Cesur Yeni Dünya / Aldous Huxley

Dünyaca ünlü İngiliz yazar ve düşünür Aldous Huxley, 1894’te İngiltere’de dünyaya geldi. On altı yaşında, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu bir yıl kör kalması, Huxley’in iç dünyasını keşfetmesine olanak verdi. Eserlerinde çağdaş toplumun kusurlarını zekice ve acımasızca yargılayan yazarın en En bilinen eseri Cesur Yeni Dünya (1932), II. Dünya Savaşı öncesinde tehlikeli bir şekilde kontrolden çıkmakta olduğunu hissettiği toplumun karmaşasına gösterdiği düşünsel tepkileri içerir.

Distopya Nedir?

Gelecekte olabilecek olumsuz toplumları tanımlamak için kullanılan ‘distopya’ kelimesinin kökeni eski Yunancaya dayanır. Anti ” ütopya diye de adlandırabileceğimiz distopyayı oluşturan ‘dis’ ve ‘topya’ hecelerinin kökü eski yunancada ‘kötü’ ve ‘yer’ olarak yer alır.

Distopik toplumlar zulüm, terör, fakirlik, sefalet veya çok ilerlemiş teknolojinin topluma olumsuz yansımasının olduğu kurgusal toplumlardır. Bu toplumlarda ağırlıkla baskıcı, otoriter/ totaliter bir devlet sistemleri vardır. Bu kurgularda toplum çoğunlukla aşırı nüfus ile birlikte kişisel veya genel tüm özgürlüklerin kısıtlaması veya kontrol altındadır. Konuşma, düşünme, yazma veya cinsel özgürlükler gibi hakları kontrol eden yasalar vardır ve toplumdaki herkes gözetim altında yaşar. Bu yaşam sonucunda yani kişisel özgürlüklerini kaybetmiş kişiler dayanılmaz yaşam koşulları altında hayatta kalma mücadelesi verirler. Sınıf, din, kişilik, cinsellik, mahremiyet vb. her türlü konuda baskı ve kontrol vardır.

Cesur Yeni Dünya gelecek hakkındadır ve sanatsal ya da felsefi nitelikleri ne olursa olsun, gelecekle ilgili bir kitap bizi ancak geleceğe dair kehanetleri akla uygun şekilde gerçekleşebilirse ilgilendirir. Modern tarihin eğik düzleminde on beş yıl ileride şu an bulunduğumuz noktada, gelecekle ilgili kehanetleri ne kadar akla yatkındır? Bu acı dolu aralıkta 1931’de öngörülerini doğrulayan ya da geçersiz kılan neler olmuştur?

Hipnopedya, sayesinde herkes mutludur ; herkes çalışır ve herkes eğlenir. “Herkes herkes içindir.”

Hipnopedya Nedir?

Cesur Yeni Dünya kitabında uykuda öğrenme (hipnopedi) çok güzel bir şekilde tasvir edilir. Önceleri böyle bir şeyin sadece bilim kurgu filmlerinde olacağı düşünülüyordu ancak günümüzde mümkün olduğu keşfedildi. Şimdilik istediğimiz bilgileri beyne yerleştiremiyoruz ancak beynin biz uyurken yeni bilgiler oluşturabildiğini gördük. Fransa’da PSL Research Üniversitesi’nde çalışan bilim insanları uyuyan bir beynin yeni anılar oluşturabileceğini keşfetti. Araştırmacılar, insanlar uyurken onlara karmaşık sesler çaldılar ve uyandıktan sonra bunları hatırlamaları istendi. Uykudan uyanan katılımcılar çalınan sesleri tanımayı başardılar.

Herkese iyi okumalar.

Sevgi’yle

Yasemin Emre

Reklamlar

Şu an evrenin neresinde olduğunu bilmediğim okuruma sesleniyorum. Yevgeni Zamyatin

Yazılmış en iyi bilim kurgu kitabı. İyi, zeki ve güçlü bir kitap ; duygusal açıdan sarsıcı ve teknik açıdan, bilimkurgunun metafor menzilini kullanma tarzıyla, o zamandan bu yana yazılmış, birçok kitaptan çok daha ilerde.

