Oxygene 2021, Film

Merhaba,

Uzun bir aradan sonra geçen gün sezona ait film seyretme imkanı buldum.

Başrolünü Anne Hathaway, The Hills Have Eyes, Mirrors, Horns gibi yapımların yönetmeni Christie LeBlanc’ın senaryosunu kaleme aldığı 2021 yapımı gerilim/ bilimkurgu türündeki film izlenmeye değer.

Kriyojenik bir ünitede gözlerinizi açtığınızda, oksijen miktarınız hızla azalırken, hayatta kalma mücadelesi verirken neden orada bulunduğunuzu öğrenmek için sorduğunuz her bir soru altın değerinde olabilir. Aldığınız cevapların doğruluğunu sorgularken, algınız oyunlar oynayabilir.

Böyle bir algıda kişi gerçeklere nasıl ulaşabilir?

Sadece ve sadece acı gerçeğe, hakikate götürür.

Peki kozasından çıkmış bir kelebek tekrar kozasına dönebilir mi?

İyi seyirler…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Beyin Fırtınası Mı?

Merhaba,

Yeni yılla beraber “evde kal”arak geçirdiğimiz dört harika günle neler yaptık?

Benim gibi akışta kalarak yaşamdan notlar alıp yürüyorsanız gelişiminiz için gerekli birçok bilgiye de sahip olmuşsunuz demektir.

Bundan üç ay önce yeniden malulen emeklilik için başvuruda bulundum. Malulen emeklilik mevzuatına tamamen uygundum. Geçirdiğim hastalıklar ve hastalıklarla ilgili oluşan sorunlar, prim gün sayısı vb.

Dün Çeşme SGK’dan çok sevdiğim bir yetkili ile konuştum. Cevabın olumsuz olduğunu öğrendim. Yüksek Kurul %60 sağlıklı olduğuma karar vermişti.

5 yıl boyunca kanserle mücadele eden biri olarak hastalık neler öğretmiş ve yaşatmıştı?

Mücadele ederken hastalık bedenimde görünür nasıl izler bırakmıştı?

Hayatım boyunca hastalıkla ilgili, bedenimle ilgili nelere dikkat etmem gerekiyordu?

Malul olmak pert olmak mı?

Hastalıkla mücadele eden ve durumu her an değişen bizlere yaşamı bir parça kolaylaştırmak mümkün olabilir mi?

Aklımda deli sorularım, geçmiş yılları, çalışma hayatını kısaca yine yeniden gözden geçirmeme neden oldu.

Şu an normal emekli olabilecekken 89-92 arasında çalıştığım yıllar prim gün sayısı sisteme yansımamıştı.

2,5 yılın hesabını kim verecek?

O yıllarda benimle aynı yerde çalışan kişilere kısa bir mesaj attım. Güçlü soru aklıma bir kere takılmıştı. Bu takılan durumun karmasını temizlemeye karar verdim.

Ankara’dan çocukluk mirasımı aradım. Kendisi de zorlu bir süreçten geçiyordu. Konuşmak için neden her ne olursa olsun sesini duymak iyi geldi.

Beyin fırtınası yaptık. Benim için yararlı bir konuşma oldu. Yaratıcılık sürecimizi de besledik. Yapılacakları belirleyerek vedalaştık.

Akşam saati dinlenme vakti gelmişken, keyfin yanına patlamış mısır ekleyerek “Masumlar Apartmanı” dizisini seyretmek için odam da yerimi aldım.

Dizi tekrarı vererek, yeni bölümü önümüzdeki haftaya attılar. Dizi hakkında da şunları söylemeliyim. Tekrar eden toksin duygulardan nihayet kurtularak, yeni bir evreye geçildi. Yoksa dizi izleyici kitlesi kaybolup gidecekti.

Tam bunları düşünürken, Blog sayfasındaki bir yazıya yorum geldi. Cesaretle yazan kişiyi kutlarım. Kendini ifade gücü paylaşmak istedikleri net anlaşılıyordu.

Konu yazmak ve öneride bulunmak olunca öğrenen olarak saygıyla karşımdaki insanın satırlarını mail ortamında dinledim. Anlatmak istediğine bütünsel ulaşmaya çalıştım.

Cümleler arasında bir film önerisi de vardı. “Aşkın yaşı yoktur…”

Birkaç gün önce paylaştığım filme gönderme yaparcasına.

The Rebound, Bart Freundlich’in yönettiği, Catherine Zeta-Jones ve Justin Bartha‘nın oynadığı 2009 Amerikan romantik komedi filmidir. 2009 yılının sonlarında çeşitli ülkelerde tiyatrolarda gösterime girdi.

Filmin alt satırlarına geçmeden sizlerin fikrini almak istiyorum. Sizce, Aşkın yaşı var mıdır?

Kadın ya da erkek yaşı kaç olursa olsun hissettirdikleri kadar mıdır?

Filmin mesajı yine “Kadının kimliğine uyanması”

Dünya tarihinden günümüze gelinceye kadar kadın hangi ortamda değersizleşmiyor ki!

Edebiyatta kadına duyulan saygı eserlerde duayen yazarlar tarafından yerini alırken, gerçek yaşamda bu değerin izi bile görünmüyor…

Kadın olarak hangi meslek gurubunda olursanız olun, maruz kaldığınız değersizlik hissi en etkin süreç. Beraberinde yıkım getiriyor.

