10’lar Konseyi, Baran Aydın

Onlar, fırsat bulsalar benide öldürürler.

Mustafa Kemal Atatürk

Merhaba,

İnsanın sırdaşının bedeninde de bir karşılığı vardır.

İçsesin muhafızı damarlarımızda alan kandır. Kan’ın bir hafızası vardır. İçsesin kadim hafızası… Bu sebepledir ki, tüm kadim bilgiler damarlarımızda akan kanın sırrını araştırıp durmuşlardır.

Sırdaşımıza sahip çıkmak; kanımıza ve dolayısıyla kadim hafızamıza sahip çıkmak demektir.

En doğru tabirle, yaratıcının bize emaneti olan sırdaşımıza sahip çıkabilmek; yeryüzündeki en büyük direniş ve başkaldırıdır! Çünkü sırdaşımızın bize emanet edildiği günden bu yana, onu katletmek için fırsat kollayan kadim bir teşkilat vardır.

Bu kadim konseyin adı Onlar Konseyi’dir. Konsey, Kan’a ait sırrın peşindedir. İnsan ile ona içsesinden hitap eden sırdaşının arasındaki bağı kesmek için bu sırrın peşindedir.

İçsesimiz bir daha bize hitap edemeyecek şekilde susturulmak istenmektedir.

Kısacası konseyin hedefi insan denen ırkı ortadan kaldırıp, yeni bir canavar nesil yaratmaktır.

Konseyin bu hedefini günümüzde dahi hala tam anlamıyla gerçekleştirememesinin nedeni Türklerdir.

Onlar Konseyi’nin bu kadim gayesine karşı; evrende insana emanet edilen sırrı korumakla görevlendirilen kavim Türklerdir. İnsanlık düşmanını tanırken; muhafızına da sahip çıkmalıdır!

Bu sırrı bilen birçok Türk büyüğü tarih sahnesinde iz bırakmıştır.

Atatürk, insana emanet edilen sırdaşa ait deruni ilme ve bilgeliğe vakıf olduğu içindir ki, “Ey Türk istikbalinin evladı!” diyerek haykırdığı cümleyi “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” diyerek bitirmiştir.

Kadim Türk bilgeliğine on bin yıldır düşman olan bir konsey!

Türklüğün var olduğu ve mührünü vurduğu her yerde, Türk’ün karşısına çıkan bir teşkilat!

Konseyin en belirgin izi, Atatürk’ün ağzından çıkan bir cümlede ve Göktürk geleneklerine göre inşa edilen Anıtkabir’de sırlanmıştı.

Platon, bir devleti yönetecek gizli bir teşkilatı anlatırken, mavi kaftan giyen 10 kişiden bahsetmişti. Homeros İLYADA’da Truva Savaşı’nı kazananlara 10 kişilik konsey demişti. Atina’da ve Roma’da cumhuriyeti kuran teşkilatın ismi antikçağ tarih kitaplarında 10’lar Konseyi olarak ifade edilmişti.

Hz. İbrahim’e sorun çıkaran 10 kişi ve kavim Tevrat’ta; Hz. Yusuf’u kuyuya atarak “Biz çok güçlü bir heyetiz” diye böbürlenen 10 isim Kuran’da; Musa’nın kavminin Sina Çölü’nde kırk yıl dolaşmasına neden olan, vahye karşı gelen 10 kavmin liderinin durumu ise İncil’de elçiler vasıtasıyla anlatılmıştı.

Fatih’e 41 kez suikast düzenleyen Venedik merkezli teşkilatın ismi 10’lar Konseyi idi. Floransa’da Rönesans dönemini başlatan yapının ismi Machiavelli tarafından gururla 10’lar Konseyi olarak ilan edilmişti. Westminster Projesi ile İngiliz Krallığı’nı ele geçiren yapı, tarihi belgelere 10’lar Konseyi adı ile yazılmıştı. Osmanlı’ya Sevr’i dayatan, Paris Barış Konferansı’nı yöneten grubun ismi 10’lar Konseyi idi.

10’lar Konseyi KaBaRa inancı, cinayet ritüelleri, kullandığı sembol ve peşinde olduğu Kan’a ait sır ile birlikte tarihte ilk kez deşifre ediliyor…

Baran Aydın, son kitabının arka kapağından işte böyle sesleniyor. Düşünüyorum da böyle değerli kitaplar neden en çok satanlar listesinde yer almaz.

