ilaç araştırmalarının “yeni moda” ilgi alanı haline geldi; her ne kadar ucuz, endikasyon dışı ve oldukçu etkili çözümler zaten mevcut olsa da.

1970’lerde iki farklı görüş grubu ortaya çıktı: alternatif ve geleneksel. İkisi arasındaki savaş giderek daha da büyüdü ve şimdi her bir grup, diğerinin hatalı olduğunu söylüyor. Bu durum, zavallı hastayı şaşkına çeviren gereksiz bir heyecan değildir de nedir? Hasta kimi dinlemeli ve ne yapmalı? Onun tek istediği iyileşmek iken şimdi hem kafası karışmış hem de korkmuş bir haldedir!

Gerçekte, her iki yaklaşım da ideal değil. Hastalar düzenli olarak aşırı tedavi ediliyorlar ve çok fazla kemoterapi ile zehirleniyorlar. Ayrıca, önerilen diyetler, kendi başlarına kullanıldığında nadiren işe yarıyor; çoğu hasta bunları takip etmekte zorlanıyor.

Jane Mclelland ise lisanslı bir fizyoterapist olarak çalıştı. Şimdide kanser hastalarıyla ilgili sosyal medya hesaplarından takipçi toplayarak yardımcı olmaya çalışıyor.

Jane Mclelland kanserin çaresini mi buldu?

Kanseri gerçekten açlıktan öldürebilir miyiz?

Kanserin çaresi zaten mevcut mu?

Hangi “endikasyon dışı” ilaçları ve takviyeleri almalısınız?

Ketojenik diyeti denemeli misiniz?

Oruç tutmalı mısınız?

Yağ güvenli midir?

Ne kadar ve ne zaman egzersiz yapmalısınız?

“Kendinizi Aç Bırakmadan” Kanseri Aç Bırakmak, Jane Mclelland’ın kitabını soruların cevabı ve daha fazlasını öğrenmeniz için buraya bırakıyorum.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlar bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Savaşçı Tanrıça’nın Bilgeliği, Heatherash Amara

Yüreğin sana veya bir başkasına ait değil, evrene ait. Güneş gibi parlamasına izin ver. Yüreğini ona buna bağlama; yüreğinin evrenin sevgisinin bir yansıması olmasına, ışık yaymasına izin ver.

Heatherash Amara

Merhaba,

Savaşçı Tanrıça hareketinin amacı, içinizde derin bir yolculuğa çıkmanıza ve böylece gerçek kimliğinizi yaşamanıza yardımcı olmaktır.

Savasçı Tanrıça’nın yolunda ilerlerken içsel varlığınızın iki yönünü geliştireceksiniz: muhteşem bir Savaşçı odağı ve bağlılığı ve de merhametli Tanrıça inancı, kavrayışı ve yaratıcılığı. Bu yepyeni rehber, Savaşçı Tanrıça’nın Bilgeligi, bu öğretileri gündelik yaşamınıza uygulamanin basit ve doğrudan bir yöntemini sunuyor ve Savaşçı Tanrıça’nın yolculugunuzu bir sonraki seviyeye taşımanıza yardımcı oluyor.

Bizim yolumuz, analiz, şefkat ve sebattan ibarettir ve içinize baktığınızda ve özbilginizi ve özdesteginizi derinleştirmeye başladığınızda bu özellikleri aklınızda tutmanızı rica ediyorum.

Savaşçı Tanrıçalar olarak dikkatimizi kim olmamız gerektiğinden alarak gerçekte kim olduğumuza kaydırmayı öğreneceğiz.

Kadınlar olarak bizler Kutsal Güce dair dişi bir yansıma ve bize doğal sezgi, şifa ve birliktelik güçlerimizle bağ kurmamıza olanak verecek bir spiritüellik ararız.

Kitap, birçok kadına hayallerine ulaşma yolunda yardımcı olacak bir Rehber niteliğinde.

Peki, Bu Kitabı Nasıl Kullanmalıyız?

Herhangi bir sayfayı rastgele açarak sizi hangi mesajın beklediğini görün…

Her gün meditasyon yapmak zorunda değilsiniz, ancak gününüz için bir niyet belirlemeyi içeren bir özbakım ritüeli yaratmanın harika faydaları vardır.

Bu yolculuk sizin için yeni yollar açacak ve size yeni alışkanlıklar kazandıracaktır.

Değişime kucak açtığınızda, kendinizi yaratıcılığa, olasılığa ve şifaya açmış olursunuz. Değişim kaçınılmazdır ama dönüşüm bilinçli bir tercihtir.

Savaşçı Tanrıça’nın Bilgeliği, Heatherash Amara’ nın kitabını buraya bırakıyorum.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Eve, Kendine Geri Dönmek, Osho

Seni kendine yönelten her şey meditasyondur. Ve kendi meditasyonunu bulman çok önemlidir çünkü onu bulmakla büyük bir sevinç deneyimlersin.

Osho

Merhaba,

Annem’in ihtiyaç listesi tamamlandıktan sonra raftan göz kırpan kitaplar. İletişime geçerken, vermek istediği mesajın ne olduğunu öğrenmek için hızlı okuma yaparak, içindeki bilgiyi taradım.

Dikkat ettiyseniz, alış veriş sepetini herkes farklı ürünlerle doldurur. Bu da kişinin önceliğinin ne olduğunu belirler.

Osho, severler Meditasyon kitabını okuduysa eğer Eve, Kendine Geri Dönmek kitabında alıntılara rastlayacaktır.

Kitabın Rehberliğine ihtiyaç duyacak okurlar için bilinçli farkındalık egzersizleri yer alıyor.

Egzersizler farkındalığı harekete geçirir, yüreği açar, meditasyonun faydalarını görmek için gevşemeyi ve odaklanmayı öğreterek beyni zihinsel engellerden kurtarır.

Hepimiz “eve dönüş” anları yaşamışızdır; kendimizi rahat, topraklanmış, gündelik hayatlarımızın bir özelliği olan huzursuzluktan arınmış hissederiz. Bu anları yalnız ya da sevdiğimiz insanlarla birlikte doğadayken ya da kendimizi sevdiğimiz bir etkinliğe kaptırdığımızda deneyimleyebiliriz. Bize tam da olmamız gerektiği yerde olduğumuzu gösterirler.

İzleme Sanatında İlk Adım

İzlemeyi denerken ilk yapılması gereken bir nesneye odaklanmaktır; özneye odaklanma. Bir ağaca bak ve ağacın orada olmasına izin ver. Kendini tamamen unut; sana ihtiyaç yok. Senin varlığın yeşilin, ağacın deneyiminde sürekli bir rahatsızlıktır. Şimdi ağacın bilinçliliğine odaklan.

Gurdjieff kendini hatırlama, Krishnamurti’nin farkındalık, Upanişadların tanıklık dediği şeye yaklaştıracaktır.

Bir kez özneden vazgeçtikten sonra ve bilinçlilik üzerine odaklanmanın gerilimini atlatınca özne oradadır; ama öznelliği yoktur. Sen oradasındır ama bunun içinde ‘Ben’yoktur, sadece varlık vardır. Sendendir, ama ‘Benim’ duygusuna sahip değilsindir. ‘Ben’in kapsayıcılığı, sıkıştırması ortadan kalkmıştır. Sadece olmak vardır. Bu oluş kutsaldır. ‘Ben’i bırak ve sadece olmak kalsın.

Hakikat insanı o zaman ne yapmalı?

Hakikatin ne olduğunu gerçekten bilmek istiyorsan yazıtlar sana yardım etmez. Himalayalar’a gitmenin bir yardımı olmayacaktır. Sadece bir şey yardım edebilir: Her şeye zihin olmadan bak.

Osho’nun tüm konuşmalarında ve meditasyonlarında zamana dayanıklı vizyonu, bugünün ve yarının bilimini ve teknolojisini kucaklayan bir bakış açısı sunulur.

Eve, Kendine Geri Dönmek, Osho kitabını buraya bırakıyorum. Dışsal Dünyanın kaosundan ayrılarak, İçsel Dünyada rahatlamanın anlamını öğrenen ya da öğrenmek isteyenlere iyi gelecek.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Işığın Doğuşu, Barbara Ann Brennan

Yeni bir fikir önce gülünç diye lanetlenir, sonra önemsiz diye bir kenara atılır ve en sonunda herkesin bildiği bir şey haline gelir.

William James

Merhaba,

Yaşam enerjilerimizin sağlık, hastalık ve şifayla olan ilişkisini araştırmaya devam ettim. Neden hasta olduğumuza dair daha derin sorularla ilgilenmeye başladım. “Hasta olmak” insan olmanın ardında daha derin anlamları ya da dersleri olan bir kaidesi midir? Kültürümüzde “normal” bir hayat sürmek hastalığa nasıl yol açar? Bizim için en sağlıklı yaşam ritimlerinin neler olduğunu merak ettim. Gündelik tercih ve eylemlerimiz sağlığımızı nasıl etkiler? Bilincimizdeki değişim sağlığımızı nasıl etkiler? Hastalığımızın yaratıcılığımız ve evrimsel sürecimizle nasıl bir ilişkisi olduğunu merak ettim.