Kadın kimliğide eril döngüde yerini almaya başlayınca. Sistemde dev bir boşluk doğuyor. Şefkat, merhametin içine aldığı “Empati” gittikçe yok oluyor.

Sorumuz gelsin. Kendinizi dengede tutarak, kadın olduğunuzu unutmadan hayatınızı yönetmek isteseydiniz, bunun için neler yapardınız?

Hangi konuda uzman olursanız olun en önemli uzmanlık “İnsan olmak” …

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Yeni Baştan!

Merhaba,

Hiç duyguları oldukları gibi ve istediğiniz zaman yeniden yaşamayı arzuladınız mı?

Yeni bir yıl ve yeni bir gün daha…

Yaşamak için armağan edilmiş 24 saati nasıl değerlendirmeyi düşünüyorsunuz?

Benim gibi sizlerde her günü gelişiminiz için farkındalıkla kullanıyorsanız, tavsiyelerim olacak.

Sabah saati erken kalkmanın güzelliği ve günü yakalama sevinciyle mis gibi bir kahvaltıya eşlik eden 2019 yılı Fransız filmi.

La Belle Epoque, Yeni Baştan kendi yaşamınızda zamanda yolculuk yapmak istemez misiniz?

Yönetmen koltuğundaki Nicolas Bedos‘un o kadar fazla titri var ki… Oyuncu, oyun yazarı, tiyatro yönetmeni ve üstüne bir de komedyen.

Oyuncular, Daniel Auteuil, Guillaume Canet, Doria Tillier, Fanny Ardant, Pierre Arditi, Denis Podalydès

César En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü almıştır.

NLP tekniklerinde sıklıkla kullanılan çapa atma tekniği belirli bir tepkiyi uyandıran herhangi bir uyarıcıdır. Bunlar bizi olumlu veya olumsuz ruh hallerine iletebilecek bağlantıları ya da hatıraları ateşler.

Bir dönemi yaşayabilecek olsanız, hangisini seçerdiniz?

Farkındalık sorusunun cevabını filmi seyrederken alacaksınız. Yapmanız gereken bilinçaltında oluşmuş ve sizi sınırlandıran negatif çapaların farkına vararak bunlardan kurtulmak ve sizi olumlu bir ruh haline sokan pozitif çapalar oluşturmaktır.

Sevgi çapası…

Başarılı hikayelerin en büyük özelliği de hedef belirleme tekniğidir.

Kendimle ilgili de küçük bir not. Bu yaşama kendimi bulmak, kendimi öğrenmek için geldim. Öğrendiğim her şey bilince hizmet ediyor. Yaşam deneyimini en iyi şekilde gerçekleştirmek ve yansıtmak için bulunuyorum.

Yaşamda öğretmek için değil, anın getirdiği farkındalıkla yüzümde kocaman bir gülümsemeyle öğrenmek için bulunuyorum. Hayatı, insanı okuma becerisi geliştiriyorum.

Spirit yani hayat en büyük öğretmen.

Bence, her yaşam kendi deneyimine olumlu bir bakış açısı geliştirerek sahip çıkmalı.

Şimdiden, iyi seyirler.

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Bir İnsanın Hayatı İtibarından Daha Mı Önemlidir?

Merhaba,

Bir yılı daha geride bırakırken, yaşamla ilgili not aldığım birkaç cümlenin burada yazılı hale gelmesi; not alınan konuları daha sonraki yıllar okuduğumuzda nasıl bir gelişim sağladığımızı anlatacaktır.

Her dünya vatadandaşının bildiği üzere şiddet gittikçe yaygınlaşırken, sevgiye ulaşmış makro düzeyde duayenlerin bizlere bıraktığı mesajları, paylaşıp duruyoruz, fakat anlamış görünmüyoruz.

Yaşanılan olayları taraf olarak seçerek durumun bakış açısının getireceği bilginin anlamıyla gerçekliğe ulaşamıyoruz.

Neden dersiniz?

Oysa zihin seviyesinde hepimiz biriz. Sevginin ışığı bir diğerine farklı gelmiyor. Bizi daha ileri düzeye götürecek bilinç seviyesine neden ulaşamıyoruz. Bu denli kurban rolüne bürünüyoruz.

Gelin bu yıl farklı bir bakış açısı deneyimleyelim.

Her yıl, standart dilenen sağlık, huzur, mutluluk ve barış içsel bir süreç. Kendimiz üzerinde çalışmadığımız sürece de bunlara ulaşacak gibi görünmüyoruz.

İnsan kendine varmak için, en nihayet geriye yolculuk yapar. Mit ve mitolojinin anlatacakları kim olduğunuzu anlama konusunda destek olacaktır.

İnsanlık tarihinden günümüze gelinceye kadar yapacağınız kazı çalışması; günü anlamanızı sağlarken, anlaşılmış ve aşılmış neler olduğunu öğrenmeniz konusunda ışık tutacaktır.

Bir İnsanın Hayatı İtibarından Daha Mı Önemlidir?

Evet, bu sorunun cevabı bizlere kendimiz hakkında birçok şeyi anlatacak.

Yeni yılla birlikte dört gün tatil var. Ve bazılarımız için daha fazlası. Benim gibi sizlerde her günü gelişiminiz için farkındalıkla geçiriyorsanız, film tavsiyem olacak.