Konuyla ilgili muhtelif birçok bilgi var. Yeniden çerçevelenen bilgiyle farkındalık adına okuduğum satırlarda bulduklarımı sizlerle paylaşmak üzere yazıyı taslak olarak buraya bırakıyorum.

Okumayanlara tavsiye, okuyanlara bilgiyi hatırlatmak için.

Yazarlar sizi okumaya davet ediyor.

Okuyunuz…

Sevgiyle,

Yasemin Emre

Nutuk, Gazi Mustafa Kemal Atatürk

“Ben çocukken yoksuldum. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım.”

Mustafa Kemal Atatürk


Diğer bölümlerini YouTube ‘dan seyredebilirsiniz.


Ey Türk gençliği!

Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti’ni sonsuza kadar korumak ve savunmaktır.

Zorla ve aldatmacayla sevgili vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve ülkenin her köşesi fiili olarak ele geçirilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acıklı ve daha korkunç olmak üzere, ülkenin içinde iktidara sahip olanlar aymazlık ve sapkınlık ve hatta hainlik içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını istilacıların siyasi emelleriyle birleştirebilirler. Ulus, yoksulluk ve sıkıntı içinde yorgun ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin evladı!

İşte, bu durum ve koşullar içinde bile görevin, Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun güç, damarlarındaki soylu kanda mevcuttur!

İzindeyiz Atam.

Ne Mutlu Türküm Diyene…

Sevgiyle

Yasemin Emre


Hakan Abi, hediye kitap İçin teşekkür ederim. “Atam’ızdan aldığım ışığı yayıyorum.”

Türklerin Kökeni!

Atatürk 1922′de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 130. toplantısının birinci oturumunda yaptığı konuşmada Türklerin kökeni hakkında şöyle diyordu:

Efendiler,

Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Yâfes’in oğlu olan kişidir.”

Çok şükür ki, Tanrı bu lütfü Türklere vermiştir. Gerçekten de Türkler inananlara karşı son derece mütevazı, onlara saldıran inançsızlara karşı son derece amansız olmuşlardır.

“Türkler, Nuh peygamberin oğullarından Yâfes’in Türk adlı oğlunun neslindendir.

“Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Hz. Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Yâfes’in oğlu olan kişidir.”

Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa MÖ 1328 yılında Çin tarihinde “Tu-Kiu” şeklinde görülmektedir.

Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS VI yy’da kurulan Göktürk İmparatorluğu ile olmuştur. Orhun kitabelerinde yer alan “Türk” adı daha çok “Türük” şeklinde gösterilmektedir. Bundan dolayı Türk kelimesini Türk Devlet’inin ilk defa resmi olarak kullanılan siyasi teşekkülün Göktürk İmparatorluğu olduğu bilinmektedir.

Göktürklerin ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, sonrada Türk milletini ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.

MS. 585 yılında Çin İmparatorunun Göktürk Kağanı İşbara’ya yazdığı mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye hitap etmesi, İşbara Kağan’ın ise Çin İmparatoruna verdiği cevabi mektupta “Türk Devlet’inin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti” hitapları Türk adını resmileştirmiştir.

Orhun Kitâbeleri’nde Türk sözü daha çok “Türk Budun” şeklinde geçmektedir. Türk Budun’un ise Türk Milleti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde o boylardan kavimlerden gelen büyük bir topluluğa mensubiyeti belirleyen bir kavim olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.

  • Yafes, Yafesi soyu kabiesi

  • Ham, Hami soyu kabilesi

  • Sam, Sami soyu kabilesi toplumların ataları oldu.

Nuh’un ilk torunları

Yafes’in oğulları: Turk, Gomer, Magog, Madai, Javan, Tubal, Meshech ve Tiras. (Türk kavimler)

  • Ham’ın oğulları: Cush, Mizraim, Put, Caanian ve Aamelikan (Yahudi kavimler)

  • Sam’in oğulları: Elam, Asshur, Arpachshad, Lud ve Aram, (Arap kavimler)

  • Yafes’in oğullarının dağıldığı coğrafyanın tümünde Türk boyları göze çarpmaktadır.