Tıbbi paradigmalar bedenlerimiz hakkında nasıl düşündüğümüzü belirler. Yıllar içinde, Batı tıbbı kötü ruhları, mizaçları, bakterileri ve virüsleri hastalıkların sebepleri olarak belirledi ve uygun tedaviler tasarladı. Tıptaki teknolojiler ilerledikçe ve biz zihin-beden bağlantılarımız hakkında daha fazla şey öğrendikçe tıbbi paradigmalarımız da değişiyor. Yeni paradigmalar yeni olasılıklara imkân veriyor.
Geçmişte, aurik alanın sağlık ve şifa ile ilişkili olduğu biliniyordu, ancak daha “ezoterik” bir açıdan. Alana dair bilgilerimiz gerçek gözlemlerin, varsayımların ve fantezilerin bir karışımıydı.

Geçmiş yaşamların ıstırabı, hem edebi araştırmalar hem de hipnotik regresyon araştırmalarıyla bol miktarda “geçmiş yaşam” çalışması yapıldı. Bu araştırmalar yaşam deneyimleri aracılığıyla bizi en kronik psikolojik acının kökenine götürür.

Negatif haz altbenlikten doğar. Altbenliğimiz, kim olduğumuzu unutan parçamızdır. Ruhumuzun ayrı, negatif bir dünyaya inanan ve buna uygun yaşayan parçasıdır. Altbenlik negatifliği inkar etmez. Bundan keyif alır.

Üstbenliğin niyeti hakikat, birliktelik, saygı, bireysellik, net kişisel farkındalık ve yaratıcıyla birliktir.

Söylediğimiz sözler üç niyet alanından birinden gelir, üstbenliğimiz, altbenliğimiz ya da maske benliğimiz. Sözler bir şey ifade ederken başka bir anlam taşıyabilirler…

Kim olduğumuzu hatırlamanın, yaşamlarımızı istediğimiz şekilde yaratmanın, sağlık yaratmanın ve güvende hissetmenin tek yolu, özümüzle bir kez daha bağ kurmaktır.

Sağlıklı ilişkiler yaratmak…

Farkındalığımızda giderek daha berrak olmaya başladıkça bu farkındalıklı bilgiyi yarattığımız ilişkilere uygulamaya başlayabiliriz.

Başka kişilerle kurduğumuz tüm İlişkiler, anlaşmalar olarak kabul edilebilir. Anlaşmalar, kabul edilebilir ilişkiler davranış kalıplarını tanımlayan ve muhafaza eden sınırlar yaratır. Bir ilişkinin anlaşması, kişilerin birbirlerine karşı nasıl davranacaklarına, ne söyleyip ne söylemeyeceklerine ilişkin ifade edilmemiş ve genelde bilinçaltı uzlaşmalardan oluşur. Bu anlaşmalar iki kişi arasında da yapılır, toplumsal kurallarla ifade edildikleri gruplar arasında da.

Sağlıklı pozitif ilişkiler karşılıklı bağlılık esasına dayanırlar ve açıkça ortaya konan dürüstlük, destek ve sevgi anlaşmalarıyla oluşurlar. Bu ilişkilerde özgürlüğe, yaratıcılığa, kişisel ifadeye, hatta sağlığa ve iki kişinin birbirinin sağlığı için gösterdiği endişe ve ilgiye bolca yer vardır. Bu pozitif anlaşmalar bir ilişkide taraf olan iki kişinin büyümesini teşvik eder. Öte yandan, birbirine bağımlı ilişkiler, söz konusu tarafları sınırlayan, köşeye sıkıştıran, kullanan, kontrol eden ve hatta korkutan negatif, sağlıksız anlaşmalarla yaratılırlar. Bu ilişkiler yaratıcılığı, kişisel ifadeyi ve kişisel özgürlüğü kısıtlarken söz konusu tarafların doğal büyüme süreçlerini de engeller.

Kitapta yer alan “Sağlıklı İlişkiler Yaratma” bölümünü seçme nedenime gelecek olursak; arkadaş, dost, eş ve aile ilişkileri güvene dayanıyor. Birçok çakra insanlar arasında eşleşme gösterse de üçüncü çakra eşleşmiyor.

Üçüncü çakradan gelen bağlar, ilişkide kendinle ve karşı tarafla ilgilenmenin netliğini ve uygunluğunu temsil eder.

İlişkideki bir travma sonucunda bağlar kötü bir şekilde hasar görebilir. Genelde zaman içinde bu bağlar dolanır ve üçüncü çakraya tutunarak çakranın işlev bozukluğu göstermesine sebep olur.

Aile ve İlişkiler Arkadaşlarınızla Sağlıklı İlişkiler Yaratmak…

Sahip olduğunuz pek çok yakın ilişkideki etkileşimlerinizi değiştirmeniz gerekir. Dolayısıyla şifa sürecinizde, kendinizi arkadaş değiştirirken bulabilirsiniz. Bu anlaşmaların neler olduğunu, nasıl ayırt edeceğinizi öğrenirseniz onları sonlandırmak veya çözümlemek ve yeni anlaşmalar yapmak daha kolay olacaktır. Siz bu sürecin ne kadar farkında olursanız bir daha negatif anlaşmalar yapma olasılığınız da o kadar düşük olur. Belirli kişilerle birlikte olmak için belirli bir role bürünmek ya da belirli bir şekilde hareket etmek zorunda olduğunuzu fark ettiniz mi? Bu, negatif bir anlaşmanın ilk işaretidir. Diğer yandan, yanında tamamen kendiniz olabildiğiniz kişiler vardır. Bir şey saklamak ya da onları herhangi bir şeye ikna etmek zorunda hissetmezsiniz. Ancak belirli bir durumda hoşunuza gitmese bile, gerçekten ne düşündüklerini söyleyeceklerine eminsinizdir. Bu da pozitif bir anlaşmanın ilk işaretidir.

Negatif Anlaşmanızı Bulmak

İster uzun süreli bir ilişki olsun isterse yeni, içinde bulunduğunuz her türlü ilişkiyi gözlemlemek için de bu tabloyu kullanabilirsiniz. Sıkıntı yaşadığınız zor bir ilişkiyle başlamanızı öneririm. Kendinizi rahat hissetmediğiniz ve belki de hoşunuza gtmeyen şekillerde davrandığınızı fark ettiğiniz türden bir ilişki seçin. Belki o kişinin yanında bu davranışlarınızın farkında bile değilsiniz, ama o kişi gittikten sonra huzursuz veya kötü bir hisse kapılıyor olabilirsiniz.

Sahte hareket etmenin, olduğunuz gibi davranmamanın sizdeki etkisi nedir?

Kendinizi ifade etmediğinizde nasıl hissediyorsunuz?

Sahte eylemleriniz ifadenizi kısıtlar ve siz kısıtlanan benliğin gerçek benliğiniz olduğuna inanırsınız.

Negatif Anlaşmaları Sonlandırmanın Faydaları…

Kendinizi bu yeni olma haline bıraktığınızda, pozitif inanç sisteminiz aktive olur. Bu da holografik bir şekilde tüm yaşamınıza yayılır. Negatif anlaşmalarınızı sonlandırmanın yalnızca sizin üzerinizde değil, aynı zamanda anlaşmanın diğer tarafındaki kişi üzerinde ne kadar müthiş etkiler bıraktığını görünce şaşırabilirsiniz. Bu tip anlaşmaları bozmak, şimdi hayatınızın başka alanlarında da kullanabileceğiniz bol miktarda yaratıcı enerjiyi serbest bırakır. Kişisel şifa sürecinizi ciddi anlamda hızlandırır ve güçlendirir. Ayrıca ilişkide olduğunuz kişilerinde yaşamında yaratıcı enerjinin serbest kalmasını sağlar.

Bazı insanlar eski anlaşmayı sürdürmekte ısrarcı olabilir. Ancak siz o anlaşmayı sürdürmeyeceğiniz için o insanla ilişkiniz sona erebilir. Ya da farkındalığı yüksekse kendi üzerinde sorumluluk alarak, değişim için ilk adımı atabilir. Ya da kendine eski negatif anlaşmayı yapabileceği yeni insanlar bulabilir. Bırakın… Onlarda hazır olduklarında yaşamlarında bu gerçeklerle yüzleşecekler. Herkes kendi hızında değişmekte ve büyümekte özgürdür. Bu durum yakın ilişkilerinizde de yaşanabilir. Elbette böyle bir ilişkiyi yitirmek çok daha zordur, ama kişiler hızlı bir şekilde değiştiklerinde, kaçınılmazdır.

Arkadaşlıklardan ve özel ilişkilerden geriye kalan şey sevgidir. Sona eren yalnızca negatif anlaşmadır.

Hastaysanız ve sürecinden geçiyorsanız arkadaşlarınızla ve sevdiğinizde olan pek çok eski negatif anlaşmayı dönüştüreceksiniz.

Dünyayla iyileştirici bir ilişki yaratmak…

Kişisel şifanız ile yeryüzünün şifası arasında holografik bir ilişki vardır. Çoğumuz bugün yeryüzünde yaşanan acılar için endişeleniriz. Bu acının yaratılmasına nasıl yardımcı olduğumuzu ve iyileştirmek için nasıl yardımcı olabileceğimizi bilmek isteriz. Kolektif olarak negatif anlaşmalarımız gezegene olan yaklaşımımıza yansır. Kişisel seviyede, kişisel ilişkilerinizde etkili olduğunu gördüğünüz her türlü negatif anlaşma aynı zamanda yeryüzüyle olan ilişkinizde de holografik etki gösterirler.