“The Children Act” Çocuk Yasası, Oscar’lı oyuncu Emma Thompson yargıç rolünde. Filmin mesajı ise; Dini ilkelere göre kan naklini reddeden bir çocuğun öyküsü.

Ebeveynlerin ve diğer büyüklerin sabit bakış açısından bakıldığında hayat nasıl anlam kazanıyor, yargıç durumun gerçeğini kavrayabilmek için ölüm döşeğindeki lösemi hastası genç çocuğa farkındalıkla nasıl yaklaşarak davayı sonuca vardırıyor.

Yaşamdaki en önemli şey ne iş yaptığınız, ne kadar harika göründüğünüz ve cebinizde ne kadar paranız olduğu değil.

Yaşamdaki en önemli şey bakış açınız. O halde bakış açınızı genişletmeye var mısınız?

Bu yıl farkındalıkla gelişimimizi tamamlayacağımız bir olsun.

Mutlu kalın…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Hangi Kadın? Film

Merhaba,

Günümüzde yoğun çalışma temposunda olan bireyler ilişki paydasının aktif hale gelmesi için çeşitli sosyal ağ uygulamalarından yararlanıyor. Bu tarz ilişkiler yaşayarak canlı kalmaya çalışan kaç kişi kendi gibi!!!

Yoksa bilinmez olmak haz mı verir?

Okuması bol, konudan ibaret olmayan değerli filmleri paylaşmaktan mutlu olduğumu söylemeliyim. Sorulacak, çok çok soru var. Kısaca filmin künyesinden bahsettikten sonra farkındalık sorularına kaldığım yerden devam.

Yazar kimliğimin seyirci şapkasıyla izlediğim, 2019 yılı Fransız, Belçika ortak yapım Hangi Kadın filmi. Yönetmen koltuğunda Safy Nebbou oturuyor. Oyuncular, Juliette Binoche, François Civil, Nicole Garcia, Charles Berling, Marie-Ange Casta, Guillaume Gouix

Filmin alt metinlerinde kadının kimliği ve uyanmasıyla ilgili birçok durum var.

Gerçekliği yitirmek ve genç kalma ilüzyonu kadını kimliksizleştirir mi?

Gerçekliğin farkına nasıl varılır?

Bu süreçte rehberlik edenin eşikten geçirme dürtüsü bize hangi kapıları açar?

Çözümlenemeyen sorunların üzerinden gelmek için nasıl bir yol haritası uygulanmalıdır?

Bir hikayenin birden fazla sonu olabilir mi?

En doğru son hangisi olmalıdır?

Soruların cevaplarını sırlar penceresi açılırken görebilmeniz dileğiyle.

Herkese iyi seyirler.

Sevgiyle,

Yasemin Emre

22.11.63 Stephen King

Merhaba,

Dünyanın içinde bulunduğu durum biz kanser hastalarının nelerden korunmak zorunda kaldığı, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için neler yaptığını ve tedavi sürecinde geçen zamanı nasıl kullandığımız, stresi nasıl yönetmeye çalıştığımız, yaşadığınız zorlu süreçte sizlere ulaşmış olmalı. Maske detayını da unutmayalım!

Şu an gözleriniz dünyayı nasıl görüyor?

Evinde zaman geçirenler, hangi yeteneklerinizi geliştirme kararı aldınız?

Gelişiminiz için hangi kitapları okumayı planlıyorsunuz?

Nihayet, listemde yer alan Stephen King‘e ait 11.22.63 dizisini seyretme imkanı buldum. Birincil kitapları okumayı seven ve tercih eden biri olarak, dizi ve filmlerin kitaba bağlı kalarak yapılmasından büyük keyif aldığımı belirtmeliyim.

Bölümleri seyrederken, paylaşılan kitaplarda dikkat çekici. Yazma Sanatını anlatan yazar, okunması gereken kitapları bizlere aktarmış görünüyor.

Her zaman düşünmüşümdür. “Geçmişe geri dönsem, neyi değiştirmek isterdim?”

22 Kasım 1963’te, Dallas’ta üç el silah sesi duyuldu, Başkan Kennedy öldü ve dünya tarihi değişti. Peki, bütün bunları değiştirme şansınız olsaydı? Kendi kuşağının sosyal, kültürel ve politik meselelerini sindirmiş bir yazar olan Stephen King, bu mükemmel kurgulanmış gövde gösterisinde okuyucuları geçmişe uzanan inanılmaz bir yolculuğa çıkarıyor.”

Kahramanımız Jack Anderson boyut kapısından geçtikten, sonra bir dizi sınavla karşılaşıyor.

” Çoğu zaman hangi hayatları ve ne zaman etkileyeceğimizi bilemeyiz. En azından gelecek kapımızı çalıncaya dek. O zaman da her şey için çok geçtir.”

Hedefe giderken karşılaştığı sınavlar zorlu olsada, sona yaklaşırken “başarabilecek mi?“sorusu seyircinin kahramanı sorgulamasına sebep oluyor.

https://yabancidizi.vip/dizi/11-22-63-izle-

Yukarıdaki linkten diziye ulaşabilirsiniz.

Herkese iyi seyirler.

Sevgiyle,

Yasemin Emre

King Lear, W. Shakespeare /Film

“Zamanımızın lâneti bu: deliler gösteriyor körlere yolu. ”King Lear/ W. Shakespeare

Merhaba,

Kral Lear, İngiliz oyun yazarı William Shakespeare tarafından yazılmış bir oyundur. Yaklaşık olarak 1605 yılında yazıldığı tahmin edilen oyun, Shakespeare’in önemli trajedilerinden biridir.