Şu halde Türkler, Nuh Tufan’ından beri var olan, ilk devleti kuran, dünyanın en eski dilini kullanan ve hem Tevrat’ta, hem de Kur’an ı Kerim’de övülmüş, dünyanın dört bir yanına yayılmış bir Millettir. Görüldüğü gibi Türk, bir ırkın adı değil binlerce yıldır var olan şanlı bir Milletin adıdır.

Sevgi’yle

Yasemin Emre

Kendini Tanımak /Mustafa Kemal Atatürk

Merhaba,

Ulusalbilincin oluşmasının ilk gereği; milletin kendini tanıması, bu yoldan yürüyerek ulusal benliğini bulmasıdır. Bu, o milletin, varlığını sürdürmesi, dünyada saygı görmesi için kesinlikle gereklidir. Bir millet büyük olabilir, ancak kendini tanımakla daha büyük olur.

Atatürk, Türk milletini kendi özünü tanımaktan alıkoyan neden ve engellerin üzerine yürümüş, onları olabildiğince yıkmış, çoğunu yok etmiştir. Durmadan da bu engellerin yıkılmasını, imha edilmesini istemiştir. Şöyle demiştir:

“Dünyanın size saygı göstermesini mi istiyorsunuz? Öyleyse önce siz kendinize, kendi benliğinize saygı gösterin, kendi milliyetinize saygı gösterin; duygu olarak, düşünce ve eylem olarak, her işinizle ve her hareketinizle! Çünkü ulusal benliğini bulmayan bir millet başka milletlerin avı olur. Öyleyse prensip şudur: Türk milletinin benliği, ulusal dili ile birlikte bütün hayatında egemen olacak, esas olacaktır.”

Mustafa Kemal Atatürk

Her şey öğrenmeye yönelik çalışan bir zihniyetle başlar.

Merhaba,

Değişime açık olmayan hiç kimse günümüz dünyasında ayakta kalamaz; çünkü değişimler bizi sürekli olarak geliştirir. Liderler, bunun yanı sıra değişimlere ayak uydurmanın en etkili yolunun her zaman bir adım ileri gitmek ve kendini düzenli olarak yeniden keşfetmek olduğunu da çok iyi bilirler. Ama nasıl?

İlgi alanlarındaki gelişmeleri takip ederek; profesyonel öğrenme zihniyetini benimseyerek ve yenilgilerin bizi alt etmesine izin vermeyerek bunu başarabiliriz. Takılıp kalanların hayatta hep yenilen İnsanlar olduklarının, diğer yanda başarılı insanların ise bu yenilgileri bir hayat dersi olarak gördüklerinin ve bu yenilgilerin içerisinde ya da gizli fırsatları aradıklarının bilincindedirler.

Araştırın

 Enine boyuna tartın

İnceleyin

Yol alın

Bir başlangıç yapın

Uygulayın

Sevgiyle
Yasemin Emre

Yol gösteren IŞIK ! 

Bize yol gösteren ışığın ya da üzerimizi kaplayan gölgenin bilincinde miyiz?


Merhaba,

Lider, düşünmeye vakit ayıran kimsedir. Hayat üzerine kafa yorar. İnsanlar üzerine kafa yorar. Dünya üzerine düşünür. Toplum üzerine ve şimdiye kadar yanlış yapılanların nasıl düzeltileceği hakkında kafa yorar. Lider, kendi özüyle yeniden ilişki kurmak ve sonra diğerleriyle ilişki kurabilmek için çaba harcayan kişidir. Bunu yüzeysel değil, derinlemesine yapan kişidir. 

Lider Uyanıktır. 