Ursula K.Le Guin

Zamyatin’in romanı 1921 yılında yazıldı, Rusya’da yayımlanamadı, yayımlanmadı İçin Almanya’ya gönderilen romanın 1923 yılında Çekçe çevirisi yayımlandı, ertesi yıl İngilizceye çevrildi ve sonra 1927’de Çekçeden Rusçaya bir çevirisi yapıldı, ama özgün Rusça metin ilk kez 1952 yılında Amerika’da yayımlandı.

Zamyatin, romanın karekterlerini, yani numaraları Ve uzay aracını isimlendirirken genel olarak Latin alfabesi kullanıyor. ( D,I,O,R,S Integral), fakat sadece bir karekter (|-O) Kiril alfebesini yeğliyor. Rusça özgün metinde kolayca, görünen, ama Latin alfabesi kullanan dillerde kaybolan ya da korunmayan bu ayrımı göstermek üzere, bu edisyonda isimler İçin koyu renkli harfler kullanıldı.

Bu kitabın konusu aslında Makine, yani İnsanın düşüncesizce şişesinden çıkardığı ve tekrar şişesine sokamadığı o cin…

Tek devletin Numaralarına iyilikçi adına duyurulur: Yeteneği olan herkes Tek Devlet’in güzelliği ve büyüklüğü konusunda tezler, manifestolar, methiyeler veya başka yazılar yazmakla yükümlüdür. Integral’in taşıdığı ilk yük bu olacak.

Yaşasın Tek Devlet, yaşasın Numaralar, yaşadın iyikilçi!

1984, Cesur Yeni Dünya, Fahrenheit 451 en sevdiklerim arasındadır. 1920 yılında yazılan Biz adlı ütopya ise tüm bu saydığım eserlere ilham kaynağı olan bir kitaptır. Durum böyle olunca bir an önce Biz‘i okumaya karar verdim. Fakat diğer eserlerden farklı olarak Biz için daha iyi bir oda daha iyi bir konsantre gerekir diye düşündüm. Sonuç itibari ile 4 yaşında Gogol okumuş bir yazarın romanı idi Biz öyle kolay okunmaz mutlaka daha az sürükleyici daha yorucu bir dili vardır diye düşündüm. Yanılmışım. Biz elden bırakılmayan türden bir başyapıtmış.

Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley kitabımda Nadir Kitap aracılığıyla ulaştı. Kitap hakkında sizlere neler aktaracağım.

Herkese iyi okumalar.

Sevgi’yle

Yasemin Emre

Yuval Noah Harari – İnsan Gelecek(te) Olacak Mı?

Bugün sizle gelecek hakkında konuşmak istiyorum, türümüzün geleceği, yaşamın geleceği hakkında. Biz büyük ihtimalle homo sapiens’in son nesillerinden biriyiz. Bir veya iki yüzyıl içinde, dünyaya bizden çok farklı olan varlıklar egemen olacak, tıpkı bizlerle Neanderthaller veya şempanzeler arasındaki fark gibi… Çünkü gelecek nesillerde, bedenleri, beyinleri ve zihni nasıl düzenleyeceğimizi (to engineer) öğreneceğiz. Ekonominin temel ürünü bu olacak, 21. yüzyıl ekonomisinin… Tekstil, araçlar veya silahlar değil, bedenler, beyinler ve zihinler… Tam olarak, gelecekte gezegenin efendileri nasıl görünecek? Buna, veriye sahip olan kişiler tarafından karar verilecek. Veriyi kontrol edenler, geleceği -sadece insanlığın geleceğini değil, yaşamın geleceğini de- kontrol edecekler. Çünkü bugün dünyada en değerli mülk, veri.