Ağlayarak geldik dünyaya.

Doğup da havayı ilk soluduğumuz zaman

İnler ve ağlarız.

Sana nasihat vereceğim.

Doğduğumuzda ağlarız biz…

Aptalların bu büyük sahnesine geldik diye…

Kral Lear

İyi seyirler

Sevgiyle

Yasemin Emre

W. Shakespeare’in Macbeth/Film

Hayat dediğin, bir delinin bağıra çağıra, heyecanla anlattığı anlamsız bir masal!

Macbeth/W. Shakespeare

Merhaba,

Edebi Tekniklerde konu karekterin doğaüstü ile çatışması olunca seyredilmesi gereken önemli filmlerden biri, W. Shakespeare’in Macbeth adlı oyunu.

Hayaletler, iblisler, cadılar büyücüler vb.

Macbeth, William Shakespeare’in en kısası olmasının yanında en önemli trajedilerinden biridir. Tüm dünyadaki hem profesyonel hem de amatör tiyatrolar tarafından sıkça sahneye konulur. Oyunun, bir kısmı Raphael Holinshed’in ve İskoç filozof Hector Boece’nin İskoç Kralı Mac Bethad hakkında yazdıklarına dayanır.

“Geride merhamet kalmadıysa orada güven de yoktur demektir.”

Film okumaya ve öğrenmeye devam…

İyi seyirler.

Sevgiyle

Yasemin Emre

Midnight In Paris (2011, Yön: Woody Allen) Film

Merhaba,

Film zamanı.

Yazarların hayatını okurken, yaşadıkları zorluklara defalarca şahit oluyoruz.

Yazmak üzerine olan, filmin ilki.

Midnight In Paris (2011, Yön: Woody Allen) filmi.

Woody Allen tarafında Paris’e bir saygı duruşu niteliği taşıyan film, Gil isimli bir yazarın 1920’lerin Paris’ine doğru bir yolculuğa çıkışını anlatıyor. Filmin içinde kimler yok ki; Salvador Dali’den  Ernest Hemingway’e, Luis Bunuel’den Fitzgerald’a herkes filmin içinde karşımıza çıkıyor. Allen, bir yazarın dünyevi iç sıkıntısı anlatırken esasında ilham üzerine önemli ve keyifli bir film izletiyor bizlere.

Yaratıcılık sürecinize destek olabilecek sevdiğiniz yazarlarla sohbet edebilmenin keyfi bir başka olmalı.

Seyirci yorumum…

Filimde benim için en önemli sözler.

Ernest HemingwayBence gerçek aşk ölüm ile bir ateşkes yaratır. Tüm korkaklık sevgisizlikten, sevgisizlik de ondan. Gerçek ve cesur bir adam ölümün gözlerinin içine bakar, gergedan avcıları veya Belmonte gibi, gerçek cesur adamlar. Çünkü aşkları yeterli tutkuyla ölümü onların aklından söküp atar. Ta ki her adamın başına geleceği gibi geri dönene kadar. Ve her adam tekrar sevmek zorundadır.”

Gil‘in kitabına, bir yazarın nasıl olması gerektiğine dair yapılan harika yorum. “Hepimiz ölümden korkuyoruz ve hepimiz evreni sorguluyoruz. Sanatçının görevi umutsuzluğa düşmek değil, aksine varlığın boşluğunun panzehirini bulmaktır.”

Gil, Paris sokaklarında yağmurda yürümek istediğinde, hemen aklıma geldi.

Pluviofil yağmurun yağmasından hoşlanan,yağmurlu havalarda mutlu olan ve yağmurlu havaları seven insanlara deniliyor.

Dışarıda, yağmur yağarken, Pluviofil için yağmurda yürüyüş yapmaktan ve yazı yazmaktan daha büyük bir keyif olmadığını eklemeliyim. Kitabımda yazdığım gibi…

Son olarak, “Hayatınızdaki doğru insanı bulun” diyerek yazıyı bitirmek istiyorum.

Hepimiz aynı gezegende yaşasakta, dünyalarımız farklı …

İyi seyirler

Sevgiyle

Yasemin Emre

Here And Now/Film


Önce trajedi sonra mucize…

Merhaba,

Fabien Constant’ın yönetmenliğini yaptığı ve Laura Eason’un senaryosunu yazmış olduğu Burada ve Şimdi – Here and Now .

Dram, Müzik, Romantik türünden . Oyuncular, Renée Zellweger, Sarah Jessica Parker, Simon Baker

Vivienne adında bir kadın New York’da caz vokalistliği yapmaktadır. Herkesten herşeyden önce herzaman işini öncelik edinmiş ve hep çalışmış arkadaşlık , aşk ve sevgi kavramlarını hep ikinci plana itmiştir. Çok önemli bir performans sergilemek için sahneye çıkacak olan Vivienne doktora bazı şikayetleri için gittiğinde dünyası alt üst olacaktır. Çünkü doktorun koyduğu tanı beyin tümörüdür. O dakikadan sonra işini bırakıp arkadaş, aile ve sevdikleri ile zaman geçirmeye çalışacaktır.

Seyirci gözlüğümü taktığımda, Gerçeğinizle karşılaştığınızda, oluşan farkındalık çok fazla şey öğretiyor.