Aurik perspektiften bakıldığında, dünya canlı, duyarlı bir varlıktır ve bizler onun bedeninin birer parçalarıyız.

Tüm hastalıklar olumsuz bir ilişkisel tecrübeyle ilişkili olduğundan, birbirimizle sağlıklı, şifalı yollarla etkileşim kurmayı öğrenmemiz son derece önemlidir.

Konu “iyileşme” olunca derin bilgi ve argüman gerekiyor. Yıllar önce aldığım, kütüphaneden göz kırpan Işığın Doğuşu, kitabını buraya bırakıyorum. Benim için tekrar tekrar gözden geçirilmesi gereken; yüzyıllar öncesine dayanan şifa sanatının tüm evrelerini edinme ve kendi üzerinizde çalışma yapabileceğiniz bir kitap.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Işığın Elleri, Barbara Ann Brennan

Bu kitap tüm şifacılar ve sağlık görevlilileri için bir ışık, gerçek insanı anlamak isteyen herkes için bir ilham kaynağıdır.

Barbara Ann Brennan

Merhaba,

Barbara Brennan, uzman bir şifacı, psikoterapist ve bilim insanıdır. Wisconsin Üniversitesi, Atmosferik Fizik alanında derecesini tamamladıktan sonra
Goddard Uzay Merkezi’nde NASA için araştırmacı bilim insanı olarak görev yaptı. Geçtiğimiz on beş yıldır İnsan Enerji Alanı üzerinde çalışmakta ve Drexel Üniversitesi ile Yeni Çağ Enstitüsünde araştırma projeleri yürütmektedir. Brennan, Psikofiziksel Sentez Enstitüsü’nde Biyoenerji Terapisi ve
Yeni Çağ Enstitüsü’nde Core Energetics eğitimi aldı. Hem Amerikalı hem de Amerikan Yerlisi şifacılarla birlikte çalıştı.
Brennan, şu anda İnsan Enerji Alanı, Şifa ve Kanallama alanlarında dersler vermekte ve çalıştaylar düzenlemektedir. Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Avrupa’nın pek çok bölgesinde çalıştaylar vermiştir. New York Şehr ve East Hampton’da özel muayenehanesi vardır. Barbara, New York, Phoel nicia’daki Pathwork Community’nin üyesidir.

Bu kitap “Işığın Elleri”eve dönüş yolundaki tüm yolculara ithaf edilmiştir.

Sevgi, Evren’in yüzü ve bedenidir. Evren’in bağlayıcı dokusu, bizi meydana getiren maddedir. Sevgi, Evrensel Kutsallığa bağlı ve onunla bütün olmanın deneyimidir.

Tüm ıstıraplara ayrılık illüzyonu sebep olur. Bu illüzyon korku ve kendinden nefret yaratır ve bu da eninde sonunda hastalıklara yol açar.

Siz hayatınızın efendisisiniz. Kendinizi “ölümcül bir hastalıktan” kurtarmak, iyileştirmek dahil, yapabileceğinizi düşündüğünüzden çok daha fazlasını yapabilirsiniz.

Tek gerçek “ölümcül hastalık” sadece insan olmaktır. Ve insan olmak kesinlikle “ölümcül” değildir, çünkü ölüm sadece bir başka olma evresine geçiştir.

Direkt Bilgi Erişimi…

Bilgiye direkt olarak erişmenin başlıca yolları nelerdir?

Direkt bilgi erişimi uzak mesafede etkili midir? Ne kadar uzak?

Aktif ve alıcı kanal veya bilgi erişimi arasındaki fark nedir?

Normal araçların ötesinde bilgiye erişim bir iyileşme sürecine ciddi anlamda katkı sağlayabilir. Bu yöntem sayesinde bir insanın ihtiyacı olabilecek hemen her türlü bilgiyi almak mümkündür. Direkt erişim, tam da anladığınız şeydir. Direkt olarak bağlanır ve ihtiyacınız olan bilgiyi alırsınız. Bu süreç Yüksek Duyum, Duruişiti, Durugörü.

Aldığınız bilgi beş duyunuz aracılığıyla gelir. Bunlar geleneksel olarak işitme, görme, dokunma, tatma ve koklama olarak ifade edilir. Çoğu insan bilgi erişimi için bu araçlardan bazılarını diğerlerinden daha fazla geliştirmiştir.

Öncelikli olarak görsel ve kinestetik süreçleri ya da işitsel ve kinestetik süreçleri ya da görsel ve işitsel süreçleri kullanıyor olabilirsiniz. Her kombinasyon mümkündür. Farklı içsel süreçler için farklı kombinasyonlar kullanırsınız. Öncelikli olarak resimler, sesler ya da duygular bağlamında düşünüp düşünmediğinizi biliyor olabilirsiniz. Size tavsiyem öğrenmenizdir, çünkü normal duyularınızla erişim yolunuz, Yüksek Duyumunuzu geliştirmeyi öğrenmeye başlamanız için tavsiye edeceğim ilk yoldur.
Orneğin, bana bir isim söylense önce ismi duyarım, sonra o kişiyle bir bağ kurulduğunu hissedene kadar etrafımı kinestetik bir şekilde araştırırım. Bu noktadan ismi verilen kişiyle ilgili resimler görür, bilgiler işitirim.

Algılarınızı güçlendirmek için hangi egzersizleri yapıyorsunuz?

Yüksek İşitsel Algı’yı güçlendirmenin en iyi yolu , bir kağıt ve kalemle, rahat bir meditatif pozisyonda oturun, kendinizi merkezlerin ve bilincinizi kaldırın. Zihninizde olabildiğince net bir soru oluşturun. Şimdi yanıt ne olursa olsun, o soruyla ilgili gerçeği bilmek istediğinize odaklanın. Sonra soruyu kağıda yazın. Kalemi ve kağıdı ulaşabileceğiniz bir yere koyun. Odaklanın ve zihni sessizleşirin. Yanıtın size gelmesini bekleyin.

Yanıt ne olursa olsun kağıda yazın. Pratik yapın. Size gelen her şeyi yazın…

Yıllar önce öğrendiğim bu teknikle okuduğum tüm yazıları farklı bir gözle görme becerisi geliştirdim. Ve spiritüel rehberimin paylaşmak istediklerini duyabildim.

Benim için hayattaki en önemli egzersiz, algıyı güçlendirmek. Sınırlı algıyla gerçekliğe ulaşılamaz. Sonuçta bilgi beş duyunuz aracılığıyla geliyor. Duyularınız ne kadar iyi çalışırsa, gelen bilgi gerçeklik tecrübenizi yaratmanızı sağlayacaktır.

Konu “iyileşme” olunca derin bilgi ve argüman gerekiyor. Yıllar önce aldığım, kütüphaneden göz kırpan Işığın Elleri, kitabını buraya bırakıyorum. Benim için tekrar tekrar gözden geçirilmesi gereken; yüzyıllar öncesine dayanan şifa sanatının tüm evrelerini edinme ve kendi üzerinizde çalışma yapabileceğiniz bir kitap.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Kendini İyileştir, Edward Bach

En iyi korunan yere “düşmanın” kalesine, yani sıkıntıya neden olan şeyin tam temeline hücum edilerek gerçekleştirilen bu tedavi, tam anlamıyla gerçek iyileşmedir.

Kısaca ifade etmek gerekirse hastalık, görünüş itibarıyla son derece amansız olmakla birlikte, özünde faydalı ve hayrımızadır; doğru yorumlandığı takdirde bizi, esas eksik yanlarımıza yönlendirecektir. Doğru şekilde tedavi edildiği takdirde ise o hatalı yanlarımızın ortadan kaldırılmasına ve bizim daha önce olduğumuzdan daha iyi ve mükemmel olmamıza neden olacaktır.

Acı çekmek, başka yollardan kavrayamadığımız bir derse dikkat çekmek için düzeltici bir araçtır ve o ders öğrenilene kadar asla kökünden söküp atılamaz. Şu da bilinmelidir ki, uyarıcı, belirtilerin önemini fark eden ve okuyabilenlerde, eğer uygun düzeltici olan ruhsal ve zihinsel gayret sarf edilirse hastalık daha başlamadan önce önlenebilir veya ilk aşamalarında durdurulabilir. Ne kadar ciddi olursa olsun hiçbir vakada umutsuzluğa düşülmemelidir zira bireye hâlen fiziksel yaşam sunuluyor olması, hüküm süren Ruhun umutsuz olmadığını gösterir.

Edward Bach

Merhaba,

Geçen gün kütüphane de düzenleme yaparken, raftan göz kırpan kitap. Gizli Enerji Terapileri, Dr.Richard Gerber eseri. Belirli hastalıkların tedavisine tavsiye veya nasihat verir nitelikte değildir. İlave alternatif tedavilerin işleyişleriyle ilgili bir inceleme niteliğindedir.

Ölümcül bir hastalık taşıyorsanız; bir de gelişim odaklıysanız, araştırma yaparak geçmiş yüzyıllardan bilgi alarak bugünü anlama becerisi geliştirirsiniz.