Antik zamanlarda toprak en önemli mülktü. Eğer çok fazla toprak çok az kişinin elinde toplandığında insanlık aristokratlar ve avam olarak ikiye ayrılıyordu. Sonra modern çağda, son iki yüzyılda makineler en önemli mülk olarak, toprağın yerine geçtiler. Makinelerin çok büyük bir kısmı çok az kişinin elinde toplandığında, insanlık sınıflara ayrıldı: kapitalistler ve proletarya olarak. Şu anda, veri en önemli mülk olarak makinelerin yerini alıyor, ve eğer çok fazla veri çok az kişinin elinde toplanırsa insanlık sınıflara ayrılmayacak, türlere ayrılacak, farklı türlere.

Peki veri neden bu kadar önemli? Önemli çünkü, öyle bir noktaya ulaştık ki, sadece bilgisayarları değil, insanları ve diğer organizmaları da “hack”leyebiliyoruz. Bugünlerde bilgisayarları, e-posta adreslerini, banka hesaplarını, cep telefonlarını hack’lemek ile ilgili konuşmalar yapılıyor, fakat aslında insanları hack’leme yeteneğini kazanmaktayız. Peki bir insanı hack’lemek için neye ihtiyacınız var? İki şeye: çok fazla hesaplama gücü ve çok fazla veri -özellikle biyometrik veri. Ne aldığım ya da nereye gittiğimle ilgili değil, bedenimin içinde ne olup bittiğiyle, beynimin içinde ne olup bittiğiyle ilgili veri. Bugüne kadar hiç kimse insalığı hack’lemek için gerekli hesaplama gücüne ve veriye sahip değildi. Sovyet KGB’si veya İspanyol Engizisyonu sizi her yerde, 24 saat boyunca takip edebilir, yaptığınız her şeyi izleyebilir, söylediğiniz her şeyi dinleyebilir yine de asla beyniniz ve bedeninizin için ne olup bittiğini anlamlandıracak, nasıl hissettiğinizi, ne düşündüğünüzü ve istediğinizi anlayacak bir hesaplama gücüne ve biyolojik bilgiye sahip olamazdı. Fakat günümüzde iki eşzamanlı devrim sebebiyle bu durum değişmekte: bir yanda bilgisayar bilimindeki, özellikle de makine öğrenmesi ve yapay zekadaki, gelişmeler bize gerekli hesaplama gücünü veriyor. Aynı zamanda biyolojideki ve özellikle zihin bilimindeki gelişmeler bize gerekli biyolojik kavrayışı sağlıyor. Charles Darwin’den günümüze gelen 150 yıllık biyolojik araştırmayı yalnızca iki kelimede özetleyebilirsiniz: organizmalar algoritmalardır. Bu modern yaşam bilimlerinin başlıca anlayışıdır. Virüs, muz ya da insan olması önemli değil, organizmalar sadece biyokimyasal algoritmalardır. Biz de bu algoritmaları deşifre etmenin yollarını öğrenmekteyiz.

İki devrim bir araya geldiğinde, bilgi teknolojileri devrimi biyo-teknoloji devrimiyle karşılaştığında, ortaya çıkan insanların hack’lenmesi yeteneğidir. Belki de bilgi teknolojileri ve bito-teknolojilerinin bir araya gelişinin en büyük icadı beyin ve bedendeki biyo-kimyasal süreçleri bilgisayarların saklayıp analiz edebileceği elektronik sinyallere dönüştüren biyo-metrik sensörlerdir. Yeterli miktarda biyo-metrik enformasyona ve yeterli hesaplama gücüne sahip olduğunuzda beni, benim kendimi bildiğimden daha iyi bilecek algoritmalar geliştirebilirsiniz. Ve insanlar kendilerini aslında çok da iyi tanımıyorlar. Bu yüzden algoritmaların bizi kendimizden daha iyi tanımak yolunda şansları yüksek. Biz kendimizi gerçekten tanımıyoruz. Örnek olarak, yirmi bir yaşımdayken, yıllarca yaşadığım reddediş sürecinin ardından, gay olduğumu fark ettim. Bu istisna bir durum değildi. Bir çok gay, reddederek uzun yıllarca yaşıyor, kendileri hakkında çok önemli bir şeyi bilmeden yaşıyorlar. On ya da yirmi yıl içinde şöyle bir durum hayal edin: bir algoritma herhangi bir genç için o kişinin eşcinsel-heteroseksüel spektrumunda nerede konumlandığını söyleyecek, bu pozisyon ne kadar şekillendirilebilir olsa da… Algoritma sizin göz hareketlerinizi, kan basıncınızı, beyin aktivitenizi ölçelerek size kim olduğunuzu söyleyecek. Belki siz kişisel olarak böyle bir algoritmayı kullanmayı tercih etmeyeceksiniz. Fakat kendinizi sıkıcı bir doğum günü partisinde, okuldaki sınıfınızdan bir arkadaşınızlayken, arkadaşlarınızdan birisi müthiş bir fikirle, bu yeni “cool” algoritmayı duyduğunu…