Her anı ve her günü doyasıya güzellikler içinde yaşamaya gayret edin. Hayatın tekrarı yok.

İçinde yaşadığımız gerçeği yansıtan seyredilesi bir film.

İyi seyirler.

Sevgiyle

Yasemin Emre

Çifte Hayatlar/ Film


Merhaba,

Akşam için seçtiğim, 2018 Double Lives Fransız filmi. Yayıncılık, editörlük, dizi oyunculuğu, yazarlık ve dijital dünyanın içinde bulunduğu durum anlatılıyor.

Dijital dünyada yazan insanlar fazlalaşırken, narsizm çoğalıyor. Anlayıştan gittikçe uzaklaşırken, sanat eserlerinden, gerçek sanatçılardan da uzaklaşıyoruz. Bu çağda, Google kendi sayfasında herkesten reklam ücreti alırken, kütüphanesindeki edebi eserleri ücretsiz okumaya sunuyor.

Dijital dünyada e-kitap okunma grafiği gelecek vaat etme düşüncesi umulan gibi olmamış, yayın evlerini şaşırtarak gerilemiştir. İnsanlar dijital dünyadan Web siteleri, blog sayfaları aracılığıyla yapacakları şeylerde sınırlı görünüyor.

Herkesin bedavadan dağıttığı, kişisel gelişim sözlerinin içi boş. Çünkü uygulayanlar değil, kullananlar dünyası,doğallıktan uzak, kimyasalı bol insanlar haline gelindi. Haliyle, cahilin kol gezdiği ortamda gerçek bilgiden bahsetmek de zorlaştı.

Okur oranı gittikçe azalırken, sanat adına da düzgün işlerin çıkarılamadığı ortada. Her şey bir taklitten ibaret olmaya başladı.

Bilgisayarlara, cep telefonlarına, hatta internet bağlantısına onlarca para verilirken, kitap, dergi satın alınma miktarı bu denli az. Yani kültüre, edebiyata verilecek para yok.

Seyirci gözlüğümü çıkardığımda,filmin konusundan bahsetmek gerekirse.

Başarılı bir yayımevi yöneticisi olan Alain, yıllarıdır ünlü yazar Leonard ile birlikte çalışmaktadır. Leonard, yeni bir kitap hazırlığı içerisindedir. Ancak yayıncılık dünyası büyük bir değişim içerisindedir. Hızla değişen ekonomik dünya, yayıncılıkta da bir dönüşüm yaratmış, yayıncılıkta dijital bir döneme geçilmiştir. Alain ve Leonard bir yandan dijital dönüşümün edebiyat dünyası üzerindeki etkileri ile uğraşıp devrime ayak uydurmaya çalışırken bir yandan da girdikleri orta yaş krizinin getirdikleri ile boğuşur.

İlişkilere de dikkat edin derim. Gerçekten tüketen insanlar haline gelindi.

Bence, doğru insanı bulduğunuzda, tek eşliliği şeçen olarak, sevgi öyle yüce bir duygudur ki sevilen olmadan da yürürsünüz. Gerçek sevgiyi anlayan için “sevgi” o denli büyüktür ki sevilen onun kıymetini bilir mi? Yoksa, ağır mı gelir? yaşayarak öğrenir, öğrendiklerinizden yazarak yaratırsınız.

İyi seyirler

Sevgiyle

Yasemin Emre

“Özgürlük Yazarları” 2007/Film

Bir film tavsiyesi…

Merhaba,

Güne çok çok erken başlayan biri olarak, güneşin doğmasını beklerken, “Özgürlük Yazarları” filmini izleyim istedim.

Genç bir öğretmen kendisini, öğrencilerine hoşgörü kavramını, bunu önce kendileri üzerinde uygulamayı ve eğitim sözcüğünü, okul hayatlarının ötesine taşımayı öğretmeye adamıştır. İdealist öğretmen Erin, çok başka dünyalardan gelen karakterlerle uğraşmak zorundadır. Aslında farklı ırklardan gelen bu öğrenciler için okul, sadece yaşları gereği orada bulunmak zorunda oldukları bir yerdir.
Erin, kendi yöntemleri ile onlara yakınlaşmaya çalışsa da bu niyeti daha da büyük tepkilere yol açar. Çünkü öğrenciler, hayatta yüzleştikleri ırksal ve toplumsal acı gerçekleri farkına vararak öğretmenlerinin saf idealizmi bırakmasını isterler. Zaman içinde onlarla iletişim kurmayı başaran Erin, herbiri birbirinden farklı hikayesi olan bu gençleri, kendi hikayelerini yazmaları ve bunu da birbirleri ile paylaşmaları konusunda cesaretlendirir. İşte tam da bu yazılar, öğrencilerin hayata tutunmalarını sağlayan bir araca dönüşecektir. Oscar ödüllü oyuncu Hilary Swank’ın rol aldığı film, Erin Gruwell isimli bir öğretmenin gerçek hayat öyküsünden uyarlanmıştır.

Beyaz Perdenin filmle ilgili yorumu bu.

Seyirci gözlüğüme gelince, hayatta hepimizin başına her gün ve her dakika bir şeyler geliyor. Asıl önemli olan ise başımıza gelen şeyleri nasıl çözdüğümüz. Bu çözümler kim olduğumuzu gösteriyor.

Başka hayatları da anlayabilme becerisi geliştirdiğimizde birbirimizi ayrıştırmak yerine, hem kendimiz hem topluma fayda sağlayacak bireyler haline dönüşebiliriz.