Gizli Enerji Terapileri, kitabını okurken Edward Bach’ı tanıdım. Bach, hastalığın yerleşik patolojisinden daha çok hastalığın duygusal belirtileriyle birlikte doğal ajanlarla ilgili bir araştırmaya başladı. O daha sonra bunları belirli çiçeklerin özlerinde buldu. Bach hepsinde var olan 38 esansı tanımladı. 38. esans Kurtuluş Devası olarak bilinen floral bir karışım kombinasyonudur.

Bach çiçek özlerinin gizli titreşimsel enerjilerinin, işlev bozukluğunun duygusal şablonlarının yeniden düzenlenmesine yardımcı olabileceğini hissetti.

Çok eski zamanlardan bu yana “Tanrı’nın lütfuna bağlı olan vasıtaların, ilahi olarak zenginleştirilmiş şifalı ot, bitki ve ağaçlar aracılığıyla, doğaya hastalığı önleme ve tedavi etmek için yerleştirildiği bilinmekteydi.” Bunlar her çeşit hastalık ve acıyı iyileştirme gücüyle donatıldılar.

Bach, yüksek aklın, yüksek gizli bedenlerin manyetik özellikleriyle enerjisel ilişkisini anladı.

Bach’ın kendisi de psişik bir “duyarlı”idi. O öylesine duyarlı idi ki, zaman zaman kendisini telaşlı kalabalıklardan ve Londra’nın kaosundan korunmak ve izole etmesi gerekmiştir, çünkü şehir hayatı çok yıkıcı ve tüketicidir. Neredeyse ölümüne yol açacak olan ağır bir hastalığı müteakiben, İngiltere’de sayfiyede yaşarken Bach, doğadaki bu şifacıları araştırdığı uzun yürüyüşler yaptı. Bach‘ın gizli enerjilere duyarlılığı öylesine bir noktada ki, çiçeklerin üzerindeki sabah çiğine dokunarak veya dudaklarına değdirdiği taçyapraklarından o bitkinin potansiyel terapisel etkilerini tecrübe etti. 38 çiçek devasını belirleme süreci Bach’ın fiziksel ve duygusal doğasında öylesine bir zorlanmaydı ki, 1936 yılında 56 yaşında öldü.

Bach’ın 1936’daki ölümünü müteakiben, İngiltere’deki Dr.Edward Bach Şifa Merkezi, öncülerinin keşfettiği bu eşsiz stilde çiçek esansı hazırlamaya devam etti.

Bach Çiçekleri Eğitmeni, Sevgili Neşe, birkaç yıl önce beni arayarak “Sana bir mail atacağım. Okuyup döner misin?” dedi.

Maili açınca özenle tercüme edilip, kitap haline getirilmiş, Edward Bach’ın “Kendini İyileştir” sayfalarıyla karşılaştım. Emeği için, ulaştırdığı bilgi için kendisine teşekkür ettim.

Edward Bach, On İki Şifacı ve Diğer Remediler kitabında da açıkça ifade ettiği gibi, fiziksel hastalıkların altta yatan duygulara yönelik bir rehber olduğu düşüncesini terk etti; Bedenin en nazik ve hassas parçası olan zihin, rahatsızlığın başlangıcını ve seyrini vücuttan çok daha belirgin bir şekilde göstermekte, böylece hangi remedi veya remedilerin gerektiği konusunda zihinsel durum bir kılavuz olarak seçilmektedir. Hastalığı dikkate almayın, sadece sıkıntıda olan kişinin hayata bakışını göz önünde bulundurun.’

İnsanın en önemli hastalıkları aslında gurur; zalimlik, nefret, kendini beğenme, cehalet, dengesizlik ve açgözlülüktür. Bu gibi bozukluklar gerçek hastalıklardır.

Büyük çoğunluğumuzun mükemmel hâle erişene kadar kat etmesi gereken belirli bir yol vardır ve bununla beraber şaşırtıcıdır ki “ciddi çabalar harcandığı takdirde ve sadece o zayıf kişiliğine güvenmeyip aynı zamanda tam bir imana sahip olduğunda, herhangi bir kişi bu yollardan hızla geçip ilerleyebilir; bu kişiye imkân sunulduğunda, dünyadaki büyük üstadların öğretileri ve sergiledikleri örnek yaşamlar aracılığıyla, kendi Ruhuyla, yani içindeki ilahilikle birleşmesi mümkün olabilir.”

Son olarak, yaşamın içine dalmaktan korkmayalım; buraya deneyim ve bilgi edinmek için geldik. Gerçeklerle yüzleşmezsek ve elimizden gelenin en iyisini yapmazsak çok az şey öğrenebiliriz. Böyle bir deneyim her çevrede kazanılabilir; doğanın ve insanlığın gerçekleri ise şehrin gürültüsü ve telaşı içinde olduğu kadar, olsa olsa bir kır evinde belki de hatta daha etkili bir şekilde kazanılabilir.

Mail çıktılarını alarak kitap haline getirdiğim, Kendini İyileştir, kitabını buraya bırakıyorum. Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Lila Şanti, Saf Sevinç

Özenle oynamak!

Çünkü biz özenle oynamaya başladığımızda kendiliğinden, evrensel enerjiye dahil oluruz.

Merhaba,

2015 yılı Koçluk Eğitimi son sınav, Bütünsel Workshop. Geçip, kalma burada belli olacak. Mentörümüz, Engin Kireç yemek arası” dedi.

Soluğu caddede aldım. Yürüyüş ve temiz hava plaza ortamından sonra iyi gelmişti.

Şişli’de biraz yürüdükten sonra ufak ve bir o kadar keyifli kitapçı dükkanından içeri girdim. Rafları tek tek inceledikten sonra birkaç kitap seçerek, yan taraftaki Komşu Fırında, atıştırmalık bir şeylerle Lila Şanti, Saf Sevinç kitabının sayfalarını araladım.

Günün sonunda Koçluk için Bütünsel Workshop’tan geçmiş olsam da yaşamda öğrenmem gereken derslerin henüz başındaydım.

Bugün kütüphanedeki dost kitapları yeniden düzenlerken Lila Şanti, Saf Sevinç’le karşılaştım. Zamanı şöyle bir geriye sardım. Öğrendiğim derslere, derslere eşlik eden kitaplara sevgiyle gülümsedim. Aynı heyecanla Lila Şanti, Saf Sevinç kitabının sayfalarını araladım. Sahi, “Saf Sevinç ne demekti!”

O zaman gerçek insanların, gerçek yaşamların, gerçek kitapların anlatılmasında köprü olalım.

Sentetik yaşamlardan ve sentetik pozlardan artık yorulduğumu belirtmeliyim.

Donanımlı, birden fazla eseri olan hayatını, hayatın anlamını aramaya adamış Şahika Egeli hakkında internette bilgiye ulaşamadım.

Instagram’daki sayfasında iki ya da üç resim vardı. Paylaşım günleri oldukça anlamlıydı.

Elimde, sadece kitabın ön yüzündeki bilgiler var. Şöyle yazıyor:

Şahika Egeli’nin en büyük tutkusu yolculuk. Kendisine doğru çıktığı bu yolculukta, kendisinden farklı olanı daha yakından tanımanın, kendine yaklaşmanın biricik yolu olduğuna inanıyor. “Kendini bildim bileli gerçeği aradıysam da bu arayışın farkındalığına otuz beşimden sonra varmaya başladım : Gerçek nedir? Ben Kimim? Yaşamın anlamı ne? Özgürlük nedir? Özgün insan kimdir?

“Gerçek yaşamın farkına vardığımda kırkıma merdiven dayamıştım. En büyük hayalimi gerçekleştirdim. Kitap yazdım. Hem de üç kitap Benim Kavak Ağacım, Paradoks-Kusur Kusursuzlukta, Kanatlarını Arayan Kadın.”

Eserlerindeki dil ve üslubu edebiyatçılar tarafından övgü aldı. İlk kişisel resim sergisini açtı.

LİLA: Tanrısal Oyun

ŞANTİ: Sevinçli Bir Huzur

Dünya bir oyun, sevinç ve haz alanıdır.

Bize dayatılan tüm oyunları bozup kendi oyunumuzu kurduğumuzda, evren de bizim aracılığımızla oynamaya başlıyor aslında. Bu oyun, yap boz oyunudur. Bozmadan yapamayız; çünkü bu oyun, kendi benliğimizde tüm evreni kucaklama oyunudur. Bu oyun, Tanrı’nın kendisinin farkına varma oyunudur.

İbadettir oyun!

Bu kitap, bir oyun kitabıdır. Biz ancak oyun oynadığımız zaman kendimizi tümüyle serbest bırakabilir ve enerji alanımızı genişletebiliriz. Sevinç ise enerjimizin özgürce akışından başka bir şey değildir.

Reiki, Yoga, Tai Chi, Qigong, meditasyon gibi egzersizlere ayırarak, günlük hayatta kullanılabilecek yararlı bir egzersiz serisi sunuyor.