Sevgiyle

Yasemin Emre

“İstikametimi Daima O Güneşe Bakarak Tayin Eder ve İlerlerim” Mustafa Kemal Atatürk

IMG_1443.JPG

Merhaba,

Gazeteci Bayan Grace Ellson’ın , ” Başarı kazanacağınızdan kuşku duyduğunuz oldu mu? sorusuna karşılık Atatürk’ün verdiği cevap şu olmuştu; ” Hiçbir zaman … Henüz elimde savaş araçları bulunmadığı zamanlarda bile işin bugünkü sonuçları alacağından emindim. ” Bir başka sözü ise şöyledir; … düşmanı kesin olarak denize dökeceğimize dair olan inancımız, hakikaten sarsılmaz idi, daima o sağlamlığı korudu. Çünkü duygusal ve hayale dayalı değil, gözlem, inceleme ve hesaba dayanan tedbirlere ulusumuz bir içtenlik ve güvenle sahip çıkmış bulunuyordu. ” Geleceğe yönelik hedefini nasıl saptandığını ve bu hedef doğrultusunda nasıl yürüdüğünü ise şöyle açıklıyordu; İnkilap , Güneş kadar parlak , Güneş kadar sıcak ve Güneş kadar bizden uzaktır, istikametimi daima o güneşe bakarak tayin eder ve öylece ilerlerim, parlaklığı ve sıcaklığı ilerleme izin verinceye kadar ilerlerim. Tekrar ilerlemeye devam etmek üzere dururum, tekrar o güneşe bakarak yön alırım.” Atatürk, kendisini ziyaret eden Mısır Büyükelçisi’ne bir sabah, Çankaya sırtlarından doğmakta olan güneşi göstererek şöyle der; ” Doğudan şimdi doğacak olan Güneş’e bakınız! Bu gün, günün ağardığını nasıl görüyorsam , uzaktan, bütün doğu uluslarının da uyanışını öyle görüyorum.

Bağımsızlık ve özgürlüğüne kavuşacak daha çok kardeş ulus vardır. Onların yeniden doğuşları, kuşkusuz ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak gerçekleşecektir. Uluslar, bütün güçlere bütün engellere rağmen engel olanları yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve uluslar hiçbir renk,din ve ırk farkı gözetmeyen Yen’i bir ahenk işbirliği egemen olacaktır.”

Bu son cümle, dinlerdeki, dünyanın sonlarına doğru kurt ile kuzunun bir arada dostça bir olacağı, din ırk, millet, renk ayrımı gözetilmeden insanların mutlu, huzurlu bir dönem yaşayacaklarına ait inancı hatırlatıyor. Benzeri yaklaşımlar çeşitli Okültizm’e ve ezoterik öğretilerde de “Altınçağ” adıyla anılıyorlar.

Atatürk’ün kendi el yazısıyla “Tekamül” ile ilgili görüşleri . Yazısında İnsanlığın birliğinin ancak, barışa doğru yürüyüşle gerçekleşeceğini vurguluyordu.

img_1825

Prof. Dr. Afet İnan ; Atatürk Hakkında Hatıra ve Belgeler” adlı kitabında gelecekle ilgili olarak, onun ilginç bir hatırasını naklediyor. Atatürk 9 Ocak 1936 Perşembe günü Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin açılış dersinde okumadı için Afet İnan’a ; “Tarih belgelerinin ilerideki keşifleri buna dayanacaktır. Her tarihi kişinin söylediği sözler toplanabilecek ve böylece biz onları kendi seslerinden ve sözlerinden dinleyeceğiz.” diyerek hazırladığı yazıyı verir. Afet İnan şöyle diyor; Bu çok uzak gelecekte belki olabilecek keşfin benim ifadem olarak verilmesine cesaret edemeyeceğimi kendisine söylediğim zaman canı sıkıldı ve ‘ Bunlar bir gün olacaktır , görürsünüz, işitirsiniz dedi. Bu yazının verilmesinden 30 yıl sonra yine aynı ay ve günlere tesadüf eden 1 Ocak 1966 da şöyle bir haber yayınlandı;”Venedik’in Saint George Adası’ndaki Benedictis Manastırı laboratuvarlarınd, manastır rahiplerinden Pellegrino yönetiminde, seslerin ayrımı esasına dayanan çok dikkate değer araştırmalar yapılmaktadır. Bununla beraber Saint George Adası’ndaki bilim kurulunun geçmişe ait sesleri toplayacak elektronik araçlar meydana getirmeye çalıştığı sanılmaktadır. Bilginler özellikle Demosten , Pisagor ve Jül Sezar söylevlerinden kendi sesleri ile parçalar elde etmeye çalışmaktadır.

Alıntı, Ata Nirun

Sevgi’yle

Yasemin Emre