Özgürlük Yazarları kitabı 1999 yılında yayınlanmıştır. Ardından vakfı kurulmuştur.

Yazının, yazmanın hayatımıza katacağı şeyleri tekrar tekrar gözden geçirmeniz dileğiyle. Bir insanın kendine bile söyleyemedikleri ile yüzleşmesi gibisi yok.

İyi eğitim istiyorsak, önceliği “okuma ve yazma sanatını” öğrenmeye vermeliyiz. Ayrıştırmadan, ötekileştirmeden beraber yaşayabilmemizin önemini kavrayabiliriz.

Aslında hepimizin ortak noktası ne çok. Bizler de ortak noktaları öğrenmek için kırmızı çizgi çizerek oyun oynayalım mı? Ne dersiniz?

İyi seyirler

Sevgiyle

Yasemin Emre

Agora “Ben gerçekle evliyim” Hypatia /Film


Bir film tavsiyesi…

Merhaba,

Hayatı bir süreliğine paus a aldığım doğru. Dinlenirken, keyif aldığım filmleri gözden geçirmeye karar verdim. Bunlardan biri de “Agora“.

Sinemanın ilham aldığı alanlardan biri şüphesiz ki tarihtir. Tarihsel gerçekliklerin özgün ve dikkat çekici bir üslupla beyazperdeye aktarılması bizi geçmiş dönemlere, savaşlara, insanları ilgilendiren hayat hikâyelerine götürür.

Bu yazı sinemanın bir şey öğretmediğini savunanlara geliyor…

Tarihin genellikle erklerin kontrolünde yaşandığı ve her çatışmadan en büyük payı kadınların aldığı düşünülürse Agora, bunu gösterebiliyor olmasıyla sinema tarihinde önemli bir görev üstleniyor. Öncelikle filmin adını irdeleyelim. Agora; Eski Yunanca ’da sosyal, ticaret ve politik yönleriyle gelişmiş olduğundan “şehir merkezi” anlamına geliyor. Toplanma yeri de diyebileceğimiz bu merkezler kimin elindeyse yönetim ona ait oluyor.

Film, 4. Yy Roma İmparatorluğu hâkimiyetindeki İskenderiye’de geçiyor. Bilinen ilk kadın matematikçi, astronom ve filozof olan Hypatia’nın (d.370 – ö.415) hayatı merkeze alınarak; o dönemdeki din, siyaset, hırs ve çıkar ilişkileri üzerinden evrensel meseleler ele alınıyor. Hypatia, İskenderiye Kütüphanesi’nin bilinen son yöneticisi Theon’un kızıdır ve kütüphanede her dinden öğrencisine astronomi, felsefe, matematik ve geometri dersleri veren bir bilim insanıdır.

FilmLoverss sayfasından film hakkında yukarıdaki yorumu okumuştum.

Biraz daha araştırma yaptıktan sonra daha çok bilgiye ulaştım.

Kütüphane, çok önceden Roma İmparatoru Julius Sezar tarafından yağmalanmıştır ve eski ihtişamına kavuşması hiç de kolay olmamıştır. Birdenbire çoğalan Hristiyan nüfusun Pagan yönetimindeki Agora’ya göz koymasıyla aydınlık çağ yerini karanlığa bırakır.

Seyirci bakış açımla film okumasında, Hypatia, felsefeci olduğunu sonuna kadar savunarak, inancın sorgulanması gerektiğini büyük bir cesaretle söylüyor. Hem de ölümü göze alarak.

Hypatia öldürülmeseydi ve İskenderiye okulu kapanmasaydı insanlık bugünkü uygarlık düzeyine yüzlerce yıl önce kavuşur muydu?

Herkese iyi seyirler.

Sevgiyle

Yasemin Emre

Nobel Adayının Karısı, Film

The Wife, Björn Runge’ın yönettiği ve Meg Wolitzer’in aynı adı taşıyan romanından Jane Anderson tarafından uyarlanan 2017 çıkışlı dramatik filmdir.

Joe Castleman sonunda Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır ve bu haber üzerine karısı ve oğlu ile birlikte Stockholm’e doğru yolculuğa çıkmıştır.

İkili okul yıllarından beri birliktedir. Biri hoca, diğeri öğrencisidir. Yıllar geçtikçe ikiside yazarlık konusunda kendilerini geliştirmektedir.

Bir işin hocası olsanız da sadece bilgiyi taşıyor olabilirsiniz. Bilgelik ise uygulayabilmekte.

Film de içinde bulunduğumuz durumu net açıklıyor gibi. Yaratanlar ve onu kullananlar.

Yazarlık hakkında, sizler ne düşünüyorsunuz? Oyunu nasıl kuruyorsunuz?

İyi seyirler

Sevgi’yle

Yasemin Emre

Sahaf (The bookshop)/Film


Merhaba,

Bir keresinde bana…
Bir hikaye okuduğumuzda, hikayenin içine yerleştiğimizi…
Kitap kapaklarının ise dört duvara, bir çatıya ve…
Bir eve dönüştüğünü söylemişti…
Bir kitabı bitirdikten sonra, hikayenin akılda yer etmesini ve…
Zihinde tekrar tekrar canlanmasını dünyada her şeyden daha fazla seviyordu.
Ayrıca, kitabın yarattığı tüm o duygulardan zihnini boşaltmak için…
Uzun yürüyüşler yapıyordu…

Giriş bölümünde bizleri karşılayan cümleler .