Gelecekte insan olacak mı? Sorusunu da şairlere yöneltiyor.

Sevgi’yle iyi seyirler ve okumalar.

Yasemin Emre

İnsanın yükselişini ne açıklayabilir?

Yetmiş bin yıl önce, insan atalarımız, diğer tüm hayvanlarla birlikte Afrika’nın bir köşesinde sadece kendi işine bakan önemsiz hayvanlardı. Oysa ki bugün pek azı, Dünya’ya insanların hükmettiğini reddedebilir; tüm kıtalara yayıldık ve hareketlerimiz diğer hayvanların kaderini belirliyor (muhtemelen Dünya’nın kaderini de). Biz oradan buraya nasıl geldik? Tarihçi Yuval Noah Harari insanlığın yükselişi için şaşırtıcı bir neden öne sürüyor.

İyi seyirler.

Sevgi’yle

Yasemin Emre

Hakikat hakkında bir kaç kelime

img_8129

Yaşayan bir edebiyat saatini düne ya da bugüne göre değil, yarına göre ayarlar.

O, seren direğine çıkmış bir gemici gibidir; direğin tepesinden batan gemileri, buzdağlarını ve yaklaşan fırtınaları görür; güvertedekiler ise bunlardan habersizdir.

Fırtınalı havada gözcüye gerek vardır. Ve şu anda hava fırtınalı ;dört bir yandan imdat çağrıları geliyor. Daha dün, bir yazar güvertede sakin sakin dolaşıp manzara resimleri çekebiliyordu; ama dünya 45 derece yan yatmışken, yeşil dalgalar bizi yutmaya hazırlanır, geminin gövdeside çatırdarken kim ister manzara resimlerine bakmayı!

Eğer yeniden, baştan başlayabilseydik nasıl, neyle yaşardık? Ve ne İçin? Bugün edebiyatta bize gereken, seren direğinin tepesinden, uçaklardan görünen dev felsefi ufuklardır; bize gereken en nihai, en korkunç ve en korkusuz “Neden?” ler ve “Sonra ne olacaklar?” dır.

Yevgeni Zamyatin

Sevgi’yle

Yasemin Emre

Bilim Kurgu Romanıdır bu; olumsuz bir Ütopyadır.

Ursula K LeGuin , Kadınlar Rüyalar Ejderhalardan aldığım notlar sizinle…
“Zamyatin, bildiğini söyledi, yüksek sesle söyledi ve açık seçik, zekice ve cesaretle, sevdiği şeylere ihanet etmeden.”

” Zamyatin’i unutmamakta fayda var” diyor.

Yaratıcı gücünün doruğundayken bir roman yazar. Ulusun giderek katılaşmasına ve otoriterleşmesine karşı parlak bir tanıklık ve tutkulu bir hürriyet savunucusudur. Bilim Kurgu Romanıdır bu; olumsuz bir Ütopyadır.

Ben de unutmadım 1973 de yazılan bu eser Biz kitabının ön tanıtımını yapayım istedim. Bilenlere selam, bilmeyenleri de aydınlatır, diye düşündüm.