Sevinç sizinle olsun diyerek, Lila Şanti, Saf Sevinç kitabını buraya bırakıyorum. Her şeyin bir oyun olduğunu anlayanlar, saf sevincin olduğu yerde şiddetin barınamadığını da anlamışlardır…

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

İnanç, Kuşku ve Fanatizm, Osho

Kuşku duyarsan, zekan güçlenir. İnanırsan zekan paslanır, tozlanmaya başlar: Çünkü kullanmıyorsundur. Kuşkunun zekayı güçlendirmesinin çok temel bir sebebi vardır. Kuşku duyarken rahat edemezsin. Bir şey yapmak zorunda hissedersin; yanıtı bulmak zorundasındır. Yanıtı bulana dek kuşku seni yiyip bitirir ve kuşku bu şekilde zekanı güçlendirir. Ama tüm dinler kuşkunun günah olduğunu, inanmanın dindarlık olduğunu öğretir….

Osho

Merhaba,

Dış dünyanın sorumlulukları bittikten sonra içsel dünyanın gıdası olan besinleri alarak her iki dünya arasında köprü kurma zamanı.

Not aldığım konulardan birinin “inanç” olduğunu belirterek, misyonunu tamamlamış duayenlerin bizlerle iletişim halinde olan eserlerini paylaşıyorum. Misyon sahibi olan ustalardan biri de Osho.

İnanç, Kuşku ve Fanatizm‘de, Osho eşsiz ve genelde şaşırtıcı bakış açısıyla, insanları karşıt gruplara ve özünde her “ötekini” “düşman” olarak görmenin esas olduğu bilinç sistemlerine ayıran güçleri ele alıyor.

Gerçekten arayış içinde olan bir insan kendini teselli etmek için herhangi bir inanç aramaz. Kendi içinde, kuşkunun da ötesine geçen daha derin bir merkez bulmaya çalışır. Bu, anlaşılmalıdır. Kendi benliğinde, kuşkunun dışarıda kaldığı bir canlılık noktasına kadar inmelisin. Bunu yapmak yerine insanlar dışarıdaki inançlara tutunurlar ve kuşkular derinlerde var olmayı sürdürür. Olması gereken, bunun tam tersidir.
Benliğinin derinliğine in. Kuşkuyu dert etme, onu es geç. Bırak, orada dursun! Kendini bir inancın içine saklamaya çalışma, devekuşu gibi başını gömme. Kuşkuyla yüzleş ve onun ötesine geç. Kuşkudan daha derine in. O zaman benliğinde bir an gelir… çünkü en derinde, merkezin ortasında, yalnızca hayat vardır. İçindeki o derin noktaya dokunduğunda, kuşku uzakta, dışarıda kalır. Kolaylıkla vazgeçilebilir. Ve ondan vazgeçmek için herhangi bir inanca tutunman gerekmez. Sadece kuşkunun aptallığını görürsün. Gülünçlüğünü fark edersin. Kuşkunun tüm hayatına nasıl zarar verdiğini, nasıl sürekli benliğini aşındırdığını, seni nasıl zehirlediğini görürsün. Kuşkunun zehirli olduğunu ve sana mutlu olma izni vermediğini görerek büyük bir fırsatı kaçırdığını anlarsın. Ondan vazgeçersin. Kuşku yerine inanca tutunmazsın. Gerçek bir güven insanının inancı yoktur, o yalnızca güvenir. Çünkü hayatın ne kadar güzel olduğunu anlamıştır. Hayatın ne kadar ebedi, zamansız olduğunu görmüştür.
Tanrı krallığının kendi içinde var olduğunu fark etmiştir.

Din, herhangi bir inanç için arayış değildir. Din, benliğinin temelini bilme, varoluşunun özüne dokunma gayretidir. Varoluşun bu öz deneyimi, gerçek sözcüğünü kullandığımızda kastettiğimiz şeydir. Varoluşçudur. Bir deneyimdir.

Güneş’e inanıyor musun” , “Aya’a inanıyor musun?”, “Ağaca inanıyor musun?” diye soruyor musunuz? Buna gerek var mıdır? Orada olup olmadığını görürsün. Gerçeklerin değil, yalnızca kurguların inanılmaya ihtiyacı vardır.

İnsanlık tarihinde yapılan kazı çalışmaları gösteriyor ki kurgu dünyasında inanılan şeyler uğruna insanlar birbirlerine yüzyıllardır zarar veriyor. Ötekileştiriyor ve düşman ilan ediyor. Güven insanı olma yolunda gelişmek için yeni bilgi gerekli. Bu BİLGİ nasıl olmalı ki farklı inanış, hissedişte olan insanları biraraya getirsin.

İnanç, Kuşku ve Fanatizm, Osho okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Tarihte Tekrardoğuş İnançları, Hans TenDam

Kişinin önceden öğrenmemiş olduğu şeyi hatırlayamadığı bilimsel bir gerçektir.

Banerjee

Merhaba,

Geçmiş yaşamlara sahipsek, neredeyse hepimiz bunları unutmuşuzdur. Şimdiki yaşamımızın da çoğu kısmını şimdiden unuttuk. Doğumumuz öncesi, doğumumuz ve yaşamımızın ilk yılları bakımından neredeyse hepimizde hafıza kaybı vardır, İlk anılarımız üçüncü yılın sonu civarında, bazen biraz daha erken ama genellikle daha sonrasında başlayabilir. Geçmiş yaşamlara inanabilir ve bunları yine de hatırlamayız ve bazıları bunları hatırlar ama bunlara inanmaz.

Geçmiş yaşamları hatırlamanın yolu bu yaşamın kayıp anılarını hatırlamanınkiyle aynıdır. Bu yola, yaş geriletme denir. Esasen bir ipnotik durum olan tam regresyon, anıları geri getirir ama daha yoğun, hatırlamaktan çok yeniden yaşamak gibidir. Ondan beri olmuş her şey neredeyse unutulmuş olabilir, durumu o sırada meydana geldiği gibi deneyimleriz. Yeniden yaşama ve regresyon teknikleri bastırılmış ve kayıp anıları geri getirebilir ve ayrıca yaşamımızın ilk, şu an hatırlanmayan kısmına erişim sağlayabilir. Bu sanki hepimizin bilinçli veya bilinçsiz deneyimlemiş olduğumuz her şeyin tam ve kesintisiz hafızasına sahip olduğumuzu gösterir.

Hatırlama, geçmiş yaşamların izler bırakabildiği yegane en açık biçimdir. Biri bir filmde Güney İspanya’nın manzarası görür ve yoğun, açıklanamaz bir melankoli hissine kapılır. Biri Jülyus Sezar adını ilk kez işittiğinde ani, nedeni olmayan bir nefretle dolar, Şimdiki yaşamda açıklaması olmayan böyle duygular, geçmiş biç yaşamı işaret ediyor olabilir. Bu yaşamdaki travmatik deneyimlerden kaynaklanmayan kişisel özellikler, fobiler ve (tek bir izole belirti içeren) monosemptomatik nevrozlar da geçmiş yaşamlardan, izler olabilirler. İzlerin tam bir listesini yapacak olursak:

  • Görünüm (sima ve doğum lekeleri gibi)
  • Davranış (tuhaf giyinme veye yemek yeme veya içme alışkanlıkları klan gibi).
  • Beceriler (çocuk dahiler gibi).
  • Sezgi (insanları veya durumları değerIendirme gibi).
  • Tercihler (ülkeleri, tarzları, sanat biçimleri vb. yeğlemek gibi).
  • Faraziyeler (yaşama yönelik katı tutumlar).
  • Duygular.
  • Hatırlamalar.

Geçmiş yaşamlardan kaynaklı olabilen beceriler arasında derhal tanıma ve değerlendirme yetisi, genellikle şu muğlak “sezgi” etiketi altında sınıflanmıştır.

Ian Stevenson 50 yıl boyunca Virginia Üniversitesi’nde psikiyatrist olarak çalışır. Araştırmalarını parapsikoloji olaylarına yönelten Stevenson, üniversitenin Algısal Araştırmalar Departmanı’nı kurar.

Stevenson yaklaşık 1.000 çocuktan birinin kendiliğinden bir geçmiş yaşam hatırladığı tahmininde bulunmuştur. Ancak sıklığın Dürziler arasında 500’de 1 olduğunu buldu. Başka bir hesaplamada, kuzey Hindistan’daki her 450 çocuktan biri bir geçmiş yaşam hatırlamaktaydı. Tekrardoğuşa inanan insanların yaşadığı bölgelerde, geçmiş yaşamlar hatırlayan daha çok sayıda küçük yaşta çocuk vakası görülmektedir. Tekrardoğuşun reddedilmesi böyle anıların ifade edilişini, tanınmasını ve yayılmasını baskılar. Tekrardoğuşa inancın yaygın olması hatırlamayı harekete geçirmez. Çoğu ana baba üç veya dört yaşındaki çocuklarıyla böyle konular hakkında konuşmazlar ve çocukları onlara böyle anılardan söz ettiklerinde ana babalar bunları genelde ilginç değil de, rahatsız edici bulmaktadırlar. Ayrıca tekrardoğuş inancının yaygın olduğu yerlerde çocukların anıları genellikle hakim dinsel doktrinlere ters düşmektedir.
Küçük çocuklarda tekrardoğuş anılarının kendiliğinden hatırlandığı vakaların görüldüğü bölgeler açık ve kesin belirlenmiştir. Bölgelerden biri Batı Afrika’dadır; kabaca Nijerya, Senegal, Gana ve civarlarını kapsar. Bir diğer bölge Türkiye’nin güneydoğusunda, Lübnan’da ve İsrail’in kuzeyinde Dürzilerin yaşadıkları yerlerdir. Üçüncü bir bölge Hindistan, Sri Lanka, Burma, Tayland, Nepal, Tibet ve Vietnam’ı kapsayan Güney ve Güneydoğu Asya’dır. Beşinci bölge Alaska’nın güneydoğusunda bir alandır. Son olarak, Avrupa’da olduğu kadar ABD’de de vakaların sayısının giderek yükseldiği genel bir Batılı ülkeler bölgesi vardır. Küçük çocukların önceki yaşamları hatırlama sıklığının artık her yerde hemen hemen eşit olduğu varsayılmaktadır: 500’de 1.