2017 yılına ait bu güzel film, Berlin film festivalin de ödül almış.

Film de dikkatimi çeken, Lolita, Vladamir Nabakov’un kitabı. 1939’da (Büyücü) adıyla kısa bir hikayeden büyük bir roman halini alıyor.

Lolita eseri 1955 Pulitzer Ödülü almış. En iyi 100 roman arasına girmiş. Pek çok dünya dillerine çevrilmiş.

Filmdeki bayan kahraman Florence Green, Lolita kitabını okuması ve değerlendirmesi için gönderiyor.

Daha sonra kitap dükkanında satmaya karar veriyor. Diğer bir detay filmin sonunda bizi karşılıyor.

Bence, “Karahindiba şarabı ne zaman çıkar?” önemli repliklerden biri.

Florence, filmin sonuna doğru paketi açtığında karşılaştığı kitap, dünyanın en büyük bilimkurgu ve fantezi yazarlarından biri o

” Temiz, dumansız ve etkili, işte karahindiba şarabı bu.”

Karahindiba Şarabı, Ray Bradbury .

Herkese iyi seyirler. Yazar, için detaylar da tüm sihir. Görebilmeniz dileğimle …

Sevgiyle

Yasemin Emre

Hunter Killer Film


Merhaba,

Gerard Butler’ın yer aldığı film aksiyon ve gerilim. Çekim yerleri Bulgaristan. 2012 yılında yayınlanan Firing Point adlı romandan uyarlanmış.

 Bence, filmin en güzel repleği ise

“Önemli olan haklı olmak değil, hayatta kalmaktır. ”

Düşmanda dost da insanın kendi ülkesinden çıkıyor. Film hakkında daha fazla bilgi isterseniz.

Herkese iyi seyirler

Sevgiyle

Yasemin Emre

Kafes, “Bird Box”Film



“Kaosun tam ortasındayız.” “O zaman artık bir şeyler değişmek zorunda.”


Merhaba,

Görülmemesi gereken korkunç bir şey… Ona atılan bir bakış kişiyi ölümcül bir deliliğe sürüklüyor. Ne olduğunu ve nereden geldiğini ise kimse bilmiyor.

Kitabın yazarı, Josh Malerman ve kitabıyla ilgili yorumlar.

Buna benzer bir korku öyküsü şimdiye kadar hiç anlatılmadı. Josh Malerman bu işi biliyor.”

– Hugh Howey –


https://youtu.be/RHhoWXQUsEc


Okur yorumu, Bence, dünyanın sonuna dair, muhtelif seneryolar var. Kafes/Bird Box filminde de o sonlardan biri yaşanıyor.

Korku boyutu herkesi ele geçirmeye çalışıyor. Bu durumdan İlk etkilenen duyu ise gözler oluyor. İnsanlar ölmeye başlıyor.

Yaşanan bu durumdan, sadece deliler etkilenmiyor.

İçinde bulundukları durum zorlu olsa da zaman geçtikçe bir umut ışığı beliriyor.

Filmin sonunda bu “umut” kuş sesleriyle bizi karşılıyor.

Herkese iyi seyirler.

Sevgiyle

Yasemin Emre

Prometheus Film


“Bazen yaratmak İçin var olanın yok olması gerekir.”

Merhaba,

Prometheus, kelimesinden filme ulaşan yolculuğum. Ve satırların akışında bir replikte can bulacak bilgi ve insanoğlunun içinde bulunduğu gerçeklik. Bitmez, tükenmez İnsanın arama çabası. Kafasında oluşan sorulara cevap bulabilmek için yaptığı on’larca deneysel çalışma. Yaşamın genetik bir laboratuvar olduğunu eninde sonunda öğreniyoruz. Ve asıl soru ” Neden yaratıldığımız? ve Yaratıcımızın kim olduğu?”

Film eski uygarlıkların bilgisiyle başlıyor. Dünyanın dört bir yanında gelişen medeniyetlerin birbiriyle hiç bir iletişiminin olmaması. Burası biraz düşündürmedi değil. Malum düşünmek için öğreniyoruz.

İki yıl boyunca, eskiden, günümüze kadar olan, her şeyi öğrenmiş bir robot, zamanı geldiğinde uzay gemisindeki tüm görevlileri uyandırıyor. Uyandırma görevi bir robotun elinde… Filmin hepsini anlatmayacağım. Şimdi asıl konuya geliyorum.

Gelecek yaratan yaşlı bir adam ölümsüzlüğü arıyor. Ve yaratıcıların yerini tespit ettikleri yöne giderler. Karşılaştığımız durumlar dünya üzerinde içinde bulunduğumuz tüm ip uçlarını bizlere veriyor.

Yolculuğumda nereye geldim. Rus bir edebiyatçının kitabını okurken, karşılaştığım bir kelime, felseye götürdü. Felsefe de filme…

Yunan mitolojisine göre; çok önceleri Tanrı Titanlar (Devler) egemenmiş dünyamıza. Daha sonra Zeus ve diğer tanrılar, Titanlarla savaşıp onları dünyadan kovmuşlar. Ancak bu savaştan önce iki Titan, Klymene ve İapetos evlenmiş ve hepsi çok güçlü, zeki, özgürlük tutkunu dört çocuk sahibi olmuşlar. Bu dört genç Titan, Zeus’u kesinlikle tanrı ve reis olarak kabul etmiyormuş. Zeus, bunlardan Atlas’ı dünyayı omuzlarında taşımaya mahkûm etmiş. (Dünya haritalarını içeren kitaplara bu yüzden Atlas diyoruz).

