ŞİİR YAZMAK

Sevgili Okur,

Jung, ne sanata bir hastalık gibi bakmıştır, ne de sembolleri, birer semptom olarak değerlendirmiştir. Ona göre, üstü kapalı bir unsur olan sembol, bir sözün sahip olduğundan çok daha fazlasına sahiptir. Ayrıca, şiiri psikolojik analize tabi tutmak yerine, ona anlam kazandıran şaire sorumluluk yüklemiştir. Jung, dolaylı olarak tüm insanların şair olduğunu ve yaratıcılığın farklı unsurlarıyla eşsiz bir anlam sistemi dünyası geliştirdiklerini belirtmiştir.

Whitmont ve Kaufmann analitik psikoloji bağlamında sanatı şu şekilde almıştır: “Genellikle sanatsal ürün, indirgemeci bir şekilde, sanatçının aile topluluğuna ya da çocukluk travmalarına dayandırılarak analiz edilir. Ancak ilham veren sanat, bunun çok ötesindedir. Hepimizde var olan sonsuz ve şeylerin bireysel ifadesidir. (…) Yaratcılık, arketipik biçimlere, artekitiplerin istilasına uğramdan, gerçekçi ve görülebilir bir ifade kazandırma yetisinin işe koşulmasını gerektirir. Sanatçı (…) nevrotik olduğu için değil; ancak ve ancak yaratıcı olduğu için üretir ve kendi içindeki güçlere karşı amansız bir mücadele verir.”

Adler şairin, bireyin yaşam tarzını anlama yeteneğine saygı duymuştur:
“Şairlerin, içinde yaşadıkları ortamdaki etkinlikleri aracılığıyla kurdukları yakın ilişkilerde bütünüyle görünmez olarak kişisel yaşamları, davranışları ve ölümü gösterme yeteneklerine hayran oluruz. Bir gün, mutlak gerçeğe giden yolda sanatçıların, insanlığın gerçek liderleri olduğu anlaşılacaktır. Bireysel psikoloji anlayışına ulaşmamı sağlayan eserler arasında, peri masalları, İncil, Shakespeare ve Goethe doruk noktası olarak öne çıkar.”

Zinker, şiirin tamamlanmamış haline değinmiştir: “Bir şiir binlerce kez yeniden yazılabilir. Her biri, kişinin düşünce süreçlerini yeni bir biçimde deneyimleme girişimidir. Yeni kelimeler, birinin deneyimlerine, düşüncelerine, kelimelerine ve imgelerine göre kendilerini değiştirir. Benzetmeler ve metaforlar, tıpkı sıkı dostların konuşmasındaki gibi akıcı birşekilde karşılıklı taşınır. Yeniden yazılan her şiir, süren bir ilişkinin her bir birimi gibi kendi iç geçerliliğine sahiptir.”

Şairler Neye Yarar?

Varlığın hakikatini değil, hakikatin varlığını arıyoruz.

Varlığın açık olarak görüldüğü yer de sanat eseridir…Sanat eserindeki hakikat ise, açıklıkta/ aydınlıkta görülür ki, açıklık da anlamlılığın kaynağında yer alır.

Teknik düşünmede insan, doğa ve şeylerin, sanat eserinde kendileri olarak görünmelerinin ardına düşülerek, onların olmaya bırakıldığı şiirsel düşünmeye çağrılırız.

Bir Şiir Olmayı Bilmeli

Bir şiir olmayı bilmeli,

Bakabilmeli, yürek penceresinden.

Akıp giden,

Sade ellere ulaşabilmeli.

Birbirimizle olan bağları

Anlayabilmeli.

Ve yürüdükçe birliğe,

Varabilmeli insan.

Umudun yolculuğunda,

Ulaştığı “Sevgi“de,

Kabuğunu geride bırakıp,

Gerçek“le bütün olabilmeli.

Yazan, Yasemin Emre

Üretmek ile yaratmak arasındaki fark nedir?

Sanat ne suretle varolur?

Eserin yaratılmış olması, sadece yaratma sürecinden kavranabilir.

Yaratılana yani esere bakıp, eserin ne gibi özellikleri var diye sorulmaz. Yaratıcıya yani sanatçıya gidip onun hayal gücü veya dehasına yaslanılmaz.

Eser bir hareketle, süreç içindeki açığa çıkma etkinliğiyle anlaşılır.

Eseri ortaya koyan yaratma etkinliğinin üretmeden farkı görülür.

Bu haliyle eserin tüketilen bir şey olmayıp, tükenmeden varlığını sürdüren bir şey olduğu düşünülür.

Yaratma bir meydana getirme, ortaya çıkarma olarak düşünülebilir. Bununla birlikte üretme de bir ortaya çıkarmadır. Bu ikisini nasıl ayırabiliriz?