🐞🍃Yine yeniden yeni güne Merhaba. Nadir Kitap aracılığı ile Ankara Mefkure Sahaf’a ulaştırdığı için teşekkür ederim.
Sevgiyle

Yasemin Emre

Bazen yaratmak İçin var olanın yok olması gerekir. /Prometheus

Prometheus, kelimesinden filme ulaşan yolculuğum. Ve satırların akışında bir replikte can bulacak bilgi ve insanoğlunun içinde bulunduğu gerçeklik. Bitmez, tükenmez İnsanın arama çabası. Kafasında oluşan sorulara cevap bulabilmek için yaptığı on’larca deneysel çalışma. Yaşamın genetik bir laboratuvar olduğunu eninde sonunda öğreniyoruz. Ve asıl soru ” Neden yaratıldığımız? ve Yaratıcımızın kim olduğu?”

Film eski uygarlıkların bilgisiyle başlıyor. Dünyanın dört bir yanında gelişen medeniyetlerin birbiriyle hiç bir iletişiminin olmaması. Burası biraz düşündürmedi değil. Malum düşünmek için öğreniyoruz.

İki yıl boyunca, eskiden, günümüze kadar olan, her şeyi öğrenmiş bir robot, zamanı geldiğinde uzay gemisindeki tüm görevlileri uyandırıyor. Uyandırma görevi bir robotun elinde… Filmin hepsini anlatmayacağım. Şimdi asıl konuya geliyorum.

Gelecek yaratan yaşlı bir adam ölümsüzlüğü arıyor. Ve yaratıcıların yerini tespit ettikleri yöne giderler. Karşılaştığımız durumlar dünya üzerinde içinde bulunduğumuz tüm ip uçlarını bizlere veriyor.

Yolculuğumda nereye geldim. Rus bir edebiyatçının kitabını okurken, karşılaştığım bir kelime, felseye götürdü. Felsefe de filme…

Yunan mitolojisine göre; çok önceleri Tanrı Titanlar (Devler) egemenmiş dünyamıza. Daha sonra Zeus ve diğer tanrılar, Titanlarla savaşıp onları dünyadan kovmuşlar. Ancak bu savaştan önce iki Titan, Klymene ve İapetos evlenmiş ve hepsi çok güçlü, zeki, özgürlük tutkunu dört çocuk sahibi olmuşlar. Bu dört genç Titan, Zeus’u kesinlikle tanrı ve reis olarak kabul etmiyormuş. Zeus, bunlardan Atlas’ı dünyayı omuzlarında taşımaya mahkûm etmiş. (Dünya haritalarını içeren kitaplara bu yüzden Atlas diyoruz).

BİLGİ ATEŞİ

Olympos Tanrıları kuvvetli ve kudretlidir; Prometheus ise akıllı, yaratıcı ve zekidir. O, her şeyden önce insan dostu olarak Zeus’un karşısındadır. Efsaneye göre Zeus, itaat etmediği için Prometheus’a çok kızıp, onun balçıktan var ettiği ve sevip değer verdiği insanları cezalandırır. Önce insanlar kolayca bulamasın diye bütün besinleri toprağa gömdürür. Sonra en önemli silah olan “Bilgi Ateşini” de onlardan saklar. Çünkü insanların, kendine karşı ayaklanmalarından ödü kopuyordur. Ama tahmin edemediği bir şey olmuş ve Prometheus, ağır bir suç olduğunu bile bile, bu bilgi ateşini insanlara götürmeye karar vermiştir. Böylece insanlar gerçekleri görüp, zalim Zeus’a baş kaldırabileceklerdir. Bir sabah erkenden, ateşe çok benzeyen “narteks” çiçeğini yanına alıp, yola çıkar. Tanrıların yaşadığı İda dağındaki ateşe ulaşır. Nöbetçiler uykudadır. Hemen gizlice bilgi ateşini alıp, yokluğu fark edilmesin diye yerine narteks çiçeğini koyar ve bilgi ateşini götürüp insanlara ulaştırır. Artık bu ateşi söndürmeden korumak insanların görevidir. Prometheus, böylece Zeus’tan da intikamını almıştır.

Bir kelime her şeyle bağ kurar. Bilgi de birbiriyle…

Ayrıca yeni bir gezegende koloni kurma fikrine ne dersiniz?

Permetheus 1 ve 2 sizinle…

Herkese iyi seyirler.

Sevgi’yle

Yasemin Emre