Ergün Arıkdal, Anadolu Misyonu kitabında “ Yukarısı, Dünyanın tekamül düzenini ve gidişini ‘Öncü Hizmet Erleri’ ni tam kadro enkarne etmiş ve etmeye devam etmektedir. Her yeni realiteden önce olması gerekenler gene olmaktadır. Her şey iptal edildikten sonra yeni nizam her şeye hakim olacaktır.”

Büyük Misyonun parçası olarak buraya topraklarımıza gönderilmiş vazifelilere okullarda ne öğretebilirsiniz?

Ruh ve Madde Enstitüsünde görevli Araştırmacı ve Yazar’ın videosunu seyrettim. Çocuklar üzerinde yapılan regresyon çalışmalarını anlatıyordu.

Geçmişten günümüze gelinceye kadar kadim öğretileri araştıranlar bilecektir öğretileri. Bilgiler doğrultusunda hemen şu soru oluştu.

Kadim öğretiler dışında yeni bir bilgi yok mu?

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Tekrardoğuşu Keşfetmek, Hans TenDam

Geçmiş yaşam hatırlamaları gibi görünen deneyimleri aktarıp tartışmaktayım. Bu da diğer herhangi biri gibi yalnızca bir alandır. Bu deneyimleri olabilir göründükleri şeyler olarak kabul etmeye başlarım ama bunları serinkanlılıkla düşünüp incelerim. Böyle sayısız deneyime tanık olduğum ve pek çok kez kendim de deneyimlediğim için bunları kabul etmekte zorlanmam. Ama yine de bu, kendimin veya başkalarının deneyimlerini kutsal hakikat olarak aldığım anlamına gelmez. Diğer tüm insan deneyimleri gibi burada da karşımıza muğlaklık, çarpıtma, hayal gücü ve aceleyle yorumlama çıkmaktadır. Demek ki bu deneyimleri, tercihan büyük adetlerde kayda geçirmeli ve benzerliklere, farklılıklara bakmalıyız. Ne tür kalıplar belirmekte? Ve en kabul edilebilir biçimde nasıl açıklanabilir?

Hans TenDam

Merhaba,

Her nerede zihinsel zorlama ve zihinsel dehşet varsa orada ne bilim ne de din, ancak ve ancak tehlikeli gerilik gelişebilir. Buna karşı verilen savaş uzun süre boyunca devam edecektir.

Yazmak yalnız olmayı gerektiren bir iş. Günümüz dünyasını meşgul eden olaylara doğru bir bakış açısı geliştirmek için araştırmak ve argüman toplamak gerekli.

Not aldığım konulardan biride Tekrardoğuşu keşfetmek oldu. Bunun için iki bin beş yıl öncesine uzanarak Hindistan’ın kuzeyinde yürüyüş yapmak Buda’nın görüş ve felsefesini anlamak gerekiyordu. Detaylı bir yazı konusu.

Pek çok insan tekrardoğuşa inanmakta veya kabul edilebilir bulmaktadır. Bu inancı genellikle Hindularla ve Budistlerle ilişkilendiririz.

Hindistan’da şehirlerde yaşayanların çoğu bu fikre aşinadır ama köylülerin çoğu bunu hiç duymamıştır. Pek çok Hintli karmaya, yani geçmiş yaşamdaki davranışların şimdiki yaşamımızı belirlediğine inanmaktadır. Diğerleri ise son düşüncelerimizin bir sonraki yaşamı belirlediğine veya daha da kötüsü, şimdi yaşamımızın, öldüğümüzde ailemizin doğru ücretler ödeyip doğru törenler yaparak doğru insanlar bulup bulmadığına bağlı olduğuna inanmaktadırlar.

Batı’da tekrardoğuşa inananlar ise kendi azınlık konumlarını dramatize edip çevrelerindeki insanların %99’unun tekrardoğuşa inanmadığını varsaymakta ve bunu Asya batıl inancı olarak görmektedirler.

Tekrardoğuşa inanan ülke %26 oranla Kanada.

Ancak tekrardoğuş Hiristiyan inancının bir parçası değildir. Pek çok kişi tekrardoğuşun bununla çeliştiğini düşünmektedir. Ian Stevenson şu yorumu yapmaktadır “Ortodoks Hristiyanlık, Yahudilik, İslam ve pek çok kişi için seküler bir din olduğundan bilim kapsamı dışında kalan hemen herkes tekrardoğuşa inanmaktadır” der. Bazı antropologlar ilk tekrardoğuş inancının artık kaybolmuş ve dünyanın her bir yanında izini bırakmış (Atlantis?) olan çok daha eski yüksek bir kültürden kaynaklandığını öne sürmüşlerdir. Bu görüşü doğrulamak zordur ve ayrıca yayılma örüntüsünü ve de yerel fikirlerin çok geniş çeşitlilikteki karekterleri dikkate alınacak olursa muhtemel de değildir. Tekrardoğuş inancı ayrı kültürlerde bağımsız olarak ortaya çıkmış görünmektedir.

Stevenson yaklaşık 1.000 çocuktan birinin kendiliğinden bir geçmiş yaşam hatırladığı tahmininde bulunmuştur. Bu konuya bir sonraki yazıda detaylarıyla değineceğim.

Tekrardoğuşa inananların sayısı, alternatif spiritüel fikirlere yönelik genel eğilim nedeniyle, büyük bir ihtimalle son on beş yılda azalmaktan çok artmıştır.

Demek ki büyük sayıda insan tekrardoğuşa inanmaktadır. Peki neden?

Bu kitap konuyla ilgili olarak yayınlanmış her ne varsa, bunların olabildiğince geniş bir panoramasıdır. Okuyucular kaynaklara bakıp kendi kararlarını verebilsinler diye sürekli atıfta bulunmakta. Kanıtlar tarafından doğrulanmış en azından kanıtlar tarafından aksi kanıtlanmamış bir tutarlı fikirler grubu oluşturmayı denemiyor. Elde mevcut materyale ve biraz düşünmeye dayanarak, tekrardoğuş hakkında pek çok spekülasyonu ekleyebiliriz. Tekrardoğuş var olsun veya olmasın ya da yalnızca belirli bir tarzda olsun veya olmasın, bu kitabı okumanın gösterebileceği şeylerden biri, tekrardoğuş hakkındaki fikirlerin pek çoğunun yanlış ve hatta abuk sabuk olduğudur.

Yıllar önce yürüyüşe başladığım, referans bilgileriyle yol aldığım Tekrardoğuşu Keşfetmek, Hans TenDam’a ait kitabı Geçmiş yaşam deneyimlerinin kanıtları için klasik bir rehber olarak buraya bırakıyorum. Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre


Hans TenDam, geçmiş yaşam terapisinin “Hollanda Ekolü”nü kurmuştur. 25 yıllık terapistlik ve öğretmenlik deneyimini, Hollanda’da sürdürdüğü 3 yıllık eğitim programıyla gelecek kuşaklara aktarmaktadır. Dünya Regresyon Uzmanları Birliğinin başkanlığını yapmıştır ve onursal üyesidir.

Kadının Yazısız Tarihi, Yıldız Cıbıroğlu

demek ki eril tanrı-yöneticiler önceleri tanrı-anadan aldıkları kanatlarla yükseldiler.

Kadının Yazısız Tarihi, Yıldız Cıbıroğlu

Merhaba,

Acaba biz yazıya sonsuzca güvenebilir miyiz?

Erkek yazıcılar ataerkil dönemi güçlendirmek için, kadınları geçmişteki başarılarından soyutlamak için “yan” tutmuş ve “yanlı(ş)” yazmış olamazlar mı?

Yazı avcı toplumdan yağmaladıklarını yasallaştırmak için de kullanılmadı mı?

Ve asıl bunun
için önem kazanmadı mı?

Avcı toplumların, işgal ettikleri anaerkil toplumları içlerinde eritmek için, yine onlardan yağmaladıkları yazıyla
gerçekleri değiştirerek yazmış olmaları olasıdır. Yenik düşenlerden
kalan yazılı belgeleri yok etmek ise hiç de güç değildi kanımca. Galipler tarafından bugün böyle halledilen sorunlar, dün başka türlü olacak değildi ya.

Herkes yanılabilir hem de binlerce yıl sen herşeyi
yeniden düşün…

Karanlıkta el yordamıyla giden bir körden farksız durumumuz. Kör olduğunuzda iç-görü artıyor. Kral Lear de kör olduktan sonra gerçeği ayrımsamaz mı?