BİLGİ ATEŞİ

Olympos Tanrıları kuvvetli ve kudretlidir; Prometheus ise akıllı, yaratıcı ve zekidir. O, her şeyden önce insan dostu olarak Zeus’un karşısındadır. Efsaneye göre Zeus, itaat etmediği için Prometheus’a çok kızıp, onun balçıktan var ettiği ve sevip değer verdiği insanları cezalandırır. Önce insanlar kolayca bulamasın diye bütün besinleri toprağa gömdürür. Sonra en önemli silah olan “Bilgi Ateşini” de onlardan saklar. Çünkü insanların, kendine karşı ayaklanmalarından ödü kopuyordur. Ama tahmin edemediği bir şey olmuş ve Prometheus, ağır bir suç olduğunu bile bile, bu bilgi ateşini insanlara götürmeye karar vermiştir. Böylece insanlar gerçekleri görüp, zalim Zeus’a baş kaldırabileceklerdir. Bir sabah erkenden, ateşe çok benzeyen “narteks” çiçeğini yanına alıp, yola çıkar. Tanrıların yaşadığı İda dağındaki ateşe ulaşır. Nöbetçiler uykudadır. Hemen gizlice bilgi ateşini alıp, yokluğu fark edilmesin diye yerine narteks çiçeğini koyar ve bilgi ateşini götürüp insanlara ulaştırır. Artık bu ateşi söndürmeden korumak insanların görevidir. Prometheus, böylece Zeus’tan da intikamını almıştır.

Bir kelime her şeyle bağ kurar. Bilgi de birbiriyle…

Ayrıca yeni bir gezegende koloni kurma fikrine ne dersiniz?

Permetheus 1 ve 2 sizinle…

Herkese iyi seyirler.

Sevgi’yle

Yasemin Emre

Mary Shelley/Film


“Okumayı sevmek her şeye ulaşabilmektir!”

Merhaba,

Mary Shelley kimdir, Gotik korku romanı Frankenstein ile tanınan İngiliz yazar. Roman, kısa hikaye, drama, biyografi ve gezi yazıları gibi edebiyatın pek çok farklı alanında eser vermiş olan Shelley, ünlü politikacı ve filozof William Godwin’in kızıdır. Yazım hayatı dışında, filozof ve şair olan kocası Percy Bysshe Shelley’in eserlerine yaptığı düzenleme ve editörlük işleri ile de edebiyat camiasında saygın bir yere sahiptir.

Haifa All-Mansour, bu filminde Mary Shelley’nin Frankenstein romanıyla ulaştığı alışılmadık başarıyı, alışıldık romantik drama kalıpları içinde anlatıyor. Mary ile Percy Shelley tanışırlar, birbirlerine aşık olurlar, yakınlarına meydan okurlar, çeşitli engellerle karşılaşırlar. Babasının Mary’ye “Kendi sesini bul” önerisinde bulunması, Percy’nin “Mary yakında hepimizi geride bırakacak bir iş yapacak” demesi, Mary’nin “Bu mümkün mü? Ölüler yaşama geri dönebilir mi?” sorusunu sorması, seyirciye öykünün hangi yöne gideceğinin işaretlerini veriyor.

Seyirci yorumum,
Okumayı sevmek her şeye ulaşabilmektir! Ve insan acılarıyla savaşmayı öğrendiğinde kendi sesine yazmak için ulaşır… İyilik bir şekilde yolunu bulur, kazanır…

Herkese iyi seyirler.

Sevgiyle

Yasemin Emre

Seçilmiş Kişi, The Giver /Film


Merhaba,

Çatışmaların, yoksulluğun, işsizliğin, boşanmanın, haksızlığın ve eşitsizliğin olmadığı bir dünya bu. Aile değerlerinin üstün olduğu, ergenlik isyanlarının duyulmadığı ve görgü kurallarının bile yaşam biçimi olduğu bir zaman dilimi.

Aralık ayı, on iki yaşına gelen herkesin Yaşlılar tarafından belirlenen yaşam görevini aldıkları yıllık Tören zamanı. Jonas, arkadaşı Fiona’ nın Yaşlıların Bakıcısı ünvanını alışını ve neşeli dostu Asher’ in Eğlence Yöneticisi Yardımcısı olmaya hak kazanmasını izler. Ama Jonas özel bir şey için seçilmiştir. Seçilmesi sonucunda adı olmayan ( yalnızca kendisine Aktarıcı denilen) bir adama yöneldiğinde, dünyasının kırılgan mükemmelliğinin altında yatan karanlık sırları fark etmeye başlar.

İnanılmaz bir deneyim yaşayan ve olanaksız bir şeyi üstlenen bir çocuğun, aldatıcı bir basitlikle anlatılmış kışkırtıcı öyküsü bu. Bu öyküde, doğal kabul ettiğimiz tüm değerler sorgulanıyor ve en derin inanışlarımız yeniden gözden geçiriliyor.

Filmle ilgili ekleyecegim sorular,

Sevgi ne demek?

Anılar ne işe yarar?

İyi seyirler…

Sevgiyle

Yasemin Emre