Okuryazarlık, Paulo Freire, Donaldo Macedonia

Eğer, dünyada varolmak nedir diye soracak olursanız, kendime dönüp, size derdim ki meraklı bir yapım vardır.

Paulo Freire

Merhaba,

8 Eylül Dünya OkumaYazma günü kutlu olsun.

Bu anlamlı günde daha önce paylaştığım OkurYazarlık Paulo Freire kitabını tekrar hatırlatmak istedim.

Sizlerin de konuyla ilgili kaynak kitaplarınız varsa paylaşıma beklerim.


Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatmak amaçlı.


Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Okuryazarlık, Paulo Freire, Donaldo Macedonia

Okuryazar olmak özgür olmak değildir; insanın sesi, tarihi ve geleceği ile ilgili hakkını geri kazanma savaşında var olmak ve etkin olmaktır.

Merhaba,

Paulo Freire ve Donaldo Macedo, bizi okuma-yazma bunalımını yeniden değerlendirmeye çağrıyorlar. Onlar okuma yazmayı yalnız kazanılacak teknik bir beceri olarak değil ; bir kültürel siyasa biçimi olarak görüyorlar.

Okuma-yazmaya, insanları ya güçlendiren ya da güçsüzleştiren bir uygulamalar dizisi olarak bakılıyor. Böylelikle okuma ve yazma, var olan toplumsal biçimlenimleri yeniden mi üretiyor, yoksa demokratik değişimi yükselten bir kültürel uygulamalar dizisi olarak mı hizmet ediyor?

Paulo Freire ile sohbet videosu kitapla ilgili bilgileri içeriyor.

https://youtu.be/JHGL7GLl1yg

Freire’in bütün yazılarında, tartışmasının özü hep aynı kalır; okuma-yazma konularında, apaçık olanlar asla göründüğü gibi apaçık değildir. Her metnin içinde gerekli olan, fakat huzursuz edici bir sorgulama saklıdır; Niçin okuma-yazma araştırma ve uygulamaları, okuryazar davranışının, kültürün kendi içinde de görünen toplumsal ve ideolojik kanıtlarını önemsemez görünüyor?

Okumaz-yazmazlık, bir toplumun yalnızca ekonomik düzenini tehdit etmez, fakat aynı zamanda çok derin bir adaletsizlik oluşturur. Bu adaletsizliğin, okumaz-yazmazların kendileri için karar vermelerinde ya da siyasal katılmalarında yetersizlik gibi, ciddi sonuçları vardır. Bu yüzden, okumaz-yazmazlık, demokrasinin dokusunu tehdit eder. Toplumun demokratik ilkelerinin altını oyar.

Paulo Freire bize “öznelliği ve nesnelliği diyalektik ilişkileri içinde kavramaya” yani onun ” bilinçlenme” dediği şeyin hem verdiği umutları, hem de taşıdığı sınırlılıkları anlamaya ve çabalarını bu yönde odaklaştırmaya çalışırken, kendini neredeyse “bilinçlenmenin gizemini çözmenin peşine düşmüş, apaçık olanı arayan bir gezgine” çevirdiğini anlatır.

“Bu göçebe rolünü oynarken aynı zamanda, apaçık olanın bizim eleştirel düşüncemizin nesnesi olarak nasıl önemli duruma geldiğini öğrenmekteyim” der.

Biz öğrencilerin neyi öğrenmesine yardım ediyoruz?

Tam olarak neden, insanların okuması ve yazması gerektiğinin önemli olduğunu düşünüyoruz?

Öğretme ve öğrenme, özyapısında diyalogcudur. Diyalogcu eylem, Freire’in bilinçlenme olarak adlandırdığı bir tutum olan, kişinin kendisinin bir bilen olduğunun ayırdında olmasına bağlıdır. Bu “eleştirel bilinç” felsefi olarak sağlam bir dil görüşünden beslenir ve yalnızca aklın egemen olduğu, duygusallıktan uzak bir “insana saygı” ile canlanır.

Kitaptan aktarılacak o kadar şey var ki.

Okurken not aldığım farklı konularda oldu. Türkiye’nin içinde bulunduğu gerçekliği de yazdığım , yazıyı ilerleyen zamanlarda paylaşacağım.

Herkese iyi okumalar.

Sevgiyle,

Yasemin Emre