İçimizde bir pencere açılır ve karanlıkları aydınlatan, sezgi diye adlandırdığımız, bir iç-ışığı düşüyor önümüze. Sezgi, bağlantıları kuran dizgeyi görecek olan aklı; öğeleri sınıflandıran muhakemeyi; o güne kadar çözülmeyen şifreyi çözmeyi sağlayacak kuşkuları ve soruları harekete geçirir.

Toprağın altında kazı çalışması yapan Yıldız Cıbıroğlu; “ Sanki eski çağlara ait bir vazo kırılmış, kırık parçalar yeryüzünün her yerine dağılmıştı. Parçalar birleştikçe vazo tamamlanıp ortaya çıkıyordu. Kahramanlar her coğrafyada aynıydı; dişil kahramanlar. Arada tek tük eril kahramanlara rastlanıyordu ama onların resmini kazıyınca yine dişil kahramanlar çıkıyordu.”

Kadın hiçbir çağda kendisi olmamış mıydı?

Kadın somut gövdesi dışında varolmadı mı?

Kadın erkek ilişkileri geçmişte de bizim dünyamızdaki gibi miydi?

Konuşma sesleri alanı, insan ayağı girmemiş bir ormandı, kendi patikasını kendi açma deneyimleri onu gitgide daha derinlere çekti: Dilin derin yapısında Tarihöncesi’nin kadınına, ilksel kadın uygarlaştırıcılara, kadın Şaman tinselliğine, bizim dünyamızdan farklı erkek ilişkilerine yaklaştı. Onlara ait olan bulgularını, keşiflerini başkalarıyla da paylaşmak istedi.

Hem yazar hem de ressam olan Yıldız Cıbıroğlu ile ilgili bilgi için biyografisini ziyaret edebilebilir.

Yıllar boyunca kadın hemcinslerimle çalışma fırsatı bulmuş bir emekçi olarak; kadınların toplumdaki yerini bulması için kendini öğrenmeye ve bilmeye ihtiyacı var. Tüketen değil, üreten, önce kendine destek sağlayan ve toplumsal hizmete sahip bir anlayışla bilinçlenmeli. Tabi ki “Kurtlar sofrasında küresel tüketime tutsak” olmadan…

Giydirilmiş her şeyden sıyrılarak kimliğini, kadınlığını, kısaca kendini bulması gerekli.

Kadının Yazısız Tarihi, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

10’lar Konseyi, Baran Aydın

Onlar, fırsat bulsalar benide öldürürler.

Mustafa Kemal Atatürk

Merhaba,

İnsanın sırdaşının bedeninde de bir karşılığı vardır.

İçsesin muhafızı damarlarımızda alan kandır. Kan’ın bir hafızası vardır. İçsesin kadim hafızası… Bu sebepledir ki, tüm kadim bilgiler damarlarımızda akan kanın sırrını araştırıp durmuşlardır.

Sırdaşımıza sahip çıkmak; kanımıza ve dolayısıyla kadim hafızamıza sahip çıkmak demektir.

En doğru tabirle, yaratıcının bize emaneti olan sırdaşımıza sahip çıkabilmek; yeryüzündeki en büyük direniş ve başkaldırıdır! Çünkü sırdaşımızın bize emanet edildiği günden bu yana, onu katletmek için fırsat kollayan kadim bir teşkilat vardır.

Bu kadim konseyin adı Onlar Konseyi’dir. Konsey, Kan’a ait sırrın peşindedir. İnsan ile ona içsesinden hitap eden sırdaşının arasındaki bağı kesmek için bu sırrın peşindedir.

İçsesimiz bir daha bize hitap edemeyecek şekilde susturulmak istenmektedir.

Kısacası konseyin hedefi insan denen ırkı ortadan kaldırıp, yeni bir canavar nesil yaratmaktır.

Konseyin bu hedefini günümüzde dahi hala tam anlamıyla gerçekleştirememesinin nedeni Türklerdir.

Onlar Konseyi’nin bu kadim gayesine karşı; evrende insana emanet edilen sırrı korumakla görevlendirilen kavim Türklerdir. İnsanlık düşmanını tanırken; muhafızına da sahip çıkmalıdır!

Bu sırrı bilen birçok Türk büyüğü tarih sahnesinde iz bırakmıştır.

Atatürk, insana emanet edilen sırdaşa ait deruni ilme ve bilgeliğe vakıf olduğu içindir ki, “Ey Türk istikbalinin evladı!” diyerek haykırdığı cümleyi “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diyerek bitirmiştir.

Kadim Türk bilgeliğine on bin yıldır düşman olan bir konsey!

Türklüğün var olduğu ve mührünü vurduğu her yerde, Türk’ün karşısına çıkan bir teşkilat!

Konseyin en belirgin izi, Atatürk’ün ağzından çıkan bir cümlede ve Göktürk geleneklerine göre inşa edilen Anıtkabir’de sırlanmıştı.

Platon, bir devleti yönetecek gizli bir teşkilatı anlatırken, mavi kaftan giyen 10 kişiden bahsetmişti. Homeros İLYADA’da Truva Savaşı’nı kazananlara 10 kişilik konsey demişti. Atina’da ve Roma’da cumhuriyeti kuran teşkilatın ismi antikçağ tarih kitaplarında 10’lar Konseyi olarak ifade edilmişti.

Hz. İbrahim’e sorun çıkaran 10 kişi ve kavim Tevrat’ta; Hz. Yusuf’u kuyuya atarak “Biz çok güçlü bir heyetiz” diye böbürlenen 10 isim Kuran’da; Musa’nın kavminin Sina Çölü’nde kırk yıl dolaşmasına neden olan, vahye karşı gelen 10 kavmin liderinin durumu ise İncil’de elçiler vasıtasıyla anlatılmıştı.

Fatih’e 41 kez suikast düzenleyen Venedik merkezli teşkilatın ismi 10’lar Konseyi idi. Floransa’da Rönesans dönemini başlatan yapının ismi Machiavelli tarafından gururla 10’lar Konseyi olarak ilan edilmişti. Westminster Projesi ile İngiliz Krallığı’nı ele geçiren yapı, tarihi belgelere 10’lar Konseyi adı ile yazılmıştı. Osmanlı’ya Sevr’i dayatan, Paris Barış Konferansı’nı yöneten grubun ismi 10’lar Konseyi idi.

10’lar Konseyi KaBaRa inancı, cinayet ritüelleri, kullandığı sembol ve peşinde olduğu Kan’a ait sır ile birlikte tarihte ilk kez deşifre ediliyor…

Baran Aydın, son kitabının arka kapağından işte böyle sesleniyor. Düşünüyorum da böyle değerli kitaplar neden en çok satanlar listesinde yer almaz.

Konuyla ilgili muhtelif birçok bilgi var. Yeniden çerçevelenen bilgiyle farkındalık adına okuduğum satırlarda bulduklarımı sizlerle paylaşmak üzere yazıyı taslak olarak buraya bırakıyorum.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatmak için.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Gökyüzü Ve Yaşama İlişkin Yazılar, Hubert Reeves

Dünya, mavi gezegen, coşkulu astronomların, uzayın ta derinliklerinden gelen yıldızların derinliklerinden gelen yıldızların ışığını yakalandıkları yer…

Merhaba,

Dünya, mavi gezegen, bir diktatör, ailesiyle birlikte Noel’i kutlarken, ölülerin yakıldığı fırınlarda binlerce bedenin küle döndüğü yer.

Dünya, mavi gezegen, onaltı ailenin, yokluk içinde yaşayan kırk sekiz ülkeden daha fazla zenginliğe sahip olduğu yer.

Dünya, mavi gezegen, bir yetimin, bakıcılarının kötü muamelelerinden kaçmak için üçüncü kattan atladığı yer.

Dünya, mavi gezegen, Samanyolu’nun çevresinde yirmi beşinci devrini tamamlayan bir Güneş’in çevresinde, dört milyar beş yüz elli altı milyonuncu turunu gerçekleştiren yer.

2003 sonbaharından bu yana France Culture’de her cumartesi yayınlanan yazıların bir bölümü gözden geçirilmiş, hatta güncellenmiş olarak bu kitapta biraraya getirilmiştir.

Bu yazıların her biri, kendi tarzında ve kendine özgü bir bakışla, insanlığın doğayı maruz bıraktığı saldırıları ele almakta ve doğanın buna gösterdiği tepkiyle insanlığın kendi geleceğini nasıl tehdit altına soktuğunu göstermektedir. Anafikir, yeryüzünde yaşam ile kozmos arasında kurulabilecek hem fiziksel hem de simgesel dayanışma bağlarını göstermektedir.

Bilim adamlarının yüzyıllardır süren çalışması sayesinde, dünyamız hakkında topladığımız bilgilerle aydınlanıyor yeryüzündeki yaşamın geleceği. Galaksiler ve atomlar yazgımızı daha iyi anlamamızı ve belki de daha iyi yönetmemizi sağlıyor.

Hurbert Reeves

Gökyüzü Ve Yaşama İlişkin Yazılar, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Yeryüzünün Acısı, Hubert Reeves

Sağlıklı bir gezegen hasta bir gezegenle karşılaşır:
“Ne oldu,neyin var ?
– Sorma, insanlığa yakalandım !
– Hiç merak etme, ben de kapmıştım o enfeksiyonu. Bir düşün hayatım, kendi kendini yok eden bir hastalık bu.
Zamanla geçer !..

Yeryüzünün Acısı

Merhaba,

İnsanların, yeryüzündeki hayatı sona erdirecek kadar büyük bozulmalar yaratabileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?

İnsanlığın kaderini, yeryüzündeki hayatın geleceğinden ayrı düşünmek çok önemli; Yeryüzündeki hayatın olağanüstü bir dirence sahip olduğunu biliyoruz artık. Hayat, dört milyar yıldır olduğu gibi, yine yeni koşullara uyum sağlamayı ve hayat verici bir çeşitlilik göstererek yayılmayı sürdürecektir. Ama biz, insanlar, çok ama çok daha hassasız. Hayatta kalmamız, yeryüzünde hakim olacak yeni koşullara bağlı olacaktır.

Yani gezegenimizi, torunlarımızın yaşamasına izin vermeyecek hale getirebiliriz, öyle mi?

Tüm dünyayı kapsayan, çok geniş çaplı bir iklim deneyinin içindeyiz. Etkilerini şimdiden göstermeye başladığının farkındayız ve gelecekte neler olacağını tedirginlik içinde izliyoruz. Bu deneyin nasıl sonlanacağını kimse bilemez ve sonucunda biyosferin nasıl bir görünüm alacağı da belli değil.

Ama deney yapan bir bilim insanından farklı olarak, işler kötü gitmeye başladığı zaman, deneyin akışını kolayca durdurma şansımız yok. Hatta laboratuvarı kapatıp evimize dönmemiz de mümkün değil. Deney kabının içindeyiz. Ve yalnız değiliz, çocuklarımız ve torunlarımız da bizimle beraber.

İnsanlığın kıyameti

İçinde bulunduğumuz durumu, altmış beş milyon yıl önce yaşanan biyolojik bir krizle karşılaştırarak bazı eğitici sonuçlara ulaşabiliriz.

Yaşadığımız bu kriz neden doğdu?

Saygın bilim adamı Hubert Reeves, Frédéric Lenoir’ın sorularına verdiği cevaplarla, en son bilimsel verilere dayanarak, insanlığın ve gezegenimizin karşı karşıya olduğu tehlikeleri teker teker ele alıyor. Hemen ciddi önlemler alınmazsa insanlığın geleceğinin hiç de parlak olmadığını somut biçimde ortaya koyuyor.

Hubert Reeves yaşamın sürebilmesi için hepimizi harekete geçmeye çağırıyor.

http://www.Hepsiburada.Com aracılığıyla sipariş ettiğim kitapların, bu anlamlı günde zamanında ulaşması sevindirici. Tüm kargo çalışanlarına tek tek teşekkür edeyim.

Yeryüzünün Acısı, okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Tehlikenin Doğduğu Yerde Kurtarıcı Da Doğar, Hubert Reeves

Dünya, sonuçta tuhaf bir yerdir.

Aragon

Merhaba,

İçinde yaşadığımız ve yazgımızın belirlendiği bu dünya karşısında ne diyeceğini bilemeyen, şaşkınlığa düşen, hatta kaygı duyan herkese kendimi yakın hissediyorum.

Kafamızın içinde sürekli sorular uyandıran, bizi altüst eden bilgilerle her gün karşı karşıya kalıyoruz ve çoğu kez nasıl tepki vereceğimizi ya da daha doğrusu onları bir “dünya görüşü” yle nasıl bağdaştıracağımızı bilemiyoruz; oysa bu, yaşamımızı sürdürebilmek için o kadar gerekli ki.

Dünyamızın güzelliği ve zenginliği insan eliyle, yani bizim tarafımızdan tehlikeye atılmaktadır. İnsanoğlu çevre için, biyolojik çeşitlilik için ve en sonunda kendisi için dünyadaki en büyük tehdit durumuna gelmiştir. Evrenin “Güzel Öyküsü” ile insanlığın “O Kadar Güzel Olmayan Öyküsü” nasıl uzlaştırılabilir?

Canlı varlıkların katliamı devam ediyor ve hızlanıyor. Doğanın yağmalanması ve ortaya çıkan zararlar o kadar büyüktür ki keskin görüşlü bazı gözlemciler umutsuzluğa kapılıyor. Lamatck’ın 1830’da söylediklerine kulak verelim.

İnsan, kendi çıkarları için gözlerini kör eden bencilliğiyle, eline geçirdiği her şeyden yararlanma eğilimiyle, tek sözcükle, kendi geleceğine ve benzerlerine karşı umursamazlıkla, kendini koruyan araçları, hatta kendi türünü yok etmek için çabalıyormuş izlenimi veriyor. Toprağı koruyan büyük bitkileri, o andaki açlığını doyurmak için her yerde yok ederek, üzerinde oturduğu toprağı hızla verimsiz hale getiriyor, kaynakları kurutuyor, o topraktan beslenen hayvanları oradan uzaklaştırıyor, dünyanın eskiden verimli ve her türlü canlıyla dolu olan büyük bölümü şimdilerde çıplak, verimsiz, üzerinde barınılamaz çöllere dönüşmüş durumda. Kendi tutkularının peşinden koşmak için, deneyimin ortaya koyduğu derslere kulak tıkayıp benzerleriyle sürekli savaş halinde; onları her yanda, her türlü bahaneyle yok ediyor: Öyle ki vaktiyle çok kalabalık olan toplulukların giderek yoksullaştığı görülüyor. İnsanlar, dünyayı yaşanamaz hale getirdikten sonra kendini yok etmeyi amaçlıyor sanki.

“Tehlikenin doğduğu yerde kurtarıcı da doğar.” Alman şairi Hölderlin’in bu güzel dizesi, bugün içine düştüğümüz durumun çifte görünümünü bütünüyle kapsıyor.

Tehlikenin Doğduğu Yerde Kurtarıcı Da Doğar,okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Dünyanın En Güzel Tarihi, Hubert Reeves

Doğa ile savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz...

Hubert Reeves

Merhaba,

Nereden geliyoruz? Neyiz? Nereye gidiyoruz?…

İşte sorulmaya değer gerçek sorular… Herkes kendince yanıt aradı bunlara: Kimi bir yıldızın göz kırpışlarında, kimi okyanusun gelgitlerinde, kimi bir kadının bakışlarında ya da yeni doğmuş bir bebeğin gülücüklerinde… Niçin yaşıyoruz? Neden bir dünya var? Neden buradayız? 

VE DÜNYA

Uzayın ıssızlığında içinde, ilk moleküller durmak dinlenmek bilmeyen bir dans halkasına girip, orta halli bir gökadanın kenar mahallerinde öteki gökcisimlerine benzemeyen garip bir gezegen oluştururlar.

Büyük Patlama’dan 1 milyar yıl sonra madde püresi artık yapılaşmış ve bakınca tanıyabileceğimiz bir görünüme kavuştu…

Bu yeni durum istikrarlı görünüyor; Evren pekala bu aşamada kalabilirdi. Ama öyle olmuyor; bir kez daha evrim harekete geçiyor. Neden? 

Gezegenler nasıl oluşuyor? 

Bizim gezegenimizi ötekilerden ayıran ne?

Peki, Dünyanın suyu nereden geliyor?

İlk insanın Afrika’dan çıktığına kesinlikle emin miyiz?

İnsanoğlu ve galaksilerden mi türedik?

İnsan Dünya’yı nasıl ele geçirdi ve daha ne kadar Dünya’da yaşamayı sürdürebilir?

Dünya’nın ömrü ne zaman sona erecek?

Neden diğer gezegenler aynı tarihsel gelişimi tamamlamamış? 

Öyleyse aradaki fark nereden ileri geliyor?

15 milyar yıl önce yaşanan Büyük Patlama ile ortaya çıkan Dünya’nın ve insanın tarihi. Dünyamıza daha birkaç milyar yıl ömür biçiliyor ama biz mirasçılar onun yaşamından sorumluyuz. Dünya’nın en güzel tarihinin sürmesi için…

Hubert Reeves, konusunda olağanüstü kitaplar yazmış bir astrofizikçi. Kozmoloji öğretiyor.

Hubert Reeves, bu alanda olup bitenleri açık seçik görmemize yardımcı olacak. Konumuz hakkında harika kitaplar yazmış olan bu astrofizikçi, sıradışı bir nezaket ve cana yakınlık içinde, kişiliğinde bilim adamının netlik ve dakikliğini bilgi yayıcının yalınlığıyla birleştiriyor. Bunun nedeni yaşamını dolduran bilgisayarlardan uzakta, Burgonya göklerini küçük bir teleskopla amatör olarak seyretmeye hala fırsat bulabilmesi olamaz mı acaba? Uzayda uzaklara, yani en uzak geçmişlere baka baka zamanın gerçek ölçüsünü öğrenmiş olamaz mı?

Hubert Reeves eski anlamıyla bir honnete homme’dur.

Dünya Günü, için birçok kitabı gün içinde kargoyla geldikçe sizinle olacak.

Dünyanın En Güzel Tarihi, Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatma amaçlı.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

honnete homme ; dürüst adam, dürüst